Yazmaktan Beter Olmak

1999 yılında hwnüz ne web ne web2.0 bilinirken kimse bize ahkam kesmezken, Google Adsense yokken, Youtube icat edilmemiş, Wikipedia duyulmamış, blog nedir bilinemzken yazmaya karar verdim. (Internet maceram çok daha da eski.)


Fotoğraf: Fernando (Creative Commons ile kullanılmıştır. Ama bundan kime ne değil mi? Çalmak varken!)

Bu yazıda tonla imla hatası vardır. Düzeltmek istemiyorum. Nednini okuyunca öğrenecksimniz

Bu mcerada askere gitmeden HTML dilini öğrenmeye başladım. Webdersleri.com ve malina yol göstricim oldu. Kısa sürede fotosşopla ilk sitemi yaptım. Yüzük efsanesi adlı sitede müthiş bir efsaneyi anlatıyordum. Binlerce yıldır aranan Kral ve peygamber Süleyman’a ait yüzüğü. Ayrıca bir çok hikayemde webden yayınlanıyordu.

Bir süre site yayında kaldı. Sonra SuleymanSonmez.com’u ve ardından Mihrace.net’i kurdum. Tüm sitelerimi kendim programladım. Hatta WordPress yokken kendi WordPressimi önce ASP sonra PHP ile yazdım. Bütün bu süreçte ilk gelenlerin yaşadığı artıları ve eksileri aynen yaşadım. Bir teknolojiyi ilk kez denedim. İlk kez öğrenip öğrettim. Bu süreçte Zoque forumda yıllarım geçti. Teknik soruları cevapladım, okudum, yazdım. Sonraları sadece bilisayar yazmak sıkıcı gelmeye başladı ve bir çok kategoride yazmaya başladım. MSN Spaces üzerinde yazdığım siteye hergün binlerce okuyucu gelmeye başladı. Popüler olduğu için tercih etmiştim. Wrdpress yeterince gelişince siteyi olduğu gibi taşıdım.

Bugün ne durumdayız. Alexa’ya göre en çok okunn bloglar arasındayız Google’a göre PR’ımız 5 (Daha önce 5 ti bol bol verdiğim linklerle 4’e düşmüştü ve şimdi siteye verilen bol bol tavsiye linkleri ile yine 5’e yükseldi 🙂  Bilmeyenler için iyi birşey mi? Çok iyi birşey) hergün binlerce insan tarafından okunuyor eleştiriliyor ve herçeşit insanla ama herçeşit insanla ister istemez muhatap oluyoruz. Hiçbir yazar bu denli çok etkileşim yaşayamamıştı halen de yaşayamıyorlar.

Yazdığım yazılarda tek imla hatası olduğunda mutlaka dikkatli okurlarım e-mail yolluyor ve bu hata düzeltiliyor. En ufacık eksik bilgi verdiğimde yorumlarda bu sertçe belirtiliyor.

Bütün bunlarla uğraşmanın yanısıra aslında diğer site yazarları beni yazmaktan beter ediyor.

Ne demek bu?

Geliyorlar en çok okunan yazılarıma bakıyorlar. Sonra aynı konuda hatta paragraflarına dokunmadan kopyalayıp yazıp yayınlıyorlar. Bakıyorum yazıyı 45 bin kişi okumuş. Kaçımızın kaç yazısı 45 bin okundu bilmiyorum. Benim içinde kolay bulunur şey değil. Diyelim 10 – 20 yazı okunuyor böyle. Onlar bir çeşit çekici element oluyor ve daha kültürel daha okunmasını toplumu ileri götürmesini istediğim yazıların da farkedilmesi için bahane oluyor.

Kısacası SEO’dan anladığım benim bu. Arayanın aradığına ulaşması.

Diğer site sahiplerinin bu okunmadan haksız pay çıkarma çabası en kötüsü yazımı kesip biçip rezil etmeleri cidden yazmaktan beter ediyor. Bu bir.

Okuyup yorum yazmadan giden bir milyon 500 bin insan beni yazmaktan beter ediyor. “Sağ ol” iki kelimedir. İsmini yazmakla beraber 10 sn sürer bir yorum ve eminim en az yarısı memnun ayrıldı. Çünkü memnun olmadıklarında gayet güzel bildikleri küfürleri yazıyorlar. Evet küfürde alıyoruz sevgili okuyucum.

Evet yorum yazmayanları söyledik. RSS ime üye olmamaları da beni yazmaktan beter ediyor. 1 buçuk milyon insanın dediğim gibi en az yarısı memnun ayrılıyorsa lütfen 1.500.000 den şu anki RSS sayımı çıkarın. RSS i sadece %5 ‘in kullandığını varsayın işte tablo ortada.

Okurlarım ısrarla “RSS neden özet? neden  tüm yazıyı içermiyor” diyor. Ancak bir çok kişiye tek tek açıkladığım gibi bizim sitelerimizden RSS yayını ile klon site yapanlar oldu. Tıpatıp aynısı hem de otomatik oluyor. RSS yayınının özet olması şu anda şart. Ayrıca tam içerikli RSS reklam gelirlerinin giderek bitmesi demek. Kişinin sitenize bir daha gelmemesi demek. Yorumları okumaması demek. Arabiriminizi bile görmemesi demek. Kısacası tam içerikli RSS istemek yazarı sıfırlayan bencilce bir istek demek. Lütfen düşünün.

Daha web işine gireli bir kaç yıl olan, AJAX’la tek satır kod yazmadığı gibi, XHTML’in daha ne olduğunu tam bilmeyen, sosyal networklerin geleceğini bile öngöremeyen kişilerin “web2.0 ustası olarak” bu küçük dağları ben yarattım demeleri beni yazmaktan beter ediyor. Oysa biz web2.0’ın adı duyulmadan online konferansları ile zoque forumda duymuş tartışmış kritiklerini yapmış, Google aramalarında AJAX’ın olumsuzluklarını Türkçe karakterleri, sosyal networklerin psikolojik etkilerini, gelir paylaşımlı topluluk içerik modelleri kurmayı, kullanıcı kaynaklı içeriğin hukuksal sorunlarını bile tartışmıştık. Bunlar daha bugün yeni tartışılıyor.

Pek çok şeyi yapmamıza rağmen dile getirmedik. Her zamanki gibi Türkiye’de tevazu son derece aptalca bir hamle.

Basılı yayının blogları çocuk işi görmeleri ama sürekli bizden yazı çalmaya başlamaları editörlerinin asla özür dilememesi yazarlrı şikayet ettiğimiz yorumların silinmesi beni yazmaktan beter ediyor.

Sanırım yakında bir hukuk bürosu ile anlaşıp benden çalanları hiç uyarmadan seri halde mahkemeye vereceğim. Aldığım parayı büroya kalanları Çocuk Esirgeme Kurumu, Türk Silahlı Kuvvetleri Vakıflarına ve Eğitim için çalışanlara bağışlayacağım. (Yazı başı 41 milyar iyi paradır. Değil mi?)

Ülkemin siyasi ekonomik durumu beni yazmaktan beter ediyor. Tüm halkım gibi ben de yoruldum. Bu sorunların içinde yazdıklarımız gerçeğe çok çok uzak geliyor. Ev yanarken çiçek sulamak gibi. Ancak siyasetle ilgili, din ve futbolla ilgili taraftarca yazmama yeminim var. Bunu bozmama adına yazmıyorum ve yazılan yorumları da yayınlamıyorum. Çünkü halkımız demokraside henüz yeterli olgunluğa gelmedi.

Gereksiz işlerle boğuşurken tüm dünya blog dünyasında devrim yapacak “fikri kimseye açıklamadığım yeni yayın sistemini” hayata hale geçirememiş olmaktan dolayı yazmaktan beter oluyorum.

Romanlarımı ne zaman sitemden yayınlamaya karar versem o gün bir yazımın çalındığını gördüğüm için yazmaktan beter oluyorum.

Geçen gün Türk Blogküresi nasıl ileri gider diye bana pas atan Beyn‘e bu yazımı ithaf ediyorum. İşte bu nedenlerle ben yazmaktan beter oluyorum. Şu anda yarısı yazılmış yüzlerce yazı sizi bekliyor. LAfın gelişi değil cidden yüzlerce yazı ve eminim bayılacaksınız. Teknolojik, sinema, kültür, bilim eşsiz konular ama canım yazmak bile istemiyor. Okuyucu yazara sahip çıkmadan bir yerde kopyalanmış içeriğimi çalana iki laf etmeden, RSS’ime üye olmadan iki satır yorum yazmadan veya konu önermeden okuyup gidiyorsa evde yemek yeyip sofrayı başkasına toplatmasından farklı gelmiyor bana.

İşte böyle olunca ben yazmaktan beter oluyorum.

Son söz: “Öfke kötü bir öğretmen, kalleş bir yol arkadaşıdır.”

Not: Dilerim normal bir yazı yazarken aslında kaç tane imla düzelttiğimi ve size kusursuz bir yazı teslim etmek için ne kadar uğraştığımı fark etmişsinizdir. Sadece bu da değil. Sitede yazılmış 2000’den fazla yorumun hepsini ama hepsini tek tek imla denetiminden geçirdim. Arada ne yazdıkları anlaşılmayanları bile.
Lütfen siz de okurlarınıza iyi bir yazma deneyimi yaşatmak için, bu sayfada olduğu gibi berbat bir imla ile yayınlamayın.

Not : Bu yazı diğerlerine benzemiyor, canım istedikçe ek yapıyorum. Her girdiğinizde farklı bir yazı bulabilirsiniz. Biliyorum bu da sizi beter ediyor 🙂

PAYLAŞ: