Necip El-farz ve Şalom Hakun’un 2009 yılı Aralık ayında “yüksek frekanslı dalgaların insan beyninin cerebellum bölgesi üzerindeki değiştirici etkisi” üzerine konferans verdikleri salonda sadece yeni teorileri ile değil iki etnik kökeni temsil ettikleri için de sözsüz bakışlarla yargılanıyorlardı.

Fotoğraf: Collin Key | Creative Commons lisansı ile kullanılmıştır.
Asla bir araya gelmemesi gereken bu ikili (Birisi Filistinli diğeri İsrailli) ortak deklarasyonla dünyanın kaderini değiştirecek temel bir sistemin yapılış aşamalarını anlatıyorlardı.
Sonunda Necip, Arap aksanlı İngilizcesi ile masanın üstünde duran kutuyu gösterdi. “Ben ısrarla ‘Sevgi silahı’ diyorum” Ama Şalom, “ALEF” diyor. İlk gelen.” yumuşakça gülümsedi “Farklı isimler versek de çalışıyor sonuçta”.
Sonra kutuyu eline aldı Şalom’a uzattı. İki yardımcıya işaret verdi. Dışarıdan kafesleri içinde kudurmuşçasına havlayan iki köpeği zor zapteden iki güvenlik görevlisi geldi. Köpekleri sahneye taşıdılar. Korkunç sivri dişlerini geri çekmiş hırlıyor ağızlarından akan tükürükler yere damlıyordu. Bu gösteri izleyicileri ve basın temsilcilerini rahatsız edecek noktada gürültüyle devam ederken, Şalom dönüp izleyicilere “Asla terbiye edilemediler. Vahşi doğdular ve eğer kafeslerinden dışarı bırakılacak olurlarsa önlerine geleni parçalamadan sakinleşmezler” dedi. Sonra daha fazla uzatmanın anlamı yok dercesine elindeki kutunun çalıştırma düğmesine bastı. Birden köpekler sessizleşti. Yere oturdular. Sonra kafesleri açıldı. Köpekler biraz önceki o kontrolsüz öfkeleri ve vahşetlerini unutmuş gibi birbirlerini koklamaya ve oynamaya başladılar.
Birkaç izleyici huzursuzlukla kıpırdandı. Hatta öksürenler oldu. Bir cep telefonu çaldı. Sonra Necip, “Değiştiler” dedi. “Sonsuza dek değiştiler”
Şalom gülümseyerek ekledi. “Elbette bu frekansın etkisinde kaldığınız için siz de!”
Birden şaşkınlık ünlemleri duyuldu. Başlarına geleni anlamaları zaman almıştı.
Sevgi silahının bu ilk tanıtımı sonrasında Şalom ve Necip tutuklanıp süratle deniz üstündeki gizli bir gemi hapishaneye yollandılar. Askeri hapishanede vahşice sorgulanırlarken buluş çoktan yayılmaya başlamıştı bile.
Torrent dosyaları ile. En son çıkan filmler daha sinemalarda oynarken korsan kameralarla çekilen kopyaları hızla yayılır. Buluşlarının tüm çalışma prensibini anlatan dosyaları torrent ağına vermişlerdi. Torrent ağında son çıkan filmi indirdiğini düşünen izleyiciler karşılarında buluşu anlatan bir film ve döküman buldular. Yapılması hiç de zor değildi. Biraz elektronikten anlayan herkes çözebilirdi.
Dünyanın her yerinde önce hapishanelerde kullanıldı. Polis ve göstericilerin çatıştığı tüm noktalarda. Kabile savaşlarından holigonlara, aile içi şiddetten, boks maçlarına, Sonunda gerekli çoğunluk sağlandığında güdümlü bir füze ile ülkeler üstünde çalıştırıldı. Milyonlarca asker ve güvenlik birimi silah bıraktı. Sadece denizaltında olduğu için dalgalardan etkilenmeyen ve ısrarla dünyayı kalıcı bir savaşa sürüklemek isteyen kaçak bir nükleer denizaltıya da frekans yollandı.
Sevgi silahı işini yapmıştı. Artık kimse savaşmak istemiyordu.
Zaman ilerledi ve dünyada doğan her çocuğun sevgi silahı ile aşılanmasına Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin kendisini fesih metni ile karar verildi.
Halen dağlarda kaçak şekillerde yaşayan ve sevgi silahından uzakta kendilerine “Gerçek insanlar” diyen kabileler yaşıyor. Kaçıyor, saklanıyor, öldürüyor ve nefret ediyorlar. Bu duyguları yaşadıkları için kendilerini diğerlerinden üstün görüyorlar….
Yazar: Süleyman Sönmez – 30 Aralık 2008
Bu yazıda anlatılan olayların gerçek kişi, kuruluş ve olaylarla ilgisi yoktur. Bilimkurgu yazını olarak yazılan bu eserin tüm hakları yazara aittir. İzinsiz kopyalanamaz ve sanatsal çalışmalarda kullanılamaz.
“Bu öykü, bu umut, savaşlarda ölen sivillere ve masumlara adanmıştır.
Ruhları huzur bulsun….”
SÜLEYMAN SÖNMEZ








2006 yılında kurduğum kültür sanat, eğitim, bilgisayar teknolojileri, fotoğrafçılık, bilim ve sinema başta olmak üzere 















Üstad kelimeler hislerimi anlatmaya yetmeyecek, ama boğazımda bir yumru, gözlerimde yaşlar var. Emeğine yüreğine sağlık. Teşekkürler
Sevgi ile kal…
Hocam süpersiniz. Yüreğinize sağlık. Umarım bir gün bu yazıda anlatılan olayların gerçek kişi, kuruluş ve olaylarla ilgisi olur
Boğazımız düğümleniyor, artık o fotoğrafları görmek istemiyorum. Nerede bir gazze yazısı görecek olsam tüylerim diken diken oluyor ve gözlerim doluyor. İnsanlık sınırlarını aşmış durumda ve maalesef bu sevgi silahını tatmayanlar çoğunlukta. İnsanlığın vicdanı kanıyor…
Kaleminize sağlık Hocam, keşke savaşlarına (soluklanmak için bile olsa) bir ara verseler de çevrelerine dönüp bir baksalar, baksalar da insanlık sıfatını taşıdıklarına bir utansalar… Keşkeee…
Sevgiler, Sayglar…
Nedense bu yazınızı okurken, bana imkansız gelen bir nokta bulamadım. Ama şu gerçeği de atlayamadım. İstemek lazım. Bunu yapabilecek kabiliyete sahip olanlar tarafından özellikle istenmesi lazım bir de…
Aslında yayılmanın, denize düşen damlaların yaptığı haleler gibi sıralı gerçekleştiğini göz önüne alırsak, yazdığınızın hayale benzeyen tek yanı topyekün, aniden gerçekleşmiş olmasıdır. Ve neden hala bir hayal? Birlerle başlayıp yayılıyorsa herşey, biz bu imkansıza adanmış yüreklerimizle yaşayamadığımızı, nasıl gelecek nesle hediye edebiliriz ki…
Ve neden hala bir hayal hepimiz için?..
Çok güzel olmuş. Bravodan başka söylenecek birşey yok.
Dostum yine çok iyi olmuş, ellerine sağlık.