Ne zaman bir konuyu merak etsem, onu bana en iyi kimin öğreteceğini düşünürüm. Mutlaka eğitim formasyonu almış olması şart değildir. O işe aşık bir insan bana yeter.

sevgiyleogretnenler
Görsel:Shira Golding | Creative Commons lisansı ile kullanılmıştır.

Kişinin, sanatına, işine nüfuz edecek yakındaşlığa erişene dek, sormak için yanına gitmem. Önce, iyice didiklerim uzun uzun gözlerim. Fotoğrafçılığa başlama kararı aldığımda konuştuğum fotoğrafçının haddi hesabı yoktu 🙂

Ama fotoğraf çekmeyi, sonunda getireceği ün şan ve övgüler için değil, büyük bir aşkla yapanların öğrettiklerine duyduğum minnet duygusu hiç geçmedi. Onlar sıcak, canlı bir bilgiyi iletiyorlardı. Sanatın içindeki konumları nedeniyle, sadece işlerini yaptıkları sırada da size akıyordu.

Aynı şekilde duvar boyayan ustalardan çok şey öğrendim. Boyaları karıştırmak, duvarı pürüzsüz hale getirmek, hızlı ve düzenli olmak, tavanla duvarın birleşim noktasını kestirme fırçası ile çizerken nefesi düzenli hale getirmek ve o esnada konuşmamak…

Askerlik görevini yaparken de çok şey öğrendim ama sadece silahları değil. İnsanların en iyi yaptıkları pek çok işi yaparken izledikleri yöntemleri dikkatle inceledim.

Üretim tabanlı sistemlerde benchmarking denilen bir kavram vardır. Bir başka mesleğin yöntemlerinin istediğiniz işe uygulanması ile ivme kazanması ve bir devrim yapılması. Çok verilen bir örnek sunayım, bildiğimiz modern otomobil üretimini başlatan Henry Ford’un seri üretim için bant üstünde üretimi ve her işçinin arabanın bir parçasını monte etmesini bir mezbahayı gezerken bulduğu anlatılır.

Bir işteki ustalık, bir başka alan için ilham vericidir. Bu insanlar belki sizin öğretmeniniz olduklarını düşünmezler bile. Ama öğretirler.

Sosyal alanda insan olmanın gereği, örfleri, adetleri, toplumsal kuralları, yasaları da diğer insanlarla etkileşimle öğreniriz.

Okullardaki formal eğitim, asıl eğitim ve öğretimin önemli bir parçasıdır. Ama bir süre sonra biter. 30 yaşına gelen bir insana, hayatının sonuna dek, şunu, bunu öğrenmesini söyleyecek kimse kalmamıştır. Bir zorunluluk olmadıkça büyük ihtimalle hayatını kazanacağı mesleği de edinmiştir.

İşte belki de çocukluğundan beri ilk kez öz kontrollü öğrenmesine o yaştan sonra başlar. Neyi öğrenmek isteyeceğini sorar kendine. Hobiler edinir, bir deneyden ötekine geçer. Balık tutar, briç öğrenir, tahta oymacılığa başlar, “bir web sayfası da ben yapayım” der, bir dil öğrenmek ister, ziraat öğrenip bitki yetiştirmek ister, hatta kazak örmek, harika pastalar yapmak ister.

omurboyuogrenme
Görsel:Old Shoe Woman | Creative Commons lisansı ile kullanılmıştır.

Bu talepler o denli farklıdır ki, yetişkin bir insanın hobileri o yaşın altındakiler için bazen absürd ve neden olduğu anlaşılmaz gelir. Oysa kişi çocukluğuna dönmüş ve hayatı keşfetmek için adımlar atmaya başlamıştır. Kim olduğunu sorar, kimi neden sevdiğini, siyasi akımlarını, dini inanışlarını tüm hayatını sorgular.

Her sorduğu soruyla, öğretmen arayışı güçlenir. Alışık olduğu tarz, bir başka insanın kendisine öğretmesidir. Ama karşısına gelen profesyoneller onun öğrenmesi için bir araçtan öteye gidememektedir.

Bu noktada, ya atıl ve bildik hayatına döner, her zaman bildiği, her zaman yaptığı işleri yapar, hep aynı dizileri izler, hep aynı kitapları okur, ailesi ile zamanını paylaşır ve farklı bir şey yapma adına bilinen dizginin içinde hareket eder. Ya da yepyeni bir yol çizer.

Bu haliyle bakıldığında 24 Kasım tarihi sadece öğretmenlere çiçek götürme ve teşekkür etme günü değildir. Kendi içliğinde, yılmayan bir öğretmen oluşturma günüdür..

1 YORUM

Yorum Yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here