sitez_ARŞİV YAZILAR

Yazmaktan Beter Olmak

Makaleyi dinlemek ister misiniz?

 

1999 yılında hwnüz ne web ne web2.0 bilinirken kimse bize ahkam kesmezken, Google Adsense yokken, Youtube icat edilmemiş, Wikipedia duyulmamış, blog nedir bilinemzken yazmaya karar verdim. (Internet maceram çok daha da eski.)

yazmaktanbeterolmak 1999 yılında hwnüz ne web ne web2.0 bilinirken kimse bize ahkam kesmezken, Google Adsense yokken, Youtube icat edilmemiş, Wikipedia duyulmamış, blog nedir bilinemzken yazmaya karar verdim. (Internet maceram çok daha da eski.) 1999 yılında hwnüz ne web ne web2.0 bilinirken kimse bize ahkam kesmezken, Google Adsense yokken, Youtube icat edilmemiş, Wikipedia duyulmamış, blog nedir bilinemzken yazmaya karar verdim. (Internet maceram çok daha da eski.)
Fotoğraf: Fernando (Creative Commons ile kullanılmıştır. Ama bundan kime ne değil mi? Çalmak varken!)

Bu yazıda tonla imla hatası vardır. Düzeltmek istemiyorum. Nednini okuyunca öğrenecksimniz

Bu mcerada askere gitmeden HTML dilini öğrenmeye başladım. Webdersleri.com ve malina yol göstricim oldu. Kısa sürede fotosşopla ilk sitemi yaptım. Yüzük efsanesi adlı sitede müthiş bir efsaneyi anlatıyordum. Binlerce yıldır aranan Kral ve peygamber Süleyman’a ait yüzüğü. Ayrıca bir çok hikayemde webden yayınlanıyordu.

Bir süre site yayında kaldı. Sonra SuleymanSonmez.com’u ve ardından Mihrace.net’i kurdum. Tüm sitelerimi kendim programladım. Hatta WordPress yokken kendi WordPressimi önce ASP sonra PHP ile yazdım. Bütün bu süreçte ilk gelenlerin yaşadığı artıları ve eksileri aynen yaşadım. Bir teknolojiyi ilk kez denedim. İlk kez öğrenip öğrettim. Bu süreçte Zoque forumda yıllarım geçti. Teknik soruları cevapladım, okudum, yazdım. Sonraları sadece bilisayar yazmak sıkıcı gelmeye başladı ve bir çok kategoride yazmaya başladım. MSN Spaces üzerinde yazdığım siteye hergün binlerce okuyucu gelmeye başladı. Popüler olduğu için tercih etmiştim. Wrdpress yeterince gelişince siteyi olduğu gibi taşıdım.

Bugün ne durumdayız. Alexa’ya göre en çok okunn bloglar arasındayız Google’a göre PR’ımız 5 (Daha önce 5 ti bol bol verdiğim linklerle 4’e düşmüştü ve şimdi siteye verilen bol bol tavsiye linkleri ile yine 5’e yükseldi 🙂  Bilmeyenler için iyi birşey mi? Çok iyi birşey) hergün binlerce insan tarafından okunuyor eleştiriliyor ve herçeşit insanla ama herçeşit insanla ister istemez muhatap oluyoruz. Hiçbir yazar bu denli çok etkileşim yaşayamamıştı halen de yaşayamıyorlar.

Yazdığım yazılarda tek imla hatası olduğunda mutlaka dikkatli okurlarım e-mail yolluyor ve bu hata düzeltiliyor. En ufacık eksik bilgi verdiğimde yorumlarda bu sertçe belirtiliyor.

Bütün bunlarla uğraşmanın yanısıra aslında diğer site yazarları beni yazmaktan beter ediyor.

Ne demek bu?

Geliyorlar en çok okunan yazılarıma bakıyorlar. Sonra aynı konuda hatta paragraflarına dokunmadan kopyalayıp yazıp yayınlıyorlar. Bakıyorum yazıyı 45 bin kişi okumuş. Kaçımızın kaç yazısı 45 bin okundu bilmiyorum. Benim içinde kolay bulunur şey değil. Diyelim 10 – 20 yazı okunuyor böyle. Onlar bir çeşit çekici element oluyor ve daha kültürel daha okunmasını toplumu ileri götürmesini istediğim yazıların da farkedilmesi için bahane oluyor.

Kısacası SEO’dan anladığım benim bu. Arayanın aradığına ulaşması.

Diğer site sahiplerinin bu okunmadan haksız pay çıkarma çabası en kötüsü yazımı kesip biçip rezil etmeleri cidden yazmaktan beter ediyor. Bu bir.

Okuyup yorum yazmadan giden bir milyon 500 bin insan beni yazmaktan beter ediyor. “Sağ ol” iki kelimedir. İsmini yazmakla beraber 10 sn sürer bir yorum ve eminim en az yarısı memnun ayrıldı. Çünkü memnun olmadıklarında gayet güzel bildikleri küfürleri yazıyorlar. Evet küfürde alıyoruz sevgili okuyucum.

Evet yorum yazmayanları söyledik. RSS ime üye olmamaları da beni yazmaktan beter ediyor. 1 buçuk milyon insanın dediğim gibi en az yarısı memnun ayrılıyorsa lütfen 1.500.000 den şu anki RSS sayımı çıkarın. RSS i sadece %5 ‘in kullandığını varsayın işte tablo ortada.

Okurlarım ısrarla “RSS neden özet? neden  tüm yazıyı içermiyor” diyor. Ancak bir çok kişiye tek tek açıkladığım gibi bizim sitelerimizden RSS yayını ile klon site yapanlar oldu. Tıpatıp aynısı hem de otomatik oluyor. RSS yayınının özet olması şu anda şart. Ayrıca tam içerikli RSS reklam gelirlerinin giderek bitmesi demek. Kişinin sitenize bir daha gelmemesi demek. Yorumları okumaması demek. Arabiriminizi bile görmemesi demek. Kısacası tam içerikli RSS istemek yazarı sıfırlayan bencilce bir istek demek. Lütfen düşünün.

Daha web işine gireli bir kaç yıl olan, AJAX’la tek satır kod yazmadığı gibi, XHTML’in daha ne olduğunu tam bilmeyen, sosyal networklerin geleceğini bile öngöremeyen kişilerin “web2.0 ustası olarak” bu küçük dağları ben yarattım demeleri beni yazmaktan beter ediyor. Oysa biz web2.0’ın adı duyulmadan online konferansları ile zoque forumda duymuş tartışmış kritiklerini yapmış, Google aramalarında AJAX’ın olumsuzluklarını Türkçe karakterleri, sosyal networklerin psikolojik etkilerini, gelir paylaşımlı topluluk içerik modelleri kurmayı, kullanıcı kaynaklı içeriğin hukuksal sorunlarını bile tartışmıştık. Bunlar daha bugün yeni tartışılıyor.

Pek çok şeyi yapmamıza rağmen dile getirmedik. Her zamanki gibi Türkiye’de tevazu son derece aptalca bir hamle.

Basılı yayının blogları çocuk işi görmeleri ama sürekli bizden yazı çalmaya başlamaları editörlerinin asla özür dilememesi yazarlrı şikayet ettiğimiz yorumların silinmesi beni yazmaktan beter ediyor.

Sanırım yakında bir hukuk bürosu ile anlaşıp benden çalanları hiç uyarmadan seri halde mahkemeye vereceğim. Aldığım parayı büroya kalanları Çocuk Esirgeme Kurumu, Türk Silahlı Kuvvetleri Vakıflarına ve Eğitim için çalışanlara bağışlayacağım. (Yazı başı 41 milyar iyi paradır. Değil mi?)

Ülkemin siyasi ekonomik durumu beni yazmaktan beter ediyor. Tüm halkım gibi ben de yoruldum. Bu sorunların içinde yazdıklarımız gerçeğe çok çok uzak geliyor. Ev yanarken çiçek sulamak gibi. Ancak siyasetle ilgili, din ve futbolla ilgili taraftarca yazmama yeminim var. Bunu bozmama adına yazmıyorum ve yazılan yorumları da yayınlamıyorum. Çünkü halkımız demokraside henüz yeterli olgunluğa gelmedi.

Gereksiz işlerle boğuşurken tüm dünya blog dünyasında devrim yapacak “fikri kimseye açıklamadığım yeni yayın sistemini” hayata hale geçirememiş olmaktan dolayı yazmaktan beter oluyorum.

Romanlarımı ne zaman sitemden yayınlamaya karar versem o gün bir yazımın çalındığını gördüğüm için yazmaktan beter oluyorum.

Geçen gün Türk Blogküresi nasıl ileri gider diye bana pas atan Beyn‘e bu yazımı ithaf ediyorum. İşte bu nedenlerle ben yazmaktan beter oluyorum. Şu anda yarısı yazılmış yüzlerce yazı sizi bekliyor. LAfın gelişi değil cidden yüzlerce yazı ve eminim bayılacaksınız. Teknolojik, sinema, kültür, bilim eşsiz konular ama canım yazmak bile istemiyor. Okuyucu yazara sahip çıkmadan bir yerde kopyalanmış içeriğimi çalana iki laf etmeden, RSS’ime üye olmadan iki satır yorum yazmadan veya konu önermeden okuyup gidiyorsa evde yemek yeyip sofrayı başkasına toplatmasından farklı gelmiyor bana.

İşte böyle olunca ben yazmaktan beter oluyorum.

Son söz: “Öfke kötü bir öğretmen, kalleş bir yol arkadaşıdır.”

Not: Dilerim normal bir yazı yazarken aslında kaç tane imla düzelttiğimi ve size kusursuz bir yazı teslim etmek için ne kadar uğraştığımı fark etmişsinizdir. Sadece bu da değil. Sitede yazılmış 2000’den fazla yorumun hepsini ama hepsini tek tek imla denetiminden geçirdim. Arada ne yazdıkları anlaşılmayanları bile.
Lütfen siz de okurlarınıza iyi bir yazma deneyimi yaşatmak için, bu sayfada olduğu gibi berbat bir imla ile yayınlamayın.

Not : Bu yazı diğerlerine benzemiyor, canım istedikçe ek yapıyorum. Her girdiğinizde farklı bir yazı bulabilirsiniz. Biliyorum bu da sizi beter ediyor 🙂

Youtube Kanalıma Abone Olun

https://www.youtube.com/suleymansonmez1?sub_confirmation=1

Podcast Kanalım

Hangi platformu kullanıyorsanız, birini seçip takip edebilirsiniz, aynı içeriğe erişeceksiniz.

Süleyman Sönmez'in Sessizliği

LinkedIn Ekleyin:

https://www.linkedin.com/in/suleymansonmez

Instagram Takip Edin:

https://www.instagram.com/suleymansonmez/

Facebook Takip Edin:

https://www.facebook.com/suleymansonmezofficial

Twitter Takip Edin:

https://twitter.com/ssonmez

Yazdığım E-Kitaplar - Satın Alın

https://play.google.com/store/books/author?id=S%C3%BCleyman+S%C3%B6nmez

Patreon ile destekleyin

https://www.patreon.com/suleymansonmez

Etiketler

Süleyman Sönmez

Adım Süleyman Sönmez. Yıldız Teknik Üniv. Bilgisayar Programcılığı ve İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi olmak üzere iki üniversiteden mezun oldum. Sonrasında başladığım Uluslararası İşletme masterını terk edip hayata atıldım. Proje yöneticiliği, bilgisayar programcılığı, sistem analistliği, pazarlama / satış sonrası müşteri ilişkileri yöneticiliği, LEGO takım koçluğu, Web tasarımcılık, fotoğrafçılık, ISO9001:2000 kalite sistemleri sistem kuruculuğu ve iç denetimcilik, Teknoloji Okuryazarlığı müfredat yazarlığı, Bilgi İşlem Bölüm Başkanlığı, öğretmenlik, video düzenleme, Eğitim Teknolojileri Uzmanlığı gibi birbirinden farklı pek çok meslekte çalıştım. Bu kadar farklı iş neden? Dünyayı Da Vinci gibi yaşamak gerektiğine inanıyorum. Youtube kanalıma abone olarak takip ediniz. Youtube Web sitelerim: www.suleymansonmez.com , Büyükler Giremez Bana ulaşmak için lütfen ssonmez@gmail.com adresine eposta gönderin. Aşağıdaki simgelerden sosyal medya üzerinden takip edebilirsiniz. Twitter Instagram Linkedin Facebook

30 Yorum

  1. Bazen yorum yazmıyordum yazılarınıza ama bundan sonra o konuda daha dikkatli olacağıma emin olabilirsiniz….

    Bu çalıntı olayı ise benimde sinir olduğum konulardan biri… Korsancılıktan başka birşey değil…

    Bence bir ikisini mahkemeye verin diğerlerine ibret olsun…

  2. Senin kadar olmasa da bazen benim yazılarım da çalınıyor. Yakalayabildiklerimi uyarıyorum, yakalayamadıklarımı da çok fazla önemsemiyorum. Ben farkında olmasam da benim bir parçam bilmediğim bir yerde yaşıyor diye düşünüyorum. Ya da zaten yazdığım yazının faydalı olmasını amaçladığımdan, varsın başka bir yerde yayınlansın, yeterki faydalı olsun diye düşünüyorum. Bu şekilde kafam biraz daha rahat oluyor en azından.

    Öyle bir yazmışsın ki, tüm bu olumsuz etkenler ışığında sanki yazmayı bırakacağının sinyallerini veriyorsun. Umarım öyle değildir, umarım devam edersin.

    Sevgiler.

  3. insanları hırsızlıktan caydırmak için yaptırımların örnek teşkil edici olması gerekiyor. “birkaç kişiyi sallandıracaksın bak o zaman yapan olur mu?” tarzında. Adam siteyi olduğu gibi çalıyor yayınlıyor herkes üstüne gidince tek yapması gereken domaini ve nickini değiştirmek. sütten çıkmış ak kaşık gibi yeni bir site kurabilir artık. halbuki caydırıcı cezalar olsa
    Mesela abi oradan buradan almayın geçende zoque un tasarımını çalan bir forum sahibi 3 yıl hapisle cezalandırılmış yaşı tutmadığı için 6 ay yatacak 10 milyarda para ödeyecekmiş. webde böyle bir örneğe hiç rastlamadık.

  4. Yazdıklarınızı okuyunca kendi kendime kızdım, sadece okuyup kaçan okur kitlesinden olduğum için. Bundan sonra söyleyecek iyi birşeylerim olduğu zamanlarda yorumlarımı okuyacaksınız ama.
    Tamamlanmak için bekleyen yarım yazılarını okumak için sabırsızlanıyorum. Emeğiniz için teşekkür ederim.

  5. Süleyman abim ne diyeyim bilmiyorum… Okurken mouse’ı sıkmaktan çıtırdaması ile fark ettim öfkemin büyüklüğünü.
    Ayıp…!!! Ayıbı geçtim yazık…
    Senin bir yazıyı yazarken ne derece özen gösterdiğini emek sarf ettiğini çok iyi biliyorum. (ablamın eşi olmandan ötürü) Sana yapılan ayıbın seni ne zamandır üzdüğünün farkındayım.. Ama sen bile bu derece tepki gösteriyorsan -sabır taşı gibi bir adam bile- daha söyleyecek söz bulamıyorum…
    Şahsın ile alakalı değil açıkcası sinirim hatta hefretten farksız öfkem…
    aslında yazacak çooooooooooook şey var ama GTI’ın içeriğinde küfür olsun istemiyorum…

  6. Benimde yazılarım çalınıyor eyvallah bu herkesin sorunu. Fakat çok da büyütmemek lazım, sonuçta esas amaç o yazıyla bir yerlerde bir anlayış oluşturmak değilmi? “Benim” yazdığım bir yazıyı okuyup o yazıdan çıkartılması gerekenleri çıkarıyorsa okur, altında kimin ismi yazarsa yazsın “ben” hedefime ulaşmış olurum, altında kimin imzası olursa olsun ve o yüzden de “mutlu” olurum. Bu yüzden yazılarımın çalınmasını önceleri önemsiyordum sinirleniyordum ama artık umrumda bile değil.

    Ayrıca Süleyman Bey, web 2.0 ustası olmak için illa Ajax ta kod yazmak mı gerekiyor acaba? Yani bir resim tuvalinin imal edilme, üretilme aşamasını hiç bilmiyorsak görmemişsek, resimden asla anlayamayacak mıyız? Olur mu böyle bir şey?

  7. her yeni yazı yayınlandığında okuyan, ama yorum yazmayan 1.5 milyon kişiden biriyim. Her ayın 3. Perşembe günü mezunlar derneğine gitmeyişim ile nedeni aynı . Keyifler, “zorunluluk” olmaya başladığında sevmediğimden ötürü… Beğenebilirim veya beğenmem… Ama hem yazana (bu sevgili Süleyman Sönmez oluyor) hem de okuyan diğerlerine bir katkıda bulunma iddiası yoksa bir kaç hece bile yazmayı “adım geçsin” çabası olarak görüyorum. (Üzdüysem özür dilerim, ama benim bakış açım böyle).

    RSS’e gelince… Belki de benim beceriksizliğim. Ama “e-mail adresini yaz. Her yeni yazı (veya özeti) adresine gelsin” yapmak neden zor bilmiyorum. Bir çok yabancı siteye/bloga üyeyim. Hemen hepsinden bu şekilde geliyor. her gün, (bir de zahmet ederek) baktığım sitelerde, bu kolaylığı bulamıyorum.

    Özetle, beni şu şekilde düşün. Uğur her yazdığın yazıyı okuyor. Beğenmezse, mutlaka neden beğenmediğini gerekçeleri ile yazar. Çirkinleşmez, sertleşmez. (Yukarıda yapılmışı var). Beğeniyorsa ve alkışlamıyorsa, o da Uğur’un kusuru… Umarım affedebilirsin.

    Sevgiler,

  8. Sorunları güzel bir şekilde dile getirmişsin abi. Teşekkürler.

    Bir okuyucu yazmayı bırakmanın sinyalleri gibi demiş. Yok yok bırakmaz (Çok güzel hareketler 3. bölümden bir espri).

    Yorum konusunda ise Uğur Özmen’e bazı noktalarda katılıyorum. Yani o konuda çok bir bilgim yoksa, yani anlatacak bir şeyim yoksa yazmamayı tercih ediyorum ve yazmayı “adım geçsin” gibi düşünüyor(d)um. Bundan sonraki yazılardan benden çok yazarın isteğine dikkat edeceğim 🙂

  9. Öncelikle yorum yazmamaktaki düşüncem Uğur Samsa ile aynı nedene dayanıyor ancak bundan dolayı sen kırdıysak şahsım adına özür dilerim Süleyman hocam. RSS okuyucumda eklisin ve yeni yazın yayınlandığında merakla hemen okuyorum. Bu önemli konuya dikkat çektiğin için teşekkür ederim. (Özellikle “evde yemek yeyip sofrayı başkasına toplatma” benzetmesi çok yerinde bir tespit olmuş.)

  10. Çocuğum çok küçükken herhangi bir nedenle üzülüp ağladığında ona sarılıp “yook, yook, yok” diye teselli ederdim. O da “ne yok?” diye sormazdı(!) ama sakinleşirdi kısa süre sonra. Bu yazınızı okuyunca inanın o geldi aklıma.

    Tamam, ben o 1,5 milyonun içinde olabilirim ancak yazının başında okuyucu olarak bana “bu yazı uzun sürecek, git çay, kahve, her ne içeceksen al da gel” dediğinizde, o sırada hiç aklımda yokken, üşenmeyip gidip kahvemi kapıp gelecek kadar etkileşim içindeyim…

    Onu bunu bırakın, blog dünyasında devrim yapacak yeni yayın sistemini hayata geçirmeniz konusunda size bol zaman, şans ve kolaylıklar diliyorum.

    Eminim bayılacağımız, tamamlanması gereken yeni yazılarda buluşmak üzere, hoşçakalın.

  11. Sayın Sönmez,

    Sitem içeren yazınızı, haklı olarak, büyük bir üzüntüyle okudum.

    Sizinle tanışıklığım yaklaşık iki yıl öncesine dayanıyor. Ben de birçokları gibi ”msn spaces açmak” la ilgili yazınızla haberdar oldum sizden. Ve o günden beri gerek kendi sitenizdeki, gerekse ”mihrace.net” te ki yazılarınızın hemen tamamına yakınını büyük bir zevkle okudum.

    Siz dikkatimi çekene kadar da, bir yazarın, yazdığı bir yazının altına yorum eklemenin ve/veya sitesine ait rss’i eklemenin ne kadar önemli olabileceğini düşünmediğimi itiraf etmeliyim.

    Eskilerin güzel sözüdür…”Marifet, iltifata tabiidir.”

    Marifet sahibi yazarımızdan, düşüncesizliğimden dolayı dilediğim özürü kabul etmesini rica ediyorum…

    Yeni yazılarınızı büyük bir merak ve ilgiyle bekliyorum…

    Kendinize iyi bakın…

  12. Sitenizi çok sık ziyaret ediyorum (Neredeyse her sabah). O yorum yazmayıp gidenlerden biri de benim. Yorum yazmamamın nedeni buna ihtiyacınız olmadığımı düşünmem. Ben dahil birileri sizin sitenizi ziyaret ediyor ve daha sonra tekrar geliyorsa bence bu “Sağ ol” demek ile aynı anlama gelir.

    Bir de şu şekilde bakalım. Gelen 1.5 miyon ziyaretçinin yarısı memnun ayrılsa memnun olanların %1’i teşekkürler yazsa 7500 tane teşekkürler yorumu olur sitenizde. Her sayfaya kaç teşekkürler yorumu düşüyor siz hesaplayın. Yaptığınız işin karşılığı olarak bir teşekkür istemek sizin hakkınız ama bana göre yazara teşekkür etmek sitesini rss’ten takip etmeden ziyarete gelmek (tam içerikli rss olsa dahi), yazarın bizler için hazırladığı sayfa tasarımından yazıyı okumak, okuduğu hakkında ekleyebileceği, düzeltebileceği, sorabileceği şeyler varsa yorum kısmında bunları sormak, ilgisini çeken reklamlar varsa bu sayfaları ziyaret etmektir. Aksi halde herkes beğendiği yazı için teşekkür ederse forumlardaki rep + 1 olayına döner. Siz bu yazıyı okuduktan sonra her sabah birinin sayfanıza girip siz uyurken teşekkürler diyip gittiğini hayal edin.

    Bir de rss’inizin tam içerikli yapıp aralara sitenizin yolunu koyabilirsiniz. “Şu anda okumakta olduğunu yazının aslı gunesintamicinde.com’da yayınlanmaktadır” gibisinden. Yalnız her seferinde aynı yazıyı yazmayın. Çalanlar sadece o metni çıkartıp işi otomatiğe bağlamasınlar tekrar 🙂
    Yanlış şeyler söylediysem affola.

    Yazdığınız bunca kaliteli yazılar, verdiğiniz güzel bilgiler ve paylaştığınız her şeyiçin teşekkürler 😉

  13. Merhaba,

    Siteniz sık kullanılanlarda ekli, haftada en az iki kez giriyorum! Ama yorum yapmıyorum. okuduğum her habere, bloglara, forumlara yorum yapacaksam işim var demektir 🙂

    Hem konuların bir çoğu ilgi alanıma girmiyor hatta ilk defa sizden duymuş oluyorum 🙂 Nasıl yorum yapayım… Bilgisi ve ilgisi dahilinde okuyucuların kıskançlık duymadan yorum yapması daha verimli olur diye düşünüyorum…

    Beni ilgilendiren kısmına, kendimce cevabını verdim…

    Siz üzülmeyin yaptıklarınız boşa gitmiyor, Net bir çöplükken, sizinki gibi sitelerin varlığı benim gibi okuyucuları mutlu ediyor…

    İyi günler

  14. Merhaba,

    Sitenize ilk gelişim ve bu okuduğum ilk yazınız.
    Yerden göğe kadar haklısınız, “emek hırsızlığının” ne yazık ki halâ anlamını öğrenebilmiş değiliz. Bir o kadar da yermeyi bildiğimiz kadar takdir etmeyi de bilmiyoruz. Başkalarını yerdiğimiz kadar da kendimizi yermiyoruz. Dilerim az da olsa, yazınız bi kaç kişiye küpe olur.

    Daha öncede yayınladığınız ve yayınlamayı düşündüğünüz yazıları heyecanla okuyacağıma emin olabilirsiniz.

  15. Neden yalan söyleyeyim mükemmel bir yazı olmuş. Sonuna kadar tek tek okudum. Merakla yeni yazılarınızı bekleyeceğim.

  16. Mehmet Akif ve Hüseyin Berberoğlu, teşekkür ederim.

    Emre Erkan, yok yazmayı bırakmıyorum. Ama düşünmedim değil. 🙂

    Nurkan, bir hukuk bürosu ınternet üzerine sitelerle anlaşsa bu işte müthiş para olduğunu görecek. Çünkü içerik çalan çalana. Ama cidden çalan kişilerin yaşayacağı şoku düşünebiliyorum. 🙂

    Ece, yorumlarınız hep önemli. Siz yorum yapmazsanız ben Ece isimli bir okuyucum olduğunu bile bilemem. Kendi kendime konuşup yazdığımı sanırım. Bunu anlayın. İnsanlar iletişim halindeyken öğrenir, mutlu olur ve gelişirler.

    Kadir Kemal Mungan, sinirlenmek çözüm olmuyor. Maalesef olmuyor. Sabır taşları bile çatlayabiliyor. Dile kolay bu 700 küsuruncu GTI yazısı. Toplamda tüm sitelerimde binlerce.

    Fatih, hiç bir gün Jules Verne’nin kitabını Ahmet Faik Cantan gibi birinin adıyla bastırdığını duyuyor muyuz? Beatles’ın bir şarkısını “Melek Çocuklar” diye bir grubun çalıp kaset çıkardığını niye duymuyoruz? Halbuki amaç halka ulaşması değil mi?

    Düşünün ki “Mevlana demiş ki…” deniyor, kitabında ismi var. “Yaşar Kemal’in İnce Memed”i deniyor, “Sinekli Bakkal” kimin denince yazarı biliniyor.

    Ne farkı var bizim yaptığımızın? Yazdıklarımızın halka açılmasını istiyorum ama bu şuna benzer imzaları silinmiş milyonlarca resim, tablo. Gidip konuşacağınız biri yok. Soru soracak olsanız o çalan tayfadan cevap verecek bir kişi yok. Resmen uyduruyorlar cevap vermek için. Bilginin kaynağı belli olmalıdır. Mesela ben tıpla ilgili birşey arıyorsam webden her sayfayı okumuyorum. Bir doktor yazmışsa bir üniversite sayfasıysa okuyorum. Ötekilere inanmıyorum. Sağdan sola çalıp çırptıkları yazılar insanı öldürebilir bile değil mi?

    Evet AJAX’tan anlamayan kalkıp Web 2.0 uzmanıyım demesin lütfen. Web 2.0 kulanıyorum desin. Basit örnek, ehliyet kurslarında motor dersi var. Neden? Siz mi tamir edeceksiniz ki arabayı? Hayır

    İşte aynı şekilde AJAX bilmeyen bir web 2.0 uzmanı(!) sistemin neresinde neden sayfa tazeleme gerekmediğini, kullanıcı içeriğinin nasıl yollanmasının hem ergonomik, hem teknik olarak mümkün olduğunu anlayamaz. Öyle saçma modeller kurar ki bilgisayarcı tayfası saçını başını yolar yine de kullanıcı dostu site yapamaz. Kısacası işin fırınına girmeyen dışardan ahkam kesemez. Dünyada ne kadar başarılı iş adamı varsa çekirdekten yetişmiş o işin en alt kademesinden en üstüne ne olduğunu bilienlerdir. Bir düşünün derim.

    Son olarak çok talihsiz bir tuval örneği olmuş. Tuvalden anlamayan ressam olmaz dostum. Gidip bir ressamla konuşun her boya için her çalışma için nasıl tuval seçtiklerini size anlatırlar. Hatta bir çok deneysel çalışma tuvalini kendi yapar mesela geçen gün İstanbul Modern’de sadece elle dokunmuş Uzakdoğu’da yapılmış özel kağıtlara çizen bir ressamın çalışmasını gördüm. Eğer sesli anlatım sistemi olmasa bunu bilemeyecektim. Bunu öğrendikten sonra boyaların yayılma miktarının normal tuvalden farklı olduğunu da gördüm. İşte o zaman sanatıyla vermek istediği ürküntü duygusunun bu kağıtla ilintili olduğunu anladım. O kağıt yoksa sanat da yoktu. Lekeler oluşmayacaktı.

    Hatta 100 yıl önce tuval o kadar pahalıydı ki ünlü ressamlar beğenmedikleri eski resimlerin üstünü kapatıp yeniden boyarlardı. Kısacası tuvali anlamayan ressam olamaz. Yeri gelir doku gerekir, yeri gelir tuvalin yüzyıl dayanması için çok kaliteli alınması gerekir… Lütfen araştırın.

    Uğur Özmen, hiçbirşey mecburi değil. Olamaz da. Ama üzücü olan şu hiç mi içinizden gelmiyor. RSS için sayfa sonunda “e-mailini yaz adresine gelsin” sistemi ekledim umarım istediğiniz kadar kolay olmuştur 🙂

    Uğur Samsa istediğin kadar yaz. Reklam olsun ne olur?İsmin geçsin benim için önemli. 🙂

    Süleyman Şentürk, estağfurullah özür dileyecek birşey yok. Ama çekinmeyin lütfen 🙂

    Işıl ışıl, cidden sizlerden böyle yatıştırıcı ve destekleyici bir geridönüş bekliyormuşum. Bakın iyi geldi moralime 🙂 İçecek alın gelin yazmıştım değil mi 🙂 Bu tür şeyleri unutmamalıyım. Güzel bir bağ oluyor. Yeni yazılar geliyor. Hızlanıyoruz.

    Ercan Kılıç, evet bayağıdır takipteymişsiniz. İşte 3 sene sonra bunu iyice fark etmek ne güzel 🙂 Desteğiniz için sağ olun.

    Sami, 7500 tane teşekkür yorumum olsa inan çok mutlu olurdum 🙂
    İster anlamsız görünsün ister tekrara girsin, düşünün ben çok sevdiğim bir sanatçıyı görünce gidip elini sıkıp teşekkkür ediyorum bana kattıkları için. Onu sıkacak boğacak kadar lafı uzatmıyorum. Gözlerine bakıp en derin sevgimi saygımı iletiyorum ve gidiyorum. Biliyorum ki o bundan boğulmaz ve ruhen destek bulur. İşine sevgisi güçlenir. Çok basit birşey.
    Ama zaten biz birbirimize günlük hayatta selam vermeyi de kesmeye başladık. Aynı apartmanda aynı işyerinde okulda cansız ruhsuz bedenler gibi görmezden gelip geçiyoruz. İşte savaştığım şey bu. Duyarsızlık.

    İpkins, şöyle yorum yapmak o konuda uzman olmak değildir. “Okudum şurayı anlamadım biraz daha açıklayın. Bu yazınızı beğenmedim çünkü… Güzel olmuş bir kısmını anladım ama iyi ki yazdınız aklıma fikirler geldi …..

    gibi bir çok nedenle yorum yazılabilir. Destekleriniz için teşekkür ederim.

    Seviye Kaloğlu, hoşgeldiniz işte karşınızda 700 yazı bakalım neler size keyif verecek hitap edecek 🙂

    Efm, teşekkür ederim.

    esaha, imla önemli. Güzel giyinmek, saçlarımız taramak, dişlerimizi fırçalamak ve özen göstermek demek. Özensiz insanlar, size de değer vermiyor demektir. İmla, yazılı iletişimde “sen benim için önemlisin, bu nedenle yanlış yapmamaya çalışıyorum” demektir.

    Düşünsenize kim hayatının iş fırsatı için yazdığı iş başvurusunu yanlış yazdığı özensiz cümlelerle kaybetmek ister?

    Kim yazdığı aşk mektubunun okunmaması nedeniyle çöpe gitmesini ister?

    Dile özen gösteren, insana özen gösterir. İnsana özen, gösteren iyiliğe özen gösterir. İyiliğe özen gösteren bir toplumun sırtı yere gelmez.

    Bu nedenle bir toplumu yıkmak isteyenler ilk önce onun anadiline saldırır.

  17. Türk İnternetinde ve tabii ki Türk BlogKüre’de blog yazarlarının ortak düşüncelerini burada yayınlamışsınız. Ancak bununla da sınırlı kalmayıp belki de benim gibi yazar arkadaşlarımıza da ufaktan eleştiri yoluyla gönderme yapmışsınız. Yanlış anlamayın, gönderme derken kötü anlamda değil aslında yazınızda iyi bir blog yazarının nasıl olabileceği yönde de ipuçları da veriyorsunuz bazıları gibi sadece sitem etmiyorsunuz. Sırf bu yüzden bile nice teşekkürler etmek yetersiz kalır 🙂 .

    Sitem ettiğiniz noktalardan biri ve aralarından da belki de en önemlisi özgün yazılarımızın (ç)alınması! Bunun için yöntemler işe yarar mı? Ne yapabiliriz? Bu tür sorular gerçekten baş edilecek gibi değil. Zira aylar önce size bir projeden bahsetmiştim, çıkamadık işin içinden olmuyor bir yerde. İnsanları bilinçlendiremiyoruz. Düşünün ki bilimsel kalkınmaya dayalı bir zihniyet için çaba harcıyorsunuz ama ilk dakikadan gol yiyorsunuz: Bu uğurda yaptığınız çalışmalar çalınıyor, üstelik insanların o çalışmalara değer bile vermediği yerlerde yayınlanıyor iznimiz, bilgimiz olmadan:( . Bilgimiz de oluyor sonra ama bazen oluyor ki uyarılarımıza ya cevap alamıyoruz ya da aldığımız cevap bizi gerçekten yazmaktan beter ediyor! Bazen uyarılara kulak verenler de olmuyor değil haklarını yememek lazım.

    Her neyse görünen köye baktığımızda insanlarla paylaşmayı gönül işi edinen, belli amaçları olan insanların tek yolu yine de yazmak kim bilir?

    Teşekkürler gerçekten ve kolay gelsin…

  18. Valla bu içerik hırsızlarıyla Güneşin Tam İçinde sitesi kadar hiçbir site mücadele etmemiştir herhalde =)

    Düşünüyorum da, bu açıdan suç biraz da bizde. Birincisi bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyoruz, ikincisi özgün içerik üreticilerine yazında bahsettiğin gibi maddi ya da manevi hiçbir teşviğimiz olmuyor. Haklısın.

  19. Nedense interneti kullanan herkesin saygılı olduğu düşünülüyor. Ne yazık ki, internet kullanıcılarının çoğu şu şekilde hareket ediyor: Google’da arama yap (sanki başka arama motoru yok) çıkan siteden işine lazım bilgileri al ve çık. Durup, bu sitenin sahibi kimmiş, başka yazıları nasılmış diye bakan kişi sayısı çok az. Ve ne yazık ki, bu tip insanlar interneti kullandıklarını düşünüyorlar. Aslında internetten bihaberler. Arkadaşlarımdan biliyorum. Geçen gün ödev için bir aile fotoğrafı gerekli idi. İnsanlar tabi ki fotoğrafları internetten bulup, ödevlerine koydular. Ben de internetten resim buldum, ama resmin çıktısının altına “Creative Commons” lisansı ile dağıtılmıştır, kaynak da budur yazınca; sıra arkadaşım “Ya niye yazıyorsun ki?” dedi. İşte sıkıntı burada. İnternete bakış şu şekilde: Ben bir “şey” istiyorum, ve bu “şey” internette olmak zorunda. Ben gidip bu şeyi bulacağım, ama kimin koyduğu önemli değil. Ama bilim adamlarımızın kaynak göstermeye ne kadar önem verdiklerini biliyorsunuzdur. Clifford Stoll’un da dediği gibi, internetteki korsan materyaller aslında bir nevi komunizmdir diye. Ben internette genel olarak böyle bir hava olduğunu düşünüyorum. İnternetteki içeriği yayınlayınca artık o sizin eseriniz olmaktan çıkıyor, artık o herkesin malı diye düşünülüyor.

    İnternette uzun yazı okuyan kişi sayısı az, hatta bilim adamları bile bunu tartışıyor son günlerde. Belki takip ediyorsunuzdur, Nicholas Carr’ın Atlantic dergisinde “Google Bizi Aptallaştırıyor Mu?” adlı makalesi büyük yankı uyandırdı. Okumanız tavsiye edilir. Demek istediğim, insanlar sitenizi ziyaret ediyor güzel, ama acaba okuyorlar mı? Belki yorum yapmamalarının sebebi bu olabilir. Kimler okuyorsa, yorum yapıyorlardır; okumayanlar da “Amaan, bu çok karışık bir yazı, ben daha sade bir yazı bulayım en iyisi” diyorlardır.

    İnterneti kullanan herkesten aynı saygıyı bekleyemeyiz. Kimisi zaten öyle bir karaktere sahip değil, kiminin vakti yok, kimi üşeniyor, kimi çekiniyor. Ben bu yazıyı ilk okuduğum an yorum yapmak istedim, ama yorumu 1.5 gün sonra gecenin sonlarına doğru yapasım geldi. Elimde internet olmasa idi, büyük ihtimal bu yorumu hiç yazmayacaktım. Bir yorumun yazılıp, “Yorumu gönder” tuşuna basılması için birçok faktörün birleşmesi gerekir. Bir sentez gereklidir. “Teşekkür ederim, güzel olmuş” tip yorumlar belki şevkinizi artırır, ama bir zaman sonra bu [diğer arkadaşın da dediği gib] forumdaki rep olayına döner. Hatta insanlar, bu yazıdan sonra, belki de yazılarınızı okumadan, sırf siz sevinin diye bu tip “teşekkür” mesajı atacaklar. Buna pek de sevinmezsiniz herhalde?

  20. Tamam Süleyman abi, bundan sonra çekinmek yok 😛 Sonuna kadar reklam yapacağım 🙂

    “Kahvenizi alın ve gelin” ne zamandır olmuyor. Özlemişiz 🙂

    Hatırlıyorum da bir yazıyı ofiste okumaya başladım. Bir baktım uzun soluklu kahvenizi ya da çayınızı alıp gelin yazıyor. Yazının uzunluğuna bakmadan ve o anda yazıyı bırakıp kendime kahve hazırladım. Yazıyı okumaya öyle devam ettim.

  21. “Onlar bir çeşit çekici element oluyor ve daha kültürel daha okunmasını toplumu ileri götürmesini istediğim yazıların da fark edilmesi için bahane oluyor.”

    Daha öncede söyledim. İnşallah emeklerinizin karşılığını alıyorsunuzdur-alırsınız.

    “Pek çok şeyi yapmamıza rağmen dile getirmedik. Her zamanki gibi Türkiye’de tevazu son derece aptalca bir hamle.”

    Kendinize haksızlık etmeyin. Tevazunuz sizin bir artınız.

    25 Tem 2008
    @ 15:24 Uğur Özmen

    her yeni yazı yayınlandığında okuyan, ama yorum yazmayan 1.5 milyon kişiden biriyim. Her ayın 3. Perşembe günü mezunlar derneğine gitmeyişim ile nedeni aynı . Keyifler, “zorunluluk” olmaya başladığında sevmediğimden ötürü… Beğenebilirim veya beğenmem… Ama hem yazana (bu sevgili Süleyman Sönmez oluyor) hem de okuyan diğerlerine bir katkıda bulunma iddiası yoksa bir kaç hece bile yazmayı “adım geçsin” çabası olarak görüyorum. (Üzdüysem özür dilerim, ama benim bakış açım böyle).

    +1
    + Takip ettiğimiz (rss) ve sevdiğimiz her yazar için
    bir yorum yapmak : ) Biraz zahmetli olur gibi : ))
    “Lâkin emek harcamanız, özen göstermeniz yorum yazmadığım için bir burukluk bıraktı 🙁 ”

    Keşke bazı forumlardaki gibi bir (+ – )teşekkür butonu kullansanız. Hem maddi (Reklam gelirleriniz) hem manevi (Morâliniz) için bir kazanım olur : )

  22. Volkan Görgülü ‘nün siz ve Selçuk Hoca ile yapmış olduğunuz ropörtajı izlemiş ve RSS’ ime eklemiştim. Sizi beğeniyle takip etmeye başladım.

    Yazmaktan beter olmak yazınız sizi ve sizi olduğu kadar tüm üretmeyi seven insanları tasvir ediyor.

    Harf hatasını özellikle bırakmanız ” ; risk nedir sorusuna risk budur diyerek boş kağıt veren ve tam not alan öğrencinin” cevabı gibi son derece zeka pırıltısı taşıyor. Çöp blog sahiplerinin koypala yapıştır yada çal yapıştır mantığına sahip olanların ömürlerinin uzun olamayacağı aşikar.
    Yorum yazmadan gidenler olayından bahsetmeniz beni çok etkiledi özellikle. Eskilerin deyimiyle “MARİFET İLTİFATA TABİİDİR” diye bir söz var. Tam olarak ifade ediyor bence sizin söyledklerinizi.
    İnsanların Blog olayını tam olarak henüz tam anlamıyla kavramadıklarını düşünüyorum. Bu asla bir aşağılama anlamı taşımasın bu çok yeni bir olgu ve hayatımıza tam olarak oturmuş değil. Örnek vermek gerekirse geçenlerde çok sevdiğim bir Prof. ‘a blog olayını anlattım. Hatta anlatamadım diyebilirim . Son derece başarılı ve uluslararası başarılara sahip akademisyenin alemine sokmayı başaramadım.. Üstelik bizden daha zeki ve başarılı birisi idi. Bİr çok başarılı blog örneklerini kısa peryotlarla kendisne göstererek çok basit bir blog yaptık. Ve kendisinin ifadesiyle ben nasıl olurda bu furyadan haberdar olamadım cevabı manidar.
    Malesef okurların Blog olayını basit anlamıyle haber sitesi gibi algılamaları ve yorum tarzı gibi katılımcı ve dahil olucu anlayış küçüklüğünden beri kendisine söz hakkı çok da fazla verilmemiş insanımıza tam olarak ifade edilemedi sanırım.Yorumların az yazılması (ki en çok yazılanlardan birisi yine sizsiniz) “nı buna bağlasam doğru bir yorum olurmu tam oarak bilemiyorum ama böyle düşünmekteyim.
    Ama zamanla düzelecektir diye ümit etmekteyim.

    Yeni yazılarınızı beklediğim. çok nadir insanlardan birisiniz.
    Başarılarınızı devamını dilerim.

    Zübeyir CANSEVER..

  23. Saatlerinizi hatta gününüzü verdiğiniz bir yazının başkaları tarafından kopyalanması gerçekten çok üzücü.

    “Boşuna yazıyoruz” düşüncesi hakim oluyor. Çünkü birileri güneşi, denizi, hayatı yaşarken siz, biz ekran başında bir kaç kelime yazmayı seçiyoruz. Ve hayat geçiyor.

    Sonra biri çıkıp copy-paste yapıyor
    sonra biri bu ne biçim yazı diyor
    sonra biri nokta eksik diyor
    sonra biri rss ne diyor
    sonra biri çalıyor
    sonra…

    Bu gibi durumlarda bence “YAZMAYA ARA VERMEK LAZIM”….

  24. Evet abi bu yazını daha önce de okumuştum. Blog yazmayı bırakıp bırakmama konusunda bayağı bir düşünme nedenin varmış gerçekten de.
    Cevap çok iyi oldu. 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı