Düşün, konuştuğun insanın kanser olup olmadığını kokusundan, hücrelerindeki titreşimden bile anlıyorsun. Düşüncelerinin gırtlağındaki titreşiminden aklından geçeni bile seziyorsun. Kilometrelerce mesafede hareket eden her nesneyi görüp duyuyorsun. Uçabiliyorsun. Oksjine bağımlı değilsin. Sen insan değilsin. Belki bilinen anlamıyla ölümlü bile değilsin.


Bu kısa öykünün videosu aşağıda bulunuyor.
Dilerseniz benim sesimle ve görsellerle de izleyebilirsiniz.

Ne yaparsın? Sonsuz evreni merak edip uzun bir yolculuğa mı çıkarsın? Yoksa Lana, Louis, Luthor deyip bu 3L ile küçük işlerin içinde bu gezegenin insanlarının küçük hesapları ile birbirlerini öldürmelerine, birbirlerini sömürmelerine bazen sevmelerine ve acizliklerine ağabeylik mi yaparsın? Onu yapsan bile 100 yıl sonra ne Lana, ne Louis, ne Luthor yaşıyor olacak. Tüm dertler, yaşananlar unutulmuş olacak. Diktatör olmadıkça dünyayı barışa sokamayacağını da biliyorsun. Olsan da bir gün seni öldürmek için her şeyi yaparlar. İnsanlar hata yapmak isterler. Kusursuz olmak yerine. Onlar gelişene ve uygarlık olarak ilerleyene dek daha çok zaman var.

Sana bir dünya yeter mi?

“Yeter” diyenler sayfayı sessizce kapatıp huzurlu dünyalarına dönebilirler. “Yetmez” diyenlerle yola çıkıyoruz. Peki, madem bu denli kararlısın… Gidiyoruz.

İnsan türünün son sesi, sen atmosferi delip geçerken uzaklarda kalıyor. Yüzünde havanın seyreldikçe hafifleyen dokusunu hissediyorsun, iyonosferden geçerken elektrik yüklerini belli belirsiz bir gıdıklanma gibi tadıyorsun, tayftan tayfa tabakalar geride kalıyor. Mavi gezegen uzaklaştıkça uzaktan işittiğin o sesler azalıyor. Belki Brezilyalı bir balıkçının Hawaii’de ne işi olduğunu anlatışını işitiyorsun. Belki Eiffel kulesindeki iki turistin akşam yemeği için çok yıldızlı Michelin restaurant arayışlarını. Sen uzaklaşıyorsun. Dünya da senden uzaklaşıyor.

Uzayla karşılaştığında derin görkemi, ışıltısı sessizliği, ölümsüzlüğü ve olağanüstü bir gizemi barındıran dalgalanışı seni sarıyor. Uzaydayken bir bebeğin annesinin rahminde hissettiği o derin huzur gibi göbeğinden bağlısın ona. Kendini yerçekimi ivmelerinin dışında sürüklenmeye bırakıyorsun. Dönüyorsun dönüyorsun. Yüzün güneşe her döndüğünde hücrelerini bombardıman eden fotonlarla gücün atmosferin altındakinden katlarca ileri gidiyor. Beynin çok daha hızlı ve grift düşünebiliyor. Şu an dünyalı insanların yüzyıllardır üzerinde çalıştığı gravite parçacıkları için teoremi çoktan çözdün. Gülümsüyorsun. Çözümü bulduklarında yüzlerinin alacağı şaşkınlığı hayal edebiliyorsun. Bunu öğrenmek nasıl uçabildiğini anlamanı da sağlıyor. Atomaltı yapının farklılıklarını görmek için mikroskobik bakışlarınla kendine bakıyorsun. Seni anlatan hiçbir kitapta kendine baktığında ne gördüğünü yazmadılar. Oysa sen kendini katlarca görüyorsun. Her göz becerinin ait olduğu düzlemle görüyorsun.

Sen sürüklenirken karşında Ay belirir. Sessiz gri ve ergenlik sivilcileri ile dolu yüzü yine de parlaktır. Daha önce defalarca gidip geldiğin için arka yüzündeki gizli üslerle ilgilenmek için zaman harcamazsın. Sanki bir dalgakırandır Ay veya Ümit Burnu’dur. Ondan sonra eşsiz okyanus uzanmaktadır. Yüzlerce yıl önce yola çıkarken içleri titreyen o cesur gemicilerden ne farkın var?

Giderken rotan olmalı mıdır? Sirius hep sevdiğin bir hedeftir. Neden olmasın sadece 8 yıl ya da 34 yıl sürer. Yörüngeye bağlı. Senin için zaman nedir ki? Bin yıl sürse ne olur? İnsanların sıkılma dediği duyguyu anlayabilmeyi çok istesen de, ölümlüleri hareket ettiren, az ömürlerinde ilerlemeye mecbur tutan bir dürtü olduğunu hep bildin. Ölümsüz bir ömürde sıkıntı duygusu yoktur. Yaşlılık olmayan bir hayatta kayıplar anılardır sadece. Ama onlar zamanı ardışık saniyeler olarak algılarken nasıl anlatabilirsin şu AN’ı?

Sen AN’da ve mekansızlıkta yine de mekanda uçup gidiyorsun. Öğreneceğin deneyeceğin sonsuz mekan var. Dev buzlarla kaplı gezegenler. Işığı bir insanın gözlerinin göremeyeceği tayflarda yollayan yıldızlar, inanılmaz güzelliklerde yüzeyleriyle büyüleyen gezegenler. Karadeliklerin bakı ufuklarında emilen güneşlerin son çığlıkları. Pulsarların nabızlarında ritmik bir şekilde işiteceğin radyo frekansından binbir frekansa saçılımlar. İkiz yıldızların birbiri ardına dansı ve yeni oluşan gökadaların muhteşem ışıkları içindeki elementler. Sadece evrenin dokusu da değil…

Ve belki de senin gibi insanlar.

Ses sonsuzluğun yolcususun. Bu denli özgürken sana bir dünya yeter mi?

Dönüp dünyaya bakıyorsun sonra yola devam ediyorsun. Birazdan Kuiper kuşağına gireceksin. Kimilerine göre parçalanmış bir gezegenden kalma, kimilerine göre gezegenler oluşurken tutunamamış parçalardan oluşma büyük gökcisimleri. Zeki gözlerin yüzyıl içinde oluşacak bir çapışmayı yörünge hesaplarından algılıyor. Sistem dışından gelecek bir asteroid ve bilardo topu gibi gidecek çarpışmalar. En sonunda dünyaya çarpacak bir zincir. Güçlü bir şekilde gök cismine çarpıyorsun. Bu dokunuş yörüngesindeki hafif sapma ile bu çarpışmayı etkisiz hale getirecek.  Dünyayı tehdit edecek olasılık zinciri kırıldı.

Seviyorsun. Halen ölümlü insanları sevdiğini kendine itiraf etmek zorundasın. Teleskobik gözlerle bir kez daha uzağa bakıyorsun. Afrika kıtasına denizden suyu getirip arıtacak bir sistem yapabilirsin gitmeden, tüm nükleer silahları saatler içinde güneşe gönderebilirsin. Hatta dilersen konvansiyonel silahları, uçak gemilerini, tankları bile varsın bir haftanı bir ayını alsın. Sence değişirler mi?

Yüzünü bu kez daha kesin bir kararlılıkla Sirius’a çeviriyorsun ışıkları her zamankinden daha parlak geliyor. Kripton’a benzemiyor ama yine de sıcak bir duyguyla yola koyuluyorsun…

 

Kaynakça:
http://tr.wikipedia.org/wiki/Sirius
http://tr.wikipedia.org/wiki/Pulsar
http://tr.wikipedia.org/wiki/Kara_delik
http://tr.wikipedia.org/wiki/Tayf
http://tr.wikipedia.org/wiki/Kuiper_ku%C5%9Fa%C4%9F%C4%B1

 


Facebook grubumuza üye olun yeni yazıları kaçırmayın.

https://www.facebook.com/gunesintamicinde

Sitede reklam bannerları yok bu sizin rahatınız için.
Sitede tanıtım yazısı yayınlatmak ister misiniz?
Lütfen tıklayın

https://www.gunesintamicinde.com/reklamlar/

Bu yazıyı beğendiyseniz aşağıdaki düğmelerle paylaşarak daha çok insana ulaşmasını sağlayabilirsiniz.

PAYLAŞ
Adım Süleyman Sönmez. Yıldız Teknik Üniv. Bilgisayar Programcılığı ve İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi olmak üzere iki üniversiteden mezun oldum. Sonrasında başladığım Uluslararası İşletme masterını terk edip hayata atıldım. Proje yöneticiliği, bilgisayar programcılığı, sistem analistliği, pazarlama / satış sonrası müşteri ilişkileri yöneticiliği, LEGO takım koçluğu, Web tasarımcılık, fotoğrafçılık, ISO9001:2000 kalite sistemleri sistem kuruculuğu ve iç denetimcilik, Teknoloji Okuryazarlığı müfredat yazarlığı, Bilgi İşlem Bölüm Başkanlığı, öğretmenlik, video düzenleme, Eğitim Teknolojileri Uzmanlığı gibi birbirinden farklı pek çok meslekte çalıştım. Bu kadar farklı iş neden? Dünyayı Da Vinci gibi yaşamak gerektiğine inanıyorum. Web sitelerim: www.suleymansonmez.com , Güneşin Tam İçinde , Eğitimde Sanal Gerçeklik , Büyükler Giremez , Aşağıdaki simgelerden sosyal medya üzerinden takip edebilirsiniz.

9 YORUMLAR

  1. ”Seviyorsun. Halen ölümlü insanları sevdiğini kendine itiraf etmek zorundasın. Teleskobik gözlerle bir kez daha uzağa bakıyorsun. Afrika kıtasına denizden suyu getirip arıtacak bir sistem yapabilirsin gitmeden, tüm nükleer silahları saatler içinde güneşe gönderebilirsin. Hatta dilersen konvansiyonel silahları, uçak gemilerini, tankları bile varsın bir haftanı bir ayını alsın. Sence değişirler mi? ”
    ”YETER”dediğim anda sesin sonsuz yolculuğuna çıkacağım.Yeryüzünü uzaktan seyretmek daha az acı verir belki..
    saygıyla selamlıyorum kaleminize sağlık

  2. Seçimim Dünya olurdu yine de…
    Kocaman Uzay’da inzivaya çekilmek, daha yorucu gelirdi bünyeme.
    Olası ölümsüzlükte , en yorucu kendimle / kendi zihnimle başbaşa kalmak olurdu.
    Varsın 3L gitsin, 3M gelir yerine…

  3. Kadir, güneşin frekansında süper güçlü ama güçsüz olduğu kırmızı güneş yani uzaktan kırmızı güneşlerle köşe kapmaca oynayarak gidebilir 🙂

    Özden, elbette yazının teması “ölüp de kurtulalım” DEĞİL 🙂 Bir gün hepimiz yaşamın son kıyısında duracağız. Ancak hayatın ölümle devam edeceğine inanıyorum ve gitmek için acelem de yok 🙂 Acının sebebi değişmemektir. Değiştiğinizde ve anladığınızda bu anlayış acının sonudur.

    Seviye, 3M güzelmiş 🙂 Ben inziva gibi düşünmedim hiç. Sanki başka hayatlar, uygarlıklar geldi aklıma. Belki bir gün geri dönerdim ama sanırım uzayın en turisti olarak 🙂

  4. Dünyadan firar etmek en iyisi neden mi ;insanlar süper kahramanlar oldukça korkak ve pısırık olacaklar kimse zalimlere baş kaldırmayacak kendi zalimleriniz ile kendiniz baş edin sonuçta onlarda sizden .

  5. Adam gezegeni bitince ebeveynleri tarafından Dünya’ya atılmış. Bi kere anne babasına saygısından kalır 🙂 bir bildikleri vardır elbet.

    Sonra benim Allah rahmet eylesin bir ciciannem vardı derdi ki kızım çöpüm (eşyalarım) neredeyse evim orasıdır.

    Görmenin sonu yok huzurun fazlası da sıkar insanı ama doğru ya insan değilim. Biraz gezer sonra çöpümün olduğu yere dönerdim :)))

  6. Superman olsaydım kendi evrimimi merak ederdim, yani yine o kadar gücümle ve ölümsüzlüğümle yine “bu işin başını ve sonunu merak ederdim” evren nasıl oluştu, zaten hep var mıydı? Bir bütün evren soğuk ve parçalanmış göktaşlarıyla mı dolacak, nedir bunun sınırı?

    Ama işte yine de bu düşünceler bir homosapien’e ait 😀 Superman olsam farklı şekilde sorardım sanırım. Ya da CERN’deki amcaların çarpıştırıp bulmaya çalıştığı Higs bozonunu falan bulmaya çalışırdım 😀

Siz ne düşünüyorsunuz?