Sayha | Kentin Gizemi

Cipin arkasında kazı araçları takırdıyordu. Yol bozuktu. Ben ve kameraman Hasan arkadaydık. Arkeolog Melek Hanım önde şoför yanında oturuyordu. Uçakla İstanbul’dan geldiğim halde kendimi yorgun hissediyordum. Erzincan’dan ayrıldığımızdan beri toprak bir yolda sarsılarak ilerliyorduk. Kazı alanına gelmemize fazla kalmamıştı. O an bilmiyordum ama dünyanın en ürpertici keşiflerinden birisini yapmak üzereydik.


Fotoğraf: rosemanios | Creative Commons lisansı ile kullanılmıştır. Tasarım: Süleyman Sönmez

Melek Hanım iner inmez Jandarma Komutanı’na doğru gitti. “Bir şey alabilmişler mi?”

Binbaşı hemen elini uzatıp “Hoş geldiniz” dedi “Hayır, alamamışlar. Bir şey alabileceklerini de sanmıyorum.” Melek Hanım güneş gözlüğünü indirdi. “Anlayamadım Binbaşı…”

Adam, canı sıkkın bir ifadeyle kaçak kazı alanını gösterdi. “Şurası, gelip kendi gözlerinizle görün.”
Hasan omuzuma dokundu “Abi, biz gitmeyelim. Burada bekleyelim.” Yüzünde korkmuş gibi bir ifade vardı.

“Neden Hasan? “

“Abi yatır matırdır? Kazmışlar, gitmeyelim. Melek Hanım baksın” dedi.

Tavrı hiç hoşuma gitmedi. “Hasan ne yatırı? Herifler hazine avcısıymış. Hazine ararken arkeolojik bir yerleşimi açığa çıkarmışlar. Ne yatırı? O zamanlar evliya mı vardı? Boşuna mı geldik buraya oğlum. Süper haber olacak demiyor muydun uçakta?”

Hasan pek rahatlamışa benzemiyordu. “Öyle deme abi. Her devirde evliya vardır. Adı başkadır belki…”

“Ya Hasan, Allah aşkına kalıbından utan. Yürü ya. Seni boşuna mı getirdim? Fotoğraf çekeceksin. Kameranı da ayarla. Hayret bir şey ya…”

Kazı bölgesinde yirmi jandarma eri toprağı genişletmeye çalışıyordu. Yanlarında getirdikleri küreklerle saatlerdir uğraştıkları belliydi. Binbaşı mola vermeleri yönünde astsubaya işaret verdi. Askerler gidince Melek Hanım’ı çukura indirdiler. Ben de peşinden indim.

Çok kalın bir taş duvar vardı zeminde. İçinden bir taşı çıkarmaya çalışmışlardı ama başaramamışlardı. Her bir taş tuğla gövdemin yarısı kadardı. Melek Hanım “Tuhaf” dedi. “Bu çeşit duvar örgüsü. Çok tuhaf”

Binbaşı yılların arkeoloğuna merakla sordu “Neden, Melek Hanım?”

Blok taş parçalarının birleşme yerlerini gösterdi. “Harç yok. Bu parçalar birbirine geçmiş. Bu tarz yapıyı sadece Amerika kıtasındaki bazı binalarda gördüm”

“Ne tür binalarda?” diye sordu binbaşı. Melek Hanım bir saniye kadar tereddüt edip. “Maya piramitlerinde” dedi. Binbaşı “Ciddi misiniz?” diye sordu bir kaşı havada.

Hasan’a dönüp fısıldadım. “Kaydediyorsun değil mi?”

HİKAYENİN DEVAMI AŞAĞIDAN SATIN ALINARAK E KİTAP OLARAK OKUNABİLİR

FF75AgAAQBAJ

GOOGLE PLAY KİTAPLAR / Google Play Books
(Android telefon, tablet , Windows / Mac notebook ve bilgisayarlarda okunabilir)
https://play.google.com/store/books/details/SÜLEYMAN_SÖNMEZ_BİRAZ_TUHAF_BİR_KİTAP?id=FF75AgAAQBAJ

APPLE iTunes / iBooks / Kitap
(iPad , iPhone ve Mac bilgisayarlarda notebooklarda kitap okuyanlar için)
https://itunes.apple.com/us/book/biraz-tuhaf-bir-kitap/id840432897?mt=11

HEYECAN SİZİ BEKLİYOR!

* Karıncaların beyninden oluşan bir bilgisayar ağı mı? 

* Erzincan’da bulunan antik bina hangi sırları saklıyor? Tüyler ürperten bir afetin izleri…

* Van Gölü kuruduğunda biyoyakıt için başlayan çalışmalar nasıl bir felakete yol açtı?

* Sonsuza dek değiştiler Sevgi Silahı.

* Bu ağaç muhteşem görünüyor nefesim kesildi… Evet senin genlerinden ürettik onu…

* Dünyada son nükleer bomba da bitene dek yarı ömürlerini…

* Kendine saklaman mümkün değil düşüncelerini

* İnsana en çok benzeyen robot yabancı gezegenin ölümcül görüntülerini nasıl çözecek?

ÖYKÜLERİN İSİMLERİ

1) Birleşik Karınca İşlemcisi
2) Ve Bacterıopro, Van Gölü’nü Biyoyakıta Çevirdi!
3) Düşüncelerin İşitildiği Gün…
4) Bulutkulak
5) Arş’ın Kitabı
6) Sevgi Silahı
7) Ağaç | ಮರ
8) Son Bilgisayar
9) Yarılanma Ömrü
10) Sayha

ISBN NO: 978-605-87015-0-2

Sayha | Kentin Gizemi” için 10 yorum

  1. Süleyman üstad, yüreğine sağlık, etkileyici ve merak uyandıran bir öykü olmuş. Bir çırpıda okuyuverdim. Ayetlerle desteklenmiş olması da önemini ve ilgiyi artırıyor.

  2. Üstadım;
    Yine bir nefeste okudum. Hatta nefes almayı unuttum da denebilir. Ama böyle olunca TV dizisi gibi elim böğrümde kala kalıyorum. Kitap gibi olsun, kısa öykü olmasın, uzun uzun okuyabileyim. Ellerin dert görmesin, teşekkürler yazmaya devam ettiğin ve bizlerle paylaştığın için.
    Sevgi ile kal…
    Hamiş: Seni tanımayan çevrimdışı dostlarıma anlatmak için “Türkiye’nin Asimov’u, Chricton’u, Koontz’u, King’i aslında, ama sakin bir hayatı tercih ediyor sanırım” diyorum.

  3. TEAkolik bu ara herkesten duymaya başladım. Hatta genelde yazdıklarıma burun kıvıran kardeşim bile 🙂 Kitap halinde yazdıklarımı yayınlamak giderek yaklaşıyor.

    Müge Abla, roman da yazıyorum 🙂 Ama yayınlamıyorum. Tek farkı bu. Burada yayına aldığım hikayeler çoğunlukla duygusu, anlatımı, bilgisi yoğun, akıcı olması hedeflenen ve özellikle her bir hikaye ayrı bir dünyayı, zamanı olayı anlatsın diye verilen öyküler. Birçok kısa öykü yazdım. Sadece çarpıcı olanları sunuyorum. Türkiye’nin Asimov’u King’i olmak çok büyük övgüler. Ama bu övgüleri duymak ne kadar mutlu etse de nesnel bir bakışla bakarak diyorum ki, “tamam geliyorum sıkı geliyorum” ama daha bayağı yolum var ablam 🙂

  4. Süleyman Bey, bu öyküyü kesinlikle roman haline getirmelisiniz. Da Vinci Şifresi gibi yankı getirebilir doğru reklamla. Ardından filmi çekilir, devam kitapları yazarsınız, onların da filmi çekilir, hatta bunlar sayesinde yöreye arkeolog ve turist akını bile olabilir.

  5. Süleyman Bey ben Harry Potter ve Yüzüklerin Efendisi gibi filmleri görünce bizim binlerce yıllık tarihimiz var ama bırakın böyle film çevirmelerini bu tür roman yazarlarımız bile yok diye üzülürdüm. Şimdi sizin yazılarınızdan birkaçını okudum hoşuma gitti öncelikle çocuklarımızı ve gençlerimizi düşünmeye, araştırmaya sevk etmesini sevdim. Başarılarınızın devamını dilerim saygılar.

  6. gerçekten çok güzel ilgi çekici bi senaryo yazdım ama bu kadar etkili olduğunu düşünmüyorum eline sağlık abi 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir