Blogküreden Yükselen Ruhlar!

Blog kavramını kişisel yazılar ve her çeşit bilgiyi aktarmak olarak tutar ve günlükle sınırlandırmazsak, dünya web sitelerinin hatırı sayılır bir bölümünün blog olduğu ortaya çıkar.

blogküreden Yükselen Ruhlar


Bloglar vatandaş medyasının konuştuğu yerlerdir. Herkesin 5 dakikalığına ünlü olduğu dünyanın, etkili bir aracıdır. Yıllardır çeşitli konularda bin civarında makale yazmış birisi olarak son aylarda güçlü bir bitiş sinyali alıyorum.

Bu fikre ilk kez İdris‘le konuşurken kapıldım. Sunipeyk ve Ömer Enis‘in de içinde yer aldığı ortak bir projeyle uğraşırken blogların bir süre sonra biteceğini hissettiğimizde hemfikir olduğumuzu görmüştüm. İlginçtir ki blogların yağmur gibi kapanması bunu izledi. Açık olan bloglarda da yazım hızları azaldı. Herkes daha makale tadında ciddi yazmaya başladı. Bir kısım ise video bloglara geçti. Ancak işin daha başında olan bloglar birbirinin kopyası / replika şeklinde aynı konuları anlatmaya devam etti.

Blog yazarlığına neden başlıyoruz?

  1. Kişiler tecrübelerini aktarmak istiyor.
  2. Ünlü olmak istiyorlar.
  3. “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” demek istiyorlar.
  4. Sevilmek istiyorlar.
  5. Bir bilgisayar alıp aldatıldıklarında yazarak satıcıya haddini bildirebilmek istiyorlar.
  6. Arkadaşları olsun istiyorlar.
  7. Reklamlardan hayalda olsa para kazanmak istiyorlar.
  8. Ne kadar zeki ve bilgili olduklarını cümle aleme göstermek istiyorlar.
  9. Zaten işlerinde başarılı olanlar bir pazarlama enstrümanı olarak blog yazarlığını etkili buluyorlar.
  10. Ürettikleri ürünleri satmak için yazıyorlar.
  11. Yalnızlıktan kaçmak için yazıyorlar.
  12. Dünyayı değiştirmek için yazıyorlar.
  13. Öğrenmek için yazıyorlar.
  14. Yalnızca kendilerinin bildiği bir sebeple yazıyorlar.
  15. Tshirtlerinde “blogger” yazsın diye yazıyorlar.
  16. Çevirmelerde “Internet Basını abi bir yere yetişiyoruz” demek için yazıyorlar
  17. Kendilerine gelen tüm e-mailleri arşivlemek gibi ulvi bir nedenle yazıyorlar.
  18. Eski sevgililerinin ne pislik olduğunu ortaya koymak için yazıyorlar.
  19. Politika sahnesine müdahale için yazıyorlar.
  20. Canım şekerim büdüm falan demek için yazıyorlar.
  21. Herkes yazdığı için yazıyorlar.
  22. ve daha bir sürü sebep….

Pekiyi blog yazarları yazmayı neden bırakıyorlar?

  1. Gerçekten ünlü oldukları için ve doydukları için.
  2. Artık çocukları olduğu için.
  3. İşe girdikleri için.
  4. Gidip birisiyle kavga edip cümle aleme rezil oldukları ve bu gerçek hayatı da perişan ettiği için.
  5. Sevgilileri kıskandığı ve “ya blogun ya ben!” restini çektiği için.
  6. Bloglarının yedeklerini almadıkları bir sırada blogları çöktüğü için.
  7. Binlerce post / yazı yazdıktan sonra “Ben ne yapıyorum, kabir meleklerine hayatımı blog yazarak geçirdim mi diyeceğim :)” aymasını yaşadıkları için.
  8. Aynı zamanı başka işe verseler çoktan karınlarının doyduğu hatta zengin olacaklarını, okullarını bitireceklerini anladıkları için
  9. Gittikleri mağazalarda kimisi onları görünce gülerken, kiminin ağzının içinden küfrettiğini gördükleri için.
  10. Gizemleri kalmadığı için.
  11. Video blogların blog yazmaktan daha havalı durduğunu farkettikleri için
  12. Twitter’la bir iki satır yazıp gerçekten sevenlere okutmak daha iyi geldiği için.
  13. Internet çökerse bir gün her şeyboşa gideceği için
  14. Tüm Interneti bloga kopyalamanın bir anlamı olmadığını gördükleri için
  15. “Forum mu kursam ya da milletin üye olacağı bir site daha iyi para götürürüm” dedikleri için.
  16. Sponsor bulamadıkları için.
  17. Yazılarının çalınmasından bıktıkları için.
  18. Basılı medyanın dikkatini çekip bir köşede haftasonları yazma fırsatı buldukları için.
  19. Kraldan daha kralcı okuyucu kitlesinin, hayatlarını yaşanmaz hale getirdiği için.
  20. Bu kadar sene sonra bile her yerde isimleri yazdığı halde bloglarına “sğl abi abl kim bu siteyi hazırladıysa” gibi mesajlar sonucu boşa kürek salladıklarını anladıkları için.
  21. Milyonlarca insana hizmet verdikleri halde bir vefa bulamadıklarını bloglama yarışmasında sadece bir kaç kişinin oy verdiğini gördükleri için.
  22. Kitap yazarım hiç olmazsa elimde bir şey olur dedikleri için.
  23. Sözleri tükendiği için.
  24. Internet dostluklarının yalan olduğunu, işsiz kaldıkları, hasta oldukları gün birinin bile kalkıp kendilerini ziyaret etmediklerinde anladıkları için.
  25. Blog yazarlığının bir sanat olması gerektiğini farkettikleri için.
  26. Ne yapsalar da blog okurlarının asıl nüfusun çok ufacık bir parçası olduğunu TV’de 5 dakika görünmenin bile daha popüler olduğunu anladıkları için.
  27. Babaannerlerine ne yaptıklarını bir türlü anlatamadıkları için.
  28. Milletvekillerinin Google ne demek bilmediği güzel ülkemizde onlara yönelik yazıların boşa gittiğini anladıkları için.
  29. Aylarca yazmasalar “ne oldu abi / abla” diye soran biri çıkmadığı için.
  30. RSS okuyucusu sayıları milyonlarca kişi sitelerini habire okuğu halde halen çok az olduğu için.
  31. Bir şekilde insanların öfkesini çektiklerinden kendi kankaları dışında kimse yorum yazmadığı için.
  32. Kimsenin bilmediği sebeplerden.
  33. Herkese çipler takılıp bilimkurgu dünyası başlamadan kaçıp çobanlık yapmaya dağlara gittikleri için.
  34. Adı ünlü iş yerleri, blog yazmalarını “çok uygunsuz bulduğu için” hatta iş yerinde firewall ile  adresleri bloklandığı için.
  35. İngilizce yazsa neler olacağının hayaliyle bunu kapatıp ötekini açmak için.
  36. Blog Yazarı lafı karvizitte çok havalı durmadığı için.
  37. Acaip kilo aldıkları ve kalp krizinin çok yakında olduğunu sezdikleri için.
  38. Her 3 Japondan birisi blog değil anime okuduğu için 🙂
  39. Giderek blog dünyasında kim ne demiş dedikoduları ile paparazziye dönüştüklerini farkettikleri için.
  40. Yazdıkları yeterince anlaşılmadığı için.

Daha tonla sebep sayılabilir kısacası gün gelir veda edilir. Bu süreçte defalarca yazmayı bırakmayı düşündüm. Ancak benim yazmamda önemli sebeplerim vardı. Yazdıklarımla, sunduğum projelerle, ülkeme ve insanlarına kendi sesimden çok daha büyük bir sesle ulaştım. Ünlü olmadım çünkü “Süleymanın Köşesi” veya öyle bir site adı vermedim. Bilgiyi kişiliğimden önce tuttum. Doğru olan buydu. Egoyu şişirmek ve önemli hissettirmek için yapılan tüm eylemler rüzgarda savrulur. Sadece hizmet edenler sevgi ve minnetle anılır.

Size bir Zen öyküsü anlatmak istiyorum.

Çok ünlü bir Japon şairi ve Zen Üstadı Tetsugen sadece Çincesi bulunan şiirleri – Sutra deniyor bunlara – bastırmak ister. Ancak o yüzyılda baskı teknolojisi çok ilkel. Ayna gibi ters görüntüyü tahta kalıba çıkarmak, bunların ustalarca oyulması ve mürekkep sürülerek son derece pahalı olan ipek temelli kağıda basılması demek. Üstelik tahta kalıplar sıkıştırılmaktan zamanla aşınıyor ve binlerce üretilmeleri gerekiyor tüm sayfa için.

Adamcağız gezgin şekilde bağış topluyor. Az verene de çok verene de eşit şekilde teşekkür ediyor. Yıllar yıllara kavuşuyor ve on yıl sonunda kitabını basacak parayı buluyor.

Fakat tam o yıl görülmemiş büyüklükte bir tufan yaşanıyor Uji nehri taşarak felakete sebep oluyor ve yoksul köylülerin evlerini tarlalarını yerle bir ediyor.

Şair felaketi gözleri yaşlı izliyor ve yıllardır sakladığı parayı çıkarıp o açlık günlerinde yoksullara aş dağıtıyor. Elbette içi kan ağlıyor.

Ama şans bu ya, işleri rast gidiyor ve bir kaç yıl içinde yeniden kitabını basacak parayı topluyor ancak bu seferde çok büyük bir salgın hastalık ülkeyi kırıp geçiriyor Tetsugen yine topladığı paraları zor durumdaki insanlara dağıtıyor.

Sonunda yine para topluyor ve yirmi yıl sonra şiirler basılıp Japonya’nın en sevilen üstadlarından birisi oluyor. Bu basılan sayfalar bugün Kyoto’daki Obaku Manastırı’nda görülebiliyor.

Ancak Japon halkı büyük şairi çocuklarına şöyle anlatıyor.

“Tetsugen üç kez kitap bastı ancak ilk iki görünmeyen baskı üçüncüsünden çok daha güzeldi.”

Şair böylece fedakarlığı ile bir insan diliyle yazılmamış, müthiş bir şiirin şairi oluyor. Yaptığı eylemle ölmez bir kitap, müthiş yürekten dizeler bırakıyor.

Bir gün size veda edersem, dilerim sözle anlatılmayacak kadar çok dizem sizlerde yaşar. Görüşmek üzere sevgili okurlarım.

Kitap: Zen Flesh Zen Bone / Zen’in Eti Zen’in Kemiği
Yazar: Paul Reps
Söz Yayın

Hikayenin orijinalini de eklemek istiyorum.
http://ebooks.du.ac.in/edu-resources/Resources/books/zen.pdf

37. Publishing the Sutras
Tetsugen, a devotee of Zen in Japan, decided to publish the sutras, which at that time were available only in Chinese. The books were to be printed with wood block in an edition of seven thousand copies, a tremendous undertaking.

Tetsugen began by traveling and collecting donations for this purpose. A few sympathizers would give him a hundred pieces of gold, but most of the time he received only small coins. He thanked each donor with equal gratitude. After ten yens Tetsugen had enough money to begin his task.

It happened that it that time the Uji River overflowed. Famine followed. Tetsugen took the funds he had collected for the book and spent them to save others from starvation. Then he began again his work of collecting.

Several years afterwards an epidemic spread over the country. Tetsugen gave away what he had collected, to help his people.

For a third time he started his work, and after twenty years his wish was fulfilled. The printing blocks which produced the first edition of sutras can be seen today in the Obaku monastery in Kyoto.

The Japanese tell their children that Tetsugen made three sets of sutras, and that the first two invisible sets surpass even the last.

PAYLAŞ: