Müzikle tedavi yeni bir konu değil, binlerce yıldır uygulanıyor. Osmanlı İmparatorluğu’nda resmi bir tedavi şekli olarak özellikle psikolojik tedavilerde yeraldığını görüyoruz.

http://www.tumata.com/muzikletedavi.html TÜMATA’nın sayfası oldukça bilgi verici.

Örnek Makamlar dinlemek için tıklayın:
http://www.tumata.com/icerik.aspx?pageName=tr_makamlar.html


Okumak ufkumuzu açacak, ama en çok da kulaklarımızın pasını …

Kaynakça:
http://arsiv.sabah.com.tr/2004/04/18/cp/gnc107-20040403-101.html

cdler_186w
Vatan Gazetesi 11 Ağustos 2007

Avrupalı hastalar komadan Türk musikisiyle çıkıyor

Rahmi Oruç Güvenç bir etnomüzikolog… Esas uzmanlık alanı ise Türk musikisiyle hastaları iyileştirmek. Binlerce yıl önce Türklerin kullandığı dombra, kopuz, rebab gibi müzik aletlerini çalarak hastaların ağrılarını dindiriyor, fizyolojik ve psikolojik olarak rahatlamalarını sağlıyor

Biz hastayı tedavi etmeye gittiğimiz zaman, o odayı kendimize göre değiştiririz. Örtüler götürürüz, renkli kıyafetler giyeriz. Seansımız otantik bir ayin gibidir. Hastaya o hissi vermek sadece kulak yoluyla olmaz, aynı zamanda göze de hitap ederiz. Ve onu bir tarihi dekora, ‘1001 Gece Masalları’ gibi bir yere götürürüz. İşte orada o duygu değişikliği meydana gelir. Hastayı modern hayatın yarattığı gerginlik ve streslere sebep olan ifadelerden ve görüntülerden bir anda çıkarırız. Onu bir zaman koridoruna sokarız… Bu sözlerin sahibi Yrd. Doç. Dr. Rahmi Oruç Güvenç… Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği’nde, Prof. Dr. Ayhan Songar’ın yanında müzikle tedavi konusunda klinik psikoloji doktorası yapan Güvenç, uzun yıllar boyunca yaptığı “müzik terapi” çalışmalarıyla adını dünya çapında duyurdu. Şu sıralar Yalova’daki Rasim Mutlu İlim Merkezi’nde 2007’nin UNESCO tarafından Mevlana yılı kabul edilmesi dolayısıyla dünyanın dört bir yanından gelen müzik terapistleriyle “Kalpten tıbba, tıptan kalbe” seminerini düzenliyor.
Hayatını Türk müziğini araştırmaya adayan Güven, Kam ve Baksı adı verilen eski Orta Asya hekimlerinin kopuz, dombra ve davul gibi müzik aletleriyle hastaları tedavi etme yöntemini günümüz tıbbına taşıdı. Üstelik Münih, Berlin, Zürih, Barcelona, Madrid, Manheim, Rosenau ve Almatı şehirlerinde, birer okul açarak Türk Musikisiyle müzik-terapi geleneğinin Avrupa’da da uygulanmasına ön ayak oldu. 1976’da, Türk musikisinin doğuşunu, gelişmesini, tedavi değerlerini araştırmak amacıyla, Sultanahmet’de Türk Musikisi Araştırma ve Tanıtma Grubu’nu kuran Güvenç, eski Türklerin bin yıl önce, müziğin gücünü keşfederek hastalara uyguladığını vurguluyor: “Batı müziğindeki minör ve majör tonlarına karşı, Türk müziğinde 500’e yakın makam oluşmuştur. Rast, Hicaz, Uşşak makamı gibi… Bu 500 makam içerisinde 40’ı müzik terapi literatüründe adlandırılır. Her makam vücutta bir organı etkiler ve farklı bir duyguyu açığa çıkarır.”
Güvenç, terapi seansının canlı yapılması halinde hastaya etkisinin arttığını belirtiyor: “Komadaki hasta, başında elektrotlar takılı vaziyette karyolasında yatıyor. Müzik başladığında, beyindeki dalgaların hareketi görülüyor. Onlara Türk sanat müziği dinletiyoruz ama sözsüz şekilde. Komadaki insan haliyle hiçbir şeye cevap veremiyor. Ama o müzik öyle bir etkiye sahip ki, bir müddet sonra gerçekten beyinde alfa ve teta dalgaları görülüyor. Ve o kişi komadan çıkıyor. Avusturya’da birçok vaka var böyle komadan çıkan…”
Müzik terapide bir seansın süresi ortalama 40 dakika sürüyor. Komadaki hastaya verilen müziğin dozajı ise, hastanın durumuna göre şekilleniyor. Terapi seansı, iki türlü icra ediliyor: Birincisi, pasif müzik terapi. Hasta oturarak ya da yatarak istirahat pozisyonunu alıyor, sonra kendisine bir seans süresince geniş ve rahatlatıcı bir ritm ve su sesi eşliğinde, ney, rebab, çeng, ud ve dombra enstrümanlarıyla emprovize (ritmli taksim) yapılıyor. Aktif müzik terapide ise, hastalara Türk Şaman danslarından, Baksı dansı ile birlikte çeşitli sufi dansları (semah ve sema) yapılıyor. Süresi 2-3 saate kadar uzayabilen seanslarda, hastalar da hareketlerle aktif müzik terapiye katılım gösterebiliyorlar.
Yrd. Doç. Güvenç, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları hastanesinde Doktor Arif Verimli’yle 300-400 hastanın katıldığı 2 saatlik müzik terapi seansları da düzenlemiş. Avusturya, Avrupa’da “Türk musikisiyle terapi”ye en fazla destek veren ülke. 1993 yılında, Viyana’da Meidling Klinik’te başlayan çalışmaların en eskisi nöroloji dalında yapılmış. Bunun yanı sıra, 2000’den beri kardiyoloji, 2001’den bu yana da onkoloji üzerine çalışmalar sürüyor.

Gazi Tıp’ta uygulandı
Müziğin kronik ağrı üzerine etkilerini incelemek için, 1.5 ay önce Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Algeoloji ve Ağrı Anabilim Dalı Bölüm Başkanı Prof. Dr. Avni Balaban tarafından bir çalışma başlatıldı. Kanserli, kronik, bel ve boyun ağrıları olan 20 hastaya müzik terapi seansı uygulandı. Prof. Dr. Balaban tedavi sonuçlarını şöyle anlattı: “Ağrı skorunda ‘0’, hiç ağrı yok; ‘10’ en şiddetli ağrı anlamına geliyor. 20 hastanın ağrı skoru, müzikle tedavi edilmesinden önce 5.1 iken, müzikle tedaviden sonra, 3.1’e düştü. Sadece ağrı skorlarını ölçmenin objektif olmayacağını düşündük ve hastaların kan değerlerine de baktık. Sonuçta kandaki ağrı ve stresle ilgili hormonlar, müzikle terapiden sonra hastaların 4’te 3’ünde düşüşe geçti. Ağrı skorunun düşmesine paralel olarak hormon değerlerinin de düşmesi, müziğin hormon tedavisinde etkili olduğunu gösteriyor. Fakat bu araştırma, hastaya sadece müzik dinletip ‘Senin ağrını keseriz’ anlamına gelmiyor. Ağrılı hastaların tedavilerinde diğer tedavilerle birlikte müziği de kullanılırsak daha olumlu sonuçlar alabileceğimizi gördük.”
Haberin devamı için tıklayınız:


Facebook grubumuza üye olun yeni yazıları kaçırmayın.

https://www.facebook.com/gunesintamicinde

Sitede reklam bannerları yok bu sizin rahatınız için.
Sitede tanıtım yazısı yayınlatmak ister misiniz?
Lütfen tıklayın

https://www.gunesintamicinde.com/reklamlar/

Bu yazıyı beğendiyseniz aşağıdaki düğmelerle paylaşarak daha çok insana ulaşmasını sağlayabilirsiniz.

PAYLAŞ
Adım Süleyman Sönmez. Yıldız Teknik Üniv. Bilgisayar Programcılığı ve İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi olmak üzere iki üniversiteden mezun oldum. Sonrasında başladığım Uluslararası İşletme masterını terk edip hayata atıldım. Proje yöneticiliği, bilgisayar programcılığı, sistem analistliği, pazarlama / satış sonrası müşteri ilişkileri yöneticiliği, LEGO takım koçluğu, Web tasarımcılık, fotoğrafçılık, ISO9001:2000 kalite sistemleri sistem kuruculuğu ve iç denetimcilik, Teknoloji Okuryazarlığı müfredat yazarlığı, Bilgi İşlem Bölüm Başkanlığı, öğretmenlik, video düzenleme, Eğitim Teknolojileri Uzmanlığı gibi birbirinden farklı pek çok meslekte çalıştım. Bu kadar farklı iş neden? Dünyayı Da Vinci gibi yaşamak gerektiğine inanıyorum. Web sitelerim: www.suleymansonmez.com , Güneşin Tam İçinde , Eğitimde Sanal Gerçeklik , Büyükler Giremez , Aşağıdaki simgelerden sosyal medya üzerinden takip edebilirsiniz.

7 YORUMLAR

  1. Tarih, 10 Mayıs 2007
    Bugün Tümata’nın son konserindeydim ve muhteşemdi ve içimden direkt o grubun içerisinde olmam gerektiğini düşündüm.
    Gazi Üniversitesi’nde okuyorum ve iki yıl Ankara Valiliği Çok Sesli Korosu’nda 2 yıl görev aldım. Aldığım eğitimimi Tümata’da sergilemekten saygı, gurur duyarım.
    Bu gruba emek vermiş herkese sonsuz teşekkurler.

  2. 11 nisan 2009da yayınlanan ressamın hikayesini koyarmısınız hikayenin şu kadarını biliyorum
    ressam oğluyla birlikte bir labirentten çıkmaya çalışıyordu sonra tüylerden ve bal mumundan kendilerine kanat yapıp uçmuştular oğluda güneşe çok yaklaştığı için bal mumu erimişti ve kanatlar bozulup düşmüştü
    işte bu hikayeyi koyarmısınız

Siz ne düşünüyorsunuz?