Yıllardır graphixel olarak tanıdığımız fotoğraf sanatçısı Bülent İnce’yle fotoğraf ve stok fotoğrafçılığı üzerine samimi ve detaylı bir röportaj yaptık. Yıllardır çoğumuzun aklına takılan pek çok soruyu İstanbul’dan sordum ve o Moskova’dan cevapladı. İlk kez GTI’da 🙂


Bülent İnce kimdir?

1976 yılında Gaziantep’te doğdum. Lise bitene kadar Gaziantep’teydim. Daha sonra Çankırı’da 2 yıl İşletme okudum. O dönemde Ortaokul’daki resim öğretmenimle karşılaşmam bir dönüm noktası oldu benim için. Neden sanatla ilgili bir bölüme girmediğim için sitem etmişti bana. Ben de gerçekten banka ya da benzeri bir işte çalışmanın bana göre olmayacağını düşündüm ve İşletme’yi bırakıp İzmir’e gitmeye karar verdim.

İzmir’de bir ajansta çalışmaya başladım ve bu dönemde grafik-tasarım öğrenmeye başladım. Daha sonra 9 Eylül Buca Eğitim Fakülte’si Resim Öğretmenliği bölümüne girdim. 4 yıl okulda geçireceğim zaman yerine iş tecrübesinin benim için daha iyi olacağını düşünüp 1 yıl sonra okulu bıraktım ve o dönem web tasarımına ve Internete ilgi duymaya başladim. Bir başka dönüm noktası yine bu dönemde İstanbul Bienali’ni gezerken rastladığım Henri Cartier-Bresson fotoğraf sergisi oldu. Görsel sanatlar içinde bana en yakın duran şeyin fotoğraf olduğunu farkettim.

2003 yılında İstanbul’a taşındım ve 2006 yılına kadar LuckyEye’da tasarımcı olarak çalıştım. Bu dönemde daha önceleri yeterince ilgilenmediğim fotoğrafa daha fazla zaman ayırmaya başladim. 2006 yılında Moskova’ya taşındım ve o zamandan beri hayatımda ilk planda fotoğraf yer alıyor.

* Sence fotoğraf nedir?

Tanık olma ve bunu başkalarıyla paylaşmaktır. Paylaşırken aynı zamanda o ana kendi duygu ve düşüncelerinizden birşeyler katabilmektir. Tabi bu bana göre sanatsal anlamda fotoğrafın tanımı. Bunun dışında bir de ticari kaygılarla çekilmiş fotoğraflar vardır. Başarılı örnekleri bana göre yine fotoğraf sanatından kopuk değildir ama başlangıç noktasında farklı kaygılar taşımaktadır.

* Ekipmanında hangi makineler ve lensler var? En çok hangisini kullanırsın?

Şu an Canon 30D ve 5D kullanıyorum. Lens olarak Canon 24×105 F4 L Serisi, Sigma 24×70 f 2:8, Sigma 10×20 f:4 kullanıyorum. Genellikle 5D ve Canon 24×105 Lens kullanıyorum.

* Eğer dünyaya seni hatırlatacak tek portre fotoğrafı bırakmak istesen ve dilediğin fotoğrafçıyı tutabilsen bu portreni kimin çekmesini isterdin?

Çok isim gelip geçiyor aklımdan. Bazıları şu an hayatta Andrzej Dragan ilk gelen isim oldu. Onun dışında Henri Cartier-Bresson olabilirdi mesela.

* Stok fotoğrafçılığına nasıl başladın?

Bildiğin gibi grafik tasarımcı olarak çalışıyordum ve çalıştığım dönemde mesaimin hatırı sayılır bir bölümü yaptığım tasarımlar için uygun imajları aramakla geçiyordu. Bu şekilde tanıştım stok fotoğrafçılık siteleriyle. Fotoğraf zaten üniversite döneminden beri hobi olarak hayatımda önemli bir yer tutuyordu. İlk başta tamamen bir kaç iş göndereyim bakalım nasıl oluyor diye başladım. Daha sonra alternatif iş arayış sürecinde tamamen bu işe yoğunlaşmaya karar verdim…

* İstediğin bir ünlüyle çalışabilecek olsan,  politikacı, yazar, ressam, aktör, model… Evet, böyle bir şansın olsa en çok kimi, nasıl bir mizansende çekmeyi hayal edersin?

Che Guevera ile o yolculuğu yapmayı ve bu süreçte portrelerini çeken kişi olmayı isterdim.

* Fotoğraf çekerken hiç kovalandın mı, tehlike yaşadın mı? 🙂

Sokakta tanımadığım insanları çekerken her zaman tedirgin olurum. Moskova’ya ilk gezmeye geldiğimde gördüğüm her kareyi fotoğraflamak istiyordum. Yaşlı bir amca gördüm kaldırımın kenarına oturan. Tam çekecekken Rusça bağırarak bana doğru gelmeye başladı. Ne dediğini anlamıyorum. Onun verdiği bir tedirginlik dışında herhangi bir tehlike ya da kovalanma durumu olmadı.

Fotoğraf:Korhan Işık

* Seni daha çok stok fotoğraflarla tanıyoruz. Modellerle çalışıyorsun. Herkesin merak ettiği şey, bu işe başlamak isteyen kişi modelleri nereden bulur?

Aile ve arkadaş çevrenizle başlar bu ilk olarak. Ve şöyle bir şey var ki her kadın güzel fotoğraflarının olmasını ister. Yani siz bir şeyler yapmaya başladıkça ve başarılıysanız fotoğraf konusunda modellerin sizi bulması gibi bir durum da olabilir. Diğer yandan Moskova’da yaşıyor olmak daha avantajlı tabi bu konuda. Ki modellerimin çok azı profesyonel anlamda bu işi yapıyor. Çoğu arkadaş çevremden tanıdıklarım oluyor.

* Bir modelle ideal çalışma süresi ve günün saati gibi bazı püf noktaları var mıdır?

Stüdyo çekimi yapacaksanız,  trafiği de hesaba katarsak, modeli sabahın köründe uyandırıp stüdyoya gitmemek gerekiyor. Yoksa şişmiş, uykulu gözlerle çekim yapmak durumunda kalabiliyorsunuz. Bu tamamen sizin tercihinizle ilgili ama ben çoğunlukla öğleden sonra 2-3 gibi başlayıp 7-8 gibi bitiriyorum. Bunun 1 saati en az makyajla geçiyor. Zaten birkaç saat sonra yorgunluktan dolayı yaptığınız işler de fark etmeye başlıyor.

* Modellerle çalışırken uyulması gereken kurallar var mı? Mesela prova çekimleri yapıyor musun? Elbiselere nasıl karar veriliyor? Onlar mı temin ediyor? Gerekli kostümler kiralanıyor mu?

Modelin kendini rahat hissetmesi önemli bir şey tabi. Yani kameranın önüne geçtiği zaman bambaşka biri olması gerekiyor. Bunun için de doğru iletişimi kurmanız çok önemli. Obür türlü istediğiniz sonucu alamıyorsunuz. Prova çekimleri yapmıyorum ancak stüdyoya girmeden birkaç hafta önce zaten ne çekeceğime karar vermiş oluyorum. Kostümü  eğer modelin kendisi temin edebilirse hiç uğraşmıyoruz ama olmadığı zamanlarda ben bir şekilde buluyorum giysileri. Ancak en son çalıştığım modelim Victoria benim çekeceğim kavram haricinde birşeyler çekelim dedi. Makyajını kostümünü kendisi hazırladı ve oldukça güzel bir iş çıktı ortaya.

* Portre çekimlerinde bir püf noktan var mı? Klasik öneri, “gözleri odakla, 85 mm de çek” gibi?

Kendi kadrajınızı oluşturabilmek önemli teknik konular dışında. Yani sizin modele bakış acınız, kullandığınız renkler, tonlamalar imzanız gibi olmalı. Bunun için bazı kuralların dışına çıkmak araştırmak gerekiyor sizin gözünüzle en güzel olanın ne olduğunu. Bu da bazen göze odaklanmanın, 85mm lens kullanmanın dışına çıkmak olabiliyor. Diğer yandan portresini çektiğiniz kişiyi en iyi ifade edebilecek kareyi yakalamak da önemli ki bu o kişinin en doğal ve yalın halidir diye düşünüyorum.

* HDR fotoğrafçılık hakkında ne düşünüyorsun?

HDR fotoğrafçılıkla ilgili ilk olarak senin sitende ve daha sonra 3ayak.org ‘da bir yazı okudum ancak herhangi bir deneme, daha fazlasını araştırma fırsatım olmadı. Bu konuya girmeden önce sunu belirtmek isterim. Ben yakın bir döneme kadar çektiğim fotoğraflara sanki kutsal birer nesneymiş gibi kesinlikle müdahale edilmemesi gerektiğini düşünüyordum. Ancak dijital fotoğraf makinelerinin yaygınlaşması ile bu durum kaçınılmaz bir hal aldı. Yine de hala fotoğrafın çok zorunlu durumlar dışında dijital müdahale olmaksızın en yalın fotoğraf haliyle kalması gerektiğini düşünüyorum. Daha doğrusu ben fotoğrafları o şekilde seviyorum.

Şimdi HDR fotoğrafçılığa tekrar dönersek, herhangi hiçbir özelliği olmayan bir fotoğrafa HDR etkisi verdiğiniz zaman, o fotoğraf hak etmediği bir ilgiyi almaya başlıyor. Yani Photoshop’ta yarın bir action (Photoshop komut dizisi) ile kendiliğinden çekilmiş bir fotoğrafı birkaç saniye sonra olduğundan daha etkili hale getirebileceksiniz ama bu fotoğrafçılığın özünden oldukça uzak, bambaşka bir iş olacak. Bir nevi popüler kültürün diğer öğeleri gibi bir süre tüketilecek sonra yerini yeni trendlere bırakacak… Önemli olan kalıcı işleri nasıl yapabileceğimiz bence…

* En ilginç müşterin veya aklından çıkmayan çekimin hangisiydi?

Öyle çok ilginç bir deneyim olmadı ama internetten portfolyosuna bakıp çok beğendiğim bir modelle çekim için ilk defa buluştuğumuzda fotoğraflardakinden kilolu, diş teli takmış ve yüzlerinde alerji nedeniyle yaraları gördüğüm anı söyleyebilirim.

* Siyah beyaz mı, renkli mi? Neden?

Ben sanatsal özellik taşıyan şeylerde kesin yargılardan özellikle kaçınılması gerektiğini düşünüyorum. Yani siyah beyaz ya da renkli diye ısrar etmek bana çok da anlamlı gelmiyor.
Ben işimden dolayı da sürekli renkli çekiyorum ve çektikten sonra çok nadir de olsa bu siyah beyaz daha etkili olur dediklerimi Photoshop’ta değiştiriyorum. Ancak şunu bir kenara ayrıca yazmak gerekiyor. Tıpkı HDR tekniğinde olduğu gibi sıradan çalışmaları siyah beyaz yapmak ile onlara değer katamazsınız. Bu işi yapan ustalar vizorden siyah beyaz bakıp ışığı, gölgeyi, kontrastı deklanşöre basmadan görebilenlerdir ki bunların zaten her zaman ayrı bir yeri vardır ve izlemekten oldukça keyif alırım.

* Fotoğraflarını nasıl yedekliyorsun? Belirli bir yazılım var mı, saklamak sonra bulmak için etiketlemek yıldızla ölçüm vermek gibi?

Bir ara desktop bilgisayarımda sorun çıktı ve sahip olduğum bütün arşivi kaybettiğimi düşündüm. Hayatımda yaşadığım en gerilimli anlardan birisiydi.
Şu an çektiğim işler bir süre çalıştığım bilgisayarda kalıyor. Daha sonra bir DVD’ye aktarıp ayrıca sadece yedeklemek için kullandığım external hard diskimde (harici sabitdisk) saklıyorum.

Yıldız vermek vs. gibi alışkanlıklarım yok. Fotoğrafları RAW ve JPEG formatlarında çekiyorum ve iyi olanların üzerinde çalışıp başka bir klasöre kaydediyorum ki bunlar bir nevi yıldızlı fotoğraflar oluyor. Toplamda 1 Terabaytlık HD ve External, ayrıca birer DVD kopyaları bulunuyor. Ancak yakında yeni HD almam gerekecek gibi görünüyor. Zaman önemli, dataları web üzerinde güvenli bir şekilde saklayabileceğim bir hizmet olsa fena olmaz diye düşünüyorum.

* Stok fotoğraf çekerken nelere dikkat etmeli? Boşluk leke dengesi gibi?

Stok fotoğraf çekmenin en önemli kurallarından birisi tasarımcı gibi düşünebilmektir. Yani imajı alıp kullanacak olan kişi nasıl fotoğraflara ihtiyaç duyar bunu göz önünde tutmak lazım. Bir fotoğrafı alan kişi hem yatay hem dikey bannerda kullanabilmeli. Sağ sol ve yukarıdan uygun bos alanların bırakılması her zaman artı bir avantaj sağlar.

Yine modelin kıyafetinin renkleri, ifadeleri vs önemli unsurlar. Aynı fotoğrafın birkaç farklı kadrajda sunulması bir diğer önemli konu. Yine sunulan kavram çok önemli. Ben her zaman bir tasarımın en önemli öğelerinden birisinin fotoğraf olduğunu düşünüyorum ve bu anlamda çok beğendiğim bir sanatçı var istockphoto’da. www.istockphoto.com/abu adresinden çalışmalarını görebileceğiniz Polonyalı birisi ve hemen her fotoğrafı bir tasarım gibi düşünülüp sunulmuş… Neredeyse her çalışmasına ayırmaç ve slogan yazıp poster, reklâmlık olarak kullanabilirsiniz hiç yorulmadan.

* Stok fotoğrafçılık Türkiye’de yaygın mı? Telif hakları biliniyor mu? Çiğnendiğinde ne oluyor?

Son 2-3 yılda istockphoto gibi sitelerin bilinirliği oldukça arttı. Hem siteye çalışmalarını gönderenler hem de siteden imaj alan kullanıcılar açısından. Ancak yine de Avrupa ve Amerika kadar yaygın olduğunu sanmıyorum. Telif hakları konusu büyük ajanslar tarafından biliniyor ancak genel anlamda Internetten bulduğu herşeyin izinsiz kullanılabileceğini düşünenlerin sayısı maalesef hiç az değil. Çiğnendiği durumlar ile biz ilgilenmiyoruz. Siteye yüklediğimiz anda bu imajların koruması da sitenin sorumluluğuna geçmiş oluyor. Ancak yerelde yasayan biz olduğumuz için böyle bir durum ile karsılaştığımızda siteye bilgi verebiliyoruz ancak.

Diğer yandan geçtiğimiz yıllarda yasanmış somut bir olay geldi aklıma. Mehmet Şenocak isimli bir fotoğrafçının çalışmasını internetten indirip Ordu’yla ilgili tanıtım kitabında izinsiz kullanan eski Ordu İl Kültür ve Turizm Müdürü, 41 bin YTL para cezasına çarptırıldı. Yine tasarımcı olduğum donemde bazı şirketlerin izinsiz imaj kullanmalarından dolayı tespit edilip para cezası ödediklerini biliyorum. (Haber için lütfen tıklayın)

* Geleceğin fotoğraf makinesi nasıl olur? Senin hayalindeki mükemmel makine nasıl olurdu?

Güzel bir konuya değindin aslında. Sorunla birlikte ben başka bir konuya değinmek istiyorum. Tıpkı bilgisayar, cep telefonu gibi fotoğraf makineleri de her yıl yeni bir modelle karşımıza çıkıyorlar ve maliyetleri nedeniyle her zaman en son teknolojiye sahip olmak gerçekten çok zor.
Ancak bunu bir dezavantaj olarak görmüyorum ben. Somut örnek vermem gerekirse Canon 350D kullanan bazı arkadaşlarıma bir şeyler yapmaya başlamalarını önerdiğimde yeterli ekipmanım yok gibi bir bahane ile karşılaşıyorum. Ancak böyle bakınca bu bahanelerin sonu hiçbir zaman gelmeyecektir. Yani 30D ya da 40D aldığında 5D’si olmadığı için yeterli görmeyecektir kendisini. 5D alınca 1Ds serisi olsa daha iyi fotoğraflar çekebileceğini düşünecektir.

Ekipman tabii ki önemli ama eğer bir makineniz varsa fotoğraf çekmemek için bir nedeniniz olmamalı. Bundan 20 yıl önce simdi elimizde olan imkânların hiçbirisi yokken de çok güzel fotoğraflar çekiliyordu.

Hayalimdeki makineye gelince ki sorduğun an itibariyle hayal ettim ve bunda nasıl olsa bizi kısıtlayan birşey yok. Nano teknoloji sayesinde sensörlerinde toz-leke barındırmayacak bir makine nefis olurdu ki Canon 400D ile sanırım kapanırken sensorunu temizleyen bir ürü sürdü piyasaya sanırım devamı gelecektir. Ufacık toz zerrecikleri bizim için büyük sorun olabiliyor. Bizi farklı boyutlarda objektifleri taşımaktan kurtaracak bir teknoloji nefis olurdu. Tek bir objektif taşısak ve değerlerini biz manuel olarak değiştirebilsek hani fena olmazdı.

Aslında Bülent’le pek çok konuda konuştuk. Moskova’da yaşamanın kolaylıkları zorlukları, stüdyolar, evini stüdyo eve dönüştürmesi, stok fotoğrafçılığındaki eğilimler gibi. Ancak bunlar bir makalenin konusunu aşıp dostlar arasında olağan sohbetlere giriyor.

Bülent’in sanatını sadece biz tanıyanlar değil, iStockphoto kullanıcıları da takdir ediyor. Fotoğraf dışında Ornament denilen desen ve simge çalışmaları da müthiş rağbet görüyor.

Bülent İnce resmi web sitesi
www.graphixel.com
iStockphoto Sayfası
Fotoğraf:Korhan Işık


Facebook grubumuza üye olun yeni yazıları kaçırmayın.

https://www.facebook.com/gunesintamicinde

Sitede reklam bannerları yok bu sizin rahatınız için.
Sitede tanıtım yazısı yayınlatmak ister misiniz?
Lütfen tıklayın

https://www.gunesintamicinde.com/reklamlar/

Bu yazıyı beğendiyseniz aşağıdaki düğmelerle paylaşarak daha çok insana ulaşmasını sağlayabilirsiniz.

PAYLAŞ
Adım Süleyman Sönmez. Yıldız Teknik Üniv. Bilgisayar Programcılığı ve İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi olmak üzere iki üniversiteden mezun oldum. Sonrasında başladığım Uluslararası İşletme masterını terk edip hayata atıldım. Proje yöneticiliği, bilgisayar programcılığı, sistem analistliği, pazarlama / satış sonrası müşteri ilişkileri yöneticiliği, LEGO takım koçluğu, Web tasarımcılık, fotoğrafçılık, ISO9001:2000 kalite sistemleri sistem kuruculuğu ve iç denetimcilik, Teknoloji Okuryazarlığı müfredat yazarlığı, Bilgi İşlem Bölüm Başkanlığı, öğretmenlik, video düzenleme, Eğitim Teknolojileri Uzmanlığı gibi birbirinden farklı pek çok meslekte çalıştım. Bu kadar farklı iş neden? Dünyayı Da Vinci gibi yaşamak gerektiğine inanıyorum. Web sitelerim: www.suleymansonmez.com , Güneşin Tam İçinde , Eğitimde Sanal Gerçeklik , Büyükler Giremez , Aşağıdaki simgelerden sosyal medya üzerinden takip edebilirsiniz.

18 YORUMLAR

  1. Bülent İnce’yi Zoque Forum’daki yazısıyla tanımıştım.O yazıyı defalarca okumuş ve azmin böylesini içtenlikle takdir etmiştim. Zaman zaman kendi sitesindeki çalışmalarını inceliyordum. Bu röportaj çok güzel olmuş, sorular ne kadar mantıklı hazırlanmış.

    Hem sizi, hem de Bülent Bey’i tebrik ediyor, herşeyin gönlünüzce ilerlemesini diliyorum…

  2. Baştan sona kadar okudum. Keyifli bir röpörtaj olmuş. 🙂

    Fotoğraf dışında Ornoment denilen desen ve simge çalışmaları da müthiş rağbet görüyor.

    DİPNOT: Burada bir yazım yanlışı var. Ornoment değil de Ornament olması lazım.

  3. Hakkı Ceylan, zaten fotoğrafçılığın heyecanı ile yazdım ben de 🙂 İnsan gördükçe bol bol çekesi geliyor.

    Ömer, biz teşekkür ederiz gelip okuduğunuz için.

    İşitme Kaybı, bence de Bülent’i pek çok kişi seviyor 🙂 Çünkü hayatı, içimizden birisinin hayallerini takip etmesini anlatıyor.

    Fatih Turan, teşekkür ederim. Ama imla dedin ya koptum. 🙂

    Bu röportaj nasıl yapıldı biliyor musun? 🙂 MSN Messenger üzerinden yaptık. Saatler sürdü. Sonrasında Bülent toparladı bana yolladı. Bir baktım. Türkçe klavye Moskova’da yok ve tüm kelimelerdeki ş, ğ, ü, ö harfleri gitmiş. Böylece önce Word’de tek tek kelime imla denetimi yaptım. Sonra gözle tek tek her kelimeye baktım. Bir saatimi aldı.

    Ve yazıda tek yanlış yazdığım yeri, “o” yerine “a” harfini yazmamı bulmuşsun ki bravo 🙂

    Hehehe çok hoş. 🙂 Bunun anlamı şu. Bu sitede yazım kurallarına ve terimlerin doğru kullanılmasına o denli alışmışız ki gördüğümüz en ufak hatayı da düzeltmek istiyoruz.

    Ve inanın bu çok memnuniyet verici. Yani kalite için desteğinizi görmek, çok sağ ol Fatih.

  4. Süper bir röportaj olmuş, aslında röportaj değil. Güzel bir sohbet. Sorular oldukça farklı, keyifle okudum.

    En enterasan yanı da Bülent ile bir yandan konuşup, bir yandan okurken, “aa gerçekten böyle mi?” diye sormak oldu 🙂

  5. Eren Emre, Bülent’le yıllardır arkadaşız ancak ben de ancak röportajla bazı detaylara eriştim. Her sanatçının farklı metodolojisi oluyor ve bu yönüyle benim için de ufuk açıcı bir çalışma oldu. 🙂

  6. Röportaj için çok teşekkürler Süleyman Abi çok içten olmuş. Bizim de Netten tanıdığımız ama konuşma fırsatımız olmayan diğer sanatçıları da GTI ‘da görmek istiyoruz 🙂

  7. Ben de bu guzel roportaj icin Suleyman’a ve yorumlariyla katkida bulunan arkadaslara cok tesekkur ediyorum 😉 Umarim az ya da cok okuyan arkadaslara bir katkisi olmustur konustuklarimizin. Sevgilerimle…

  8. Ben İletişim öğrencisiyim. Çetin Özer hocamızdan fotoğrafçılık dersi aldım. Henri Cartier-Bresson’u geç belki ama hocamızla tanıdım.ve benim de hayran olduğum bir fotoğrafçı. Bu açıdan size katılıyorum 🙂

    Röportaj çok güzel olmuş. Şık,yerinde ve güzel sorular… Bir o kadar da güzel cevaplar… Çok memnun oldum, keyifle okudum. Hatta röportajı bilgisayarıma kopyaladım 🙂 Tebrik ve teşekkür eder başarılarınızın devamını dilerim..

Siz ne düşünüyorsunuz?