Jean Tinguely Müzesi İsviçre, Basel

İsviçre Basel’de bulunduğum günlerde kentin en büyük ve en etkileyicisi müzesi olan Museum Jean Tinguely’de gördüğümüz kinetik sanat kategorisindeki mekanik ve organik temelli çalışmalar bilim ve insanlığın bulduğu tüm mekanik sistem ve sibernetik çözümlere olağanüstü eleştiriler getiriyordu. Gördüklerimi tarif etmem çok zor. Bol bol video ve fotoğraflar eşliğinde Jean Tinguely Müzesi’ni birlikte gezelim 🙂


Okumaya devam et “Jean Tinguely Müzesi İsviçre, Basel”

Carhenge | Otomobillerin Stonehenge’i

Sanatçıysanız dünyayı herkes gibi görmenizi kimse beklemez, bu size “tuhaf” denmesine, yalnız kalmanıza, beş parasız gezmenize ve anlaşılamamanıza bile yol açsa, siz bildiğinizi okursunuz. Öyleyse artık anlayışlı fakat yine de sanatçıların içe kapanık deliler olduğunu kabul eden o saçma toplumsal bakışı bir yana bırakıyorsunuz değil mi? Bence çok da uzağa bırakmayın. Bu önyargı gözlüğü yakınlarınızda olsun bakarsınız bu yazıdan sonra tekrar lazım olur 🙂

carhenge.jpg

Olayın özü şu İngiltere’nin yere göğe sığdıramadığı bir yapı olan Stonehenge binlerce yıllık geçmişiyle tarihöncesi bir gözlemevi, tapınak, uzaylılardan bir hatıra, eski bir uygarlığın kalıntısı, boyut kapısı, dev bir hesap makinesi gibi her biri birbirinden ilginç(!) teoriye konu olan ama şakayı bırakırsak cidden önemli bir yapıttır.

stonehenge1.jpg

Amerikalı sanatçı Jim Reinders Nebraska’nın Alliance kasabasında 38 klasik Amerikan otomobilini gri sprey boyayla boyayıp megalit gibi sahaya dikerek(!) Okumaya devam et “Carhenge | Otomobillerin Stonehenge’i”

Tay Arkeolojik Yerleşmeleri Projesi | Tay Project

Nedense bilimsel, sanatsal ve insanların hayatlarını ortaya koydukları gerçek konular, paparazzi konuların ve günlük koşuşturmaların arasında bir türlü gündem bulamaz. Ama ben gün geçtikçe daha çok blog yazarının bilime sanata yer verdiğini görüyorum. Sanırım değişim webde başlayacak. İşte TAY Projesi de pek duyulmamış olağanüstü bir Türkiye Arkeolojik Yerleşmeleri Projesi. Bugünlerde Türkiye’den kaçırılan arkeolojik kültür mirasımızın tespitinde kullanılıyor. Ayrıca tarihi eserlerimizin kimler tarafından nasıl tahrip edildiği, hem kamuoyuna, hem yetkililere bildiriliyor. Anladığınız gibi mutlaka okunması gereken bir konuya giriyoruz.

tayproject.jpg

Tay Projesinin hem İngilizce hem Türkçe olan sitesi http://www.tayproject.org/
Sitede “Tay nedir?” diye baktığımızda çok güzel bir özet var. Aynen aktarıyorum.

Türkiye Arkeolojik Yerleşmeleri (TAY) Projesi, dünya kültür emanetlerinin önemli bir parçası olan Türkiye kültür varlıklarının bulgularının, kronolojik bir envanterinin çıkartılması ve bu bilginin uluslararası platformda paylaşılması amacına yönelik olarak tasarlanmıştır. En azından 400.000 yıl eskiye uzanan kültürel verileri barındıran Anadolu ve Trakya toprakları üzerinde, 1800’lerin ilk yarısından başlayan araştırmaların sonuçları ile çağdaş yüzey araştırmaları ve kazıların bilgileri dağınık ve çoğunlukla ulaşılamaz durumdadır. Birçok yerleşmenin yeri bilinmemekte, birçoğu da tahribatın/yapılaşmanın kurbanı olmuş ya da olmaktadır. Bu tahribata karşı ve bu emanetleri korumaya yönelik öncelikle yapılabilecek en önemli çalışma, kültürel verilerin merkezi bir yapı içinde toplanması ve derlenmesidir: Belgeleme olmadan koruma olmaz. İlk kez bu projeyle, Türkiye arkeolojik yerleşmeleri, höyükler, tümülüsler, anıtlar, mezarlıklar, ören yerleri, yerleşme yerleşme, höyük höyük, tümülüs tümülüs belgelenmektedir.
1993 yılında çalışmalarına başlayan TAY Projesi, özgünlüğü, boyutu ve kültürel emanetlerin belgelenmesine yaklaşımı açısından, türünün ilk ve şimdilik tek örneğidir.

Niye TAY? Okumaya devam et “Tay Arkeolojik Yerleşmeleri Projesi | Tay Project”

Lilliput’ta Dev Olmak

Ey cüceler ordusu,
doğudan düşüyor gölgem üstünüze.
Nefesimin rüzgarı uçuruyor, evlerinizin kiremitlerini
titretiyor adımlarım yüreklerinizi.

Elimde tuttuğum esaretinizin ipini biraz gevşetsem,
Biliyorum devireceksiniz beni ilk bulduğunuz gün gibi.
İplerinizle saracaksınız bu eşsiz gövdemi.

Altınlarınızı
ve rüyalarınızı sardı dehşetli gülüşüm.
Bugün dünü unutun, Lilliput’ûn minik insanları,
Ceplerimde taşıyorum kralınızla, sevgili karısını
Belki de bilmeden ezmeyeyim diye
Kıymetli saltanatınızı.

Ne var ki macera çağırıyor esen rüzgarın tuzlu tadı
Başka dünyalara çekiyor tenimin kokusunu,
Ve ben kokum nereye giderse, orada uyumak isterim.

Bilirsiniz ya tenlerin birbirini bulması da önce elementlerden havayla başlar.
Sonra ateş körükler arzuyu.
Öpmek su gibidir
Doymaksa toprak.

Okumaya devam et “Lilliput’ta Dev Olmak”

Pera Müzesi’nde Muhteşem Galeriler

Değerli okuyucularım Beyoğlu’nda bir iş için gezerken tesadüfen gördüğüm galeri afişlerini izleyerek Pera Müzesi’ne gittim. Tepebaşı’nda ulaşımı kolay olan Pera Müzesi’nde her biri birbirinden şaşırtıcı ve hayranlık uyandıran 5 galeriyi gezdim.

peramuzesi.jpg

Pera Müzesi, Beyoğlu-Karaköy Tüneli girişinden ters istikamate Taksim’e giderken sol tarafta bulunuyor. İçeri girdiğinizde güleryüzlü ve ilgili görevliler hızla yardımcı oluyor. Ortam tam anlamıyla sanat kokuyor. Resepsiyondaki hanım sağ olsun, asansörle beşinci kata çıkıp yürüyerek inmemi tavsiye etti ki, çok akıllıca bir stratejiydi 🙂

Asansörler de, sanattan nasiplerini almışlardı. Kapıları kapanınca, ait oldukları katın galerisine uygun fotoğraf resim ve desenlerle kaplı olduklarını görüyordunuz. Hoş bir ayrıntı. Her katta bulunan güvenlik görevlileri de sizi sıkmayacak şekilde yardımcı olup eserlerin güvenliğini sağlıyorlar.

Ve müjde fotoğraf çekebiliyorsunuz! Ne var bunda diyenlere lütfen şu yazımı okuyun diyeceğim 🙂

PERA MÜZESİ

Suna ve İnan Kıraç Vakfı’nın bir kültür girişimi, 2005 Haziran ayı başlarında kapılarını İstanbullulara açan Pera Müzesi, Suna ve ve İnan Kıraç Vakfı’nın, kentin bu seçkin noktasında, çeşitli düzeylerde kültür hizmeti vermek amacıyla hayata geçirmeye başladığı geniş kapsamlı bir kültür girişiminin ilk adımıdır. Bu projede bir ‘müze-kültür merkezi’ işlevini üstlenecek Pera Müzesi için, 1893 yılında mimar Achille Manoussos tarafından İstanbul’un gözde semti Tepebaşı’nda inşa edilen, yakın zamanlara kadar da “Bristol Oteli” adıyla tanınan tarihi yapı tümüyle elden geçirilerek çağdaş donanımlı bir müzeye dönüştürülmüş ve İstanbul halkının hizmetine sokulmuştur. Kaynak: http://www.peramuzesi.org.tr/

Evet gelelim müzedeki galerilere:

  • İşleyen Mekan (Yıldız Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi)

  • Naif Sanatta Bir efsane: Pirosmani Resim Sergisi

  • 20.Yüzyıl Ustalarından Baskı, Desen ve Suluboyalar

  • İmparatorluktan Portreler

  • Tarih Öncesinden Cumhuriyet Türkiye’sine Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri

  • Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Kütahya Çini ve Seramikleri

Kısa kısa gördüklerimi anlatayım.
İşleyen Mekan dikkatlice bakılmazsa ne bu kutu ne bu ekran ne bu duvar ne bu plastikler deyip geçeceğiniz bir kat – ki bir çok ziyaretçi böyle yaptı- Sözlerimden sabırla incelediğimi anlayabilirsiniz. Görmeden anlatılması zor uyumlar ve açılarda eserler ve oyun teması hemen göze çarpıyordu. Diyebilirim ki katta en çok eğlendiğim Sandık daha sonra TypeSonicWall’du. Kısacası sandıkta sizi bir sanatçı typesonic de ise kelimelerinizi harflerden oluşma görüntülere çeviren bir duvar bekliyor.
Okumaya devam et “Pera Müzesi’nde Muhteşem Galeriler”

Nerede miydim? Tatilin En Koyu Yerinde Çay İçiyordum :)

Her bir kaç günde bir konu okumaya alıştığınız siteyi siz okurlara emanet edip sakin ama doyurucu bir tatile gittim. Ben yokken neler oldu, neler? Korkmayın g-string tartışmalarında bir lafta ben söyleyecek değilim (!) Ancak diyecek çok şey, anlatacak bir çok yer var. Haydi başlayalım.

Biliyorsunuz sürekli okuyucularım, Irmak Okulları’ndan ayrıldım ve halen iş aramaktayım. Böylece tatile çıktığımızda iş arayan pek çok kişinin ikirciklenmesini de yaşadım. “İşsiz biri tatile gitmeli mi?” Yoksa iş aramaya devam mı etmeli? Dönüşte hızla iş bulacağıma dair bir önsezi ile iyimserliği seçtim. Yeni işime dinlenmiş başlamak arzusuyla gidelim dedim.

Bir ay boyunca eşimle İstanbul’daydık. İstanbul kaynıyordu ve cehennem sıcakları tepemizdeyken mecburen bir klima aldık. Akıllıca bir kararmış. İstanbul son derece sıcak olmasına karşın gezilecek yerleri bitmemişti. Topkapı Sarayı’nı bir kez daha dolaştım. İstanbul Arkeoloji Müzesi de her zamanki gibi harikaydı. Üstelik fazladan iki sergiye ev sahipliği yapıyordu. Yenikapı, Üsküdar ve Sirkeci Metro Marmaray kazılarında bulunan İstanbul’un çeşitli zamanlarına ait gündelik eşyalar, paralar, sikkeler, limanda batmış tekne kalıntıları, küpler, heykeller ve süslemeler görülmeye değerdi. Yakında sanırım bir Marmaray Müzesi kurulması da planlanıyor.

Bol bol fotoğraf çekip denemeler yaptım. Mihrabat Korusu’ndan Boğaz’ın sularını hayranlıkla izlediğimiz bir günden sonra kesinlikle İstanbul’un muhteşem bir yer olduğuna karar verdim. (Gerçi tatilin sonunda geriye hiç dönmek istemiyordum ya o ayrı)

Altınoluk sonraki adımımız oldu. Balıkesir ili Edremit ilçesine bağlı olan Altınoluk olağanüstü yüksek oksijenli temiz havası ve Kazdağları’nın eteklerindeki Mevlam kayıra diyerek girilen buzzz gibi suyuyla (hah! Bırrrrrr denecek yer burası. Yoksa bir şişe karbondioksit içeceği hiç kalır) sizi kendinize getiriyor. Ayrıca bu yıl çarşısında kurulan açıkhava akvaryumunda 44 türü izlemek keyifliydi. Videoları için tıklayınız.
Okumaya devam et “Nerede miydim? Tatilin En Koyu Yerinde Çay İçiyordum :)”