Yaş 35, Yolun Sonu mu Eder?

Süleyman Sönmez

Adım Süleyman Sönmez. Yıldız Teknik Üniv. Bilgisayar Programcılığı ve İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi olmak üzere iki üniversiteden mezun oldum. Üstüne başladığım Uluslararası İşletme masterını terk edip hayata atıldım. Proje yöneticiliği, bilgisayar programcılığı, sistem analistliği, pazarlama / satış sonrası müşteri ilişkileri yöneticiliği, LEGO takım koçluğu, Web tasarımcılık, fotoğrafçılık, ISO9001:2000 kalite sistemleri sistem kuruculuğu ve iç denetimcilik, Teknoloji Okuryazarlığı müfredat yazarlığı, Bilgi İşlem Bölüm Başkanlığı, video düzenleme, Eğitim Teknolojileri Uzmanlığı gibi birbirinden farklı pek çok meslekte çalıştım. www.suleymansonmez.com ve www.gunesintamicinde.com web sitelerimdir.

Bunlar da İlginizi Çekebilir

  • http://ugursamsa.ugurs.com Uğur SAMSA

    Hoş geldiniz tekrar :)
    Benim “Özel sektör mü yoksa devlet mi?” sorusuna vereceğim cevapta çektiğim tek sıkıntı yaş oluyor. Acaba diyorum yaşım 30’u geçince beni çalıştığım yerden uzaklaştırmaya, yerime daha genç birini almaya çalışırlar mı? Fazla yaş demek tecrübe demek. Tecrübe her zaman fayda sağlar ama işleri de ağır işler ve ağır olmayan işler diye ayırmalıyız. Burada ağır işten kastım fiziksel olarak ağır olan işler. Bir inşaat işçisi yaş olarak ne kadar yaşlı ise verim düşer diye düşünüyorum. Aynı şeyi bir yönetici için söyleyemem. O konusunda tecrübelidir ve işveren için büyük ihtimal daha faydalıdır. Bunları yazarken aklıma bilgisayar sektörü geldi. 20 yıl boyunca yazılım üretmiş birisinin algoritma mantığının çok gelişmiş olma ihtimali yüksek. Aynı kişinin yorulmuş ve yavaşlamış olma ihtimali de yüksek gibi geliyor. Bilmiyorum sizler ne düşünürsünüz?

    Aklıma gelenleri bir yere bağlamadan yazdım. Başka yorumlarım da olacaktır. Herkes fikrini belirtirse tartışma ortamında konunun gidişi daha iyi olacaktır.

  • http://www.gokhandogan.net Gökhan

    Yaş kriteri de dahil olmak üzere her türlü ayrımcılık ciddi bir adaletsizliktir. İşi yapabiliyor olma gerekli tek şart olmalıdır ki gelişmiş ülkelerde böyle yapılmaktadır. Sosyal güvenlik kurumları 65 yaş emeklilik getirirken nasıl 35 yaş kriteri konulabilir?
    Örneğin benim yaşım 39 ve 2 çocuk babasıyım işim var dolayısı ile iş arar durumda değilim ve umarım olmam ama birgün iş aramak durumunda kalırsam ve yaş kriteri yüzünden iş bulamazsam bu çok büyük bir haksızlık olmaz mı?
    Ben bu tip İK kriterlerini düşünen ve uygulayanların Süleyman beyin belirttiği gibi işletmenin ekonomik çıkarlarını gözetmek ve kolay denetim sağlamak için , genç ve deneyimsiz çalışanlar aradığını düşünüyorum
    Son olarak modern Dünya’da yaş tanımları çoktan değişti. Ortalama insan ömrü gelişmiş ülkelerde 90 sınırında. Finlandiya’da orta yaş başlangıcı 45 bitiş ise 65 olarak kabul ediliyor. Dolasıyla bu 35 takıntısını ve diğer ayrımcılık sebebi olan eleman arama kriterlerini değiştirmeli bizim İK’cılar.

  • http://www.suleymansonmez.com Süleyman Sönmez

    Uğur, senin durumunda önce memuriyete girmen, stajının kalkması memurluk hakkını kazanman için daha iyi. Özel okulların maddi imkanları iyi olsa da her yıl sözleşmeler yenileniyor ve sen bilgisayar üzerine çalıştığından İngilizce, Matematik, Türkçe öğretmenliği gibi değil durum. Her okulda bilgisayar öğretmeni çok daha az kadroya sahip oluyor. Üstü kapalı anlattığım bu mesajı aldığını düşünüyorum. :)

    Gökhan Bey, yorumlarınıza birebir katılıyorum. Yıllarca emeklilik yaşında yöneticilerle çalıştım. Onlardaki azmi ve tecrübeyi sanırım biz ancak 4-5 kişi biraraya gelince oluşturabiliyorduk.

    Bir ablamın dediği gibi “35 yaşına geldiğimde dünyam bitti sanmıştım. Sonra anladım ki en üretken çağımdayım.”
    Bu sözleri söylediğinde 55 civarındaydı :) (Tam yaşını söylemedi) ve çok beğendiğim bir iş disiplinine sahipti.

    Yani zaman değişiyor eski ezberleri bozmanın tam zamanı.

  • Fikir İşçisi

    Merhaba,
    Süleyman bey hoş geldiniz. Kararınızda etkili olmadığımı bilerek yine de teşekkür ederim. :)
    Yine önemli bir konuya, kaliteli bir şekilde değinmişsiniz. Ülkemizdeki bu ve bu tip birçok anlamsız önyargılardan çeşitli alanlarda bahsetmek çok önemli.
    Yazmaya devam..

  • http://www.yavuzselimsen.blogspot.com ceoyavuz

    Abi yazı güzel olmuş ben bazı noktalara espirili değineyim :)

    @Ama bir gerçek var ki mahkemelerde bile güzel görünmenin kararı etkilediği görüşü var. Özellikle iş başvurusu için yapılan mülakatlarda İK uzmanlarınca adayın fiziksel görünümü için bir çok form alanı doldurulduğunu düşünürsek.

    Bu konu da haklısın istisnalar kaideyi bozmaz ama eski çalıştığım şirkette eleman alınacak ve X bir siteden CV lere bakıyorlar, bir arkadaş herhalde çok bunalmış, CV de fotoğraf yerine, dizlerine kadar paçalı donu ve askılı bir atlet ile çekilmiş olduğu fotoğrafı koymuş. İşin daha ilginci iş görüşmesine o çağırılmıştı :) Çalıştığım şirket Türkiye’de ilk 500 firma arasına 3 firma sokan büyük bir grup firmasıydı. (Ben çıkana kadar bu kadar büyüktü, ne olduysa benden sonra oldu :)

    Çin’den ucuza satmak ?

    Evet insanların rekabete bakış açısı aynen bu şekil. Çinden daha kalitesini yapıp markalaşarak, Çin’e mal satmayı, Türkiye’de bir kaç şirket öğrendi diğerleri’de öğrendiğinde Çin kendi markalarını yaratmış olacak, şu an markalaşıyorlar. Ben şirkette bas bas bağırdım dedim Çin de dikişsiz üretir, yok dediler biz dünyada üretimde ikinciyiz, hiç birşey ifade etmez dedim. Türkiye’de tekstil sektörü değişecek dedim üretim yerlerini değiştirin, kimse dinlemedi. Çünkü ben stajyerdim yada stajım yeni bitmişti bir stajyer de ne olabilirdi ki… Şimdi eski şirketimin hali içler acısı.

    Çin bizim kalitemizde dikişsiz üretemez diyorlardı. Şu an dikişsiz giyim üretimini durdurma kararı almışlar, ufalma yönüne gitmişler. Benim de içinde olduğum iki kişilik ekibin hazırladığı kredi raporu ile Dünya bankasından aldıkları 40 milyon $ kredi de ilaç olamamış…

    Çin ile ucuzluk da değil kalite de rekabet edin, Çinden ithalatı değil, Çin’e ihracatı seçin.. Bunu iki yıl önce söylediğim şirket bana gülmüştü, şu an içler acısı durumda…

    Neyse efendim Çin ile iş yapanları zorlu süreç bekliyor ama onlar bizim gibi uzmanlardan ziyade Türkiye’de Çin hakkında ne söylenirse onu yapmaktan yanalar, paraları ile rezil olacakları yakındır. Biraz konu dışına çıktık ama Süleyman abinin orada çok haklı bir konuyu açıklamak istedim. Birşeyler üret ve kaliteli olsun, o dalda uzmanlaş, markalaş dünya da Türkiye denince o markanla yada ürünün aklına gelsin. Japonya deyince aklımıza teknoloji geliyorsa Türkiye deyince de bişeyler gelmeli.. Tekstil geliyordu eskiden ama tekstil ölüyor.

    Çin’den konu açılmışken bir konu daha, Çin’de yaş sendromu yoktur. Hatta engelli engelsiz sendromu da yoktur. Siz engelli işçi çalıştırırsanız devlet tarafından bazı konularda mükafatlandırılırsınız ( vergi indirimi v.s.) 35 yaş altında ve üstünde olmanız hiç bir şey ifade etmez hatta tecrübeli işçi daha makbüldür. Türkiye’de neden tecrübeli işçi aranmaz bunu da Süleyman hocamız çok güzel ifade etmiş;

    @Önce işin hangi maaşı hakettiğini, patrona ne kazandırdıklarını bilirler. Ailesi ile birlikte kalan yeni mezunun kabul etmek zorunda kaldığı maaşla, değil ev geçindirmek, kiralarını ödeyemeyeceklerini bilirler.

    İK müdürleri de ayıza salakça bir çok iş yapıyorlar işçiyi memnun etmek için, işçiye o oranda ikramiye verseler daha fazla sevinir :)

  • http://www.netdinamik.com sinan

    ezrailin gelir kendi
    ne ağa der ne efendi
    sayılı günler tükendi
    yolun sonu görünüyor

    aslında yaşlanmak akılda biten birşey bence.
    onun için fazla kafaya takmayalım : )

  • http://www.limk.biz Wrzl

    35 yaşına merdiven attığım senede şunu anladım ki olay beyin yaşında. “Korporeyt” sistemlerin beni alıp almaması artık bir önem taşımıyor. Ama ben işe adam alması gereken bir konumda olsam adam gibi bir adam alma derdim olur sanırım.

  • Pingback: Çin’in Aktif İstihdam Politikası « CEO YAVUZ()

  • http://www.sinantaga.com/wp Sinan Taga

    Ey Hoca, o bilimkurgu filmin adı ne ola ki?

  • http://www.suleymansonmez.com Süleyman Sönmez

    Yorum yazan tüm arkadaşlarıma tek tek teşekkür ederim. Güzel fikirlerinizle makale de ruhumda zenginlik kazanıyor .

    Ey Sinan Taga :)

    Filmin adını hatırlayamıyorum. Çok aradım bulamıyorum. Bilen varsa lütfen söylesin :)

  • http://www.sinantaga.com/wp Sinan Taga

    Logan’s Run olabilir mi?
    http://www.imdb.com/title/tt0074812/

  • http://www.suleymansonmez.com Süleyman Sönmez

    Sinan diyecek bir şey bulamıyorum. Bravo :)

    Elbette Logan’s Run. Tebrik ediyorum ve bu desteğine yazıya ekleme yaparak teşekkür etmek istiyorum.

  • http://www.nurkan.com nurkan

    Yaşlanmak çok güzel. zamanın akması bizi ölüme daha da yaklaştırması biraz korkutucu ama saçlarıma düşen karları kapatmak için kozmetiğe başvurmak çok komik. Ajda Pekkan gibi olmak istemiyorum. Her yaşımı göstermek ve yaşımı yaşamak istiyorum.
    Bu arada nice yıllara Süleyman Abi ;)

  • http://www.suleymansonmez.com Süleyman Sönmez

    Nurkan valla saçlarım tepeden döküldü ektirmedim. :)

    Kendime bakıyorum tamam. Temiz, güzel olmak da güzel. Ancak zamanı reddetmek sadece mumyalaşmaya götürür bizi. Yaşayan mumyalara.

    Bununla birlikte şuna karşı değilim. Genetik çözümler ve biyolojik yaklaşımlarla sözde değil cidden genç kalmamız sağlanırsa ve bunlar iğrenç plesanta teknolojileri gibi mide kaldırıcı yollarla değil, gelişmiş hücrelerin tolemer yapıları çözülerek ya da erişkin hücreden kök hücre elde edilerek yapılırsa daha ne isteyebiliriz.

    Fakat uygarlığımızın o günleri göreceğinden şüpheliyim. En azından arada geçireceği çok sert bir “çevre dersi” alacak gibi duruyoruz.

    Evet sana da mutlu yıllar nurkan teşekkür ederim :) Hep birlikte güzelliklere diyorum.

  • http://www.suleymansonmez.com Süleyman Sönmez

    Bu yazıdaki bazı paragraflar, bugünkü Hürriyet’te neredeyse aynen (ç)alıntılanmıştır. Pes diyorum.

    Yazısının adresi şurada: http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/9419795.asp?gid=229&sz=90522 Kendisinden çok önce yazdığım bu cümleleri aynen ilhamla alması son derece güç.

    İlk paragraflardaki Cahit Sıtkı’yı anlattığım bölümü kastediyorum.

  • http://www.cingunlugu.com ceoyavuz

    Biz blog yazarlarından şikayet ederken basın da bloglardan yazı çalmaya başlamış. Bunun bir iyi iki kötü tarafı var, basın tarafından okunduğumuzu gösteriyor bu iyi tarafı. Kötü tarafı ise basının yazıları çalması ve blogları görmezden gelmesi.

  • http://beyn.org/ Baris Unver

    Gerçekten kötü ve hatta aşağılıkça bir olay ama Polyyanacılık oynamaya kalkarsam diyebilirim ki; Süleyman abi, bir şekilde bu olayı kendi yazacağın bir yazıyla basına yansıtmayı başarırsan hem hakkını savunmuş olursun, hem de Türk bloglarını iyi bir şekilde tanıtıp değerlenmelerine (değerlenmemize) katkıda bulunmuş olursun. Bence bu fırsatı kaçırma, muhtemelen açacağın davanın yanında bu olayı basına yansıtmaya da çalış.

  • http://www.suleymansonmez.com Süleyman Sönmez

    ceoyavuz , sözlerine aynen katılıyorum.

    Barış, dostum bu kadar yıldır bin civarında makale yazdım. Tanınacaksam yazdığım makalelerin değeri ile tanınmak isterim. Yani polemiklerle ismimi yıpratmak istemiyorum.

    Ayrıca Hürriyet’in kendi yazarının kulağını çekeceğini hiç mi hiç sanmıyorum. Blog yazarlığı, vatandaş medyası halen yok sayılıyor ama yazı yazılırken bol bol bildirgec’ten ve blog yazarlarından yararlanılıyor.

    Kısacası gidip davalarla uğraşmak istemiyorum. Ama durum ortada… İki yazıyı da okuyun pragraflardaki müthiş esinlenmeyi görün. Bu yazıyı ben Mart 2008’de yazmıştım.

  • http://www.ugurozmen.com Uğur Özmen

    Sevgili Süleyman,

    Bence bu yazıdan (ç)alıntı konusunda fazla hassasiyet göstermişsin.

    Nedeni şu: “Yaşam evresine göre pazarlama” (life stages marketing) konuşulan tüm ortamlarda, gençleştirici faaliyetlerden bahsediliyor.

    Haziran 2007’de izlediğim bir konferansı yazarken “Yaş dendiğinde artık çocuk yetişkinlerin ve plastik cerrahinin de akla geldiğini” belirtmiştim. (http://www.ugurozmen.com/blog/wp-content/berlin_sadakat_yonetimi_konferans.pdf)
    Sayfa 10/12
    Elbette o toplantıda duyduklarım -senin ve Hürriyet Yazarı’nın yazdıkları gibi- botoks’dan estetik cerrahiye, gençleştirme kamplarından kişisel bakım ürünlerine uzanan örneklerle- daha da ayrıntılı idi.

    Senin alıntı konusundaki hassasiyetini bildiğim (hatta bazen referans olarak gösterdiğim) için, benden esinlenmediğini biliyorum. Böyle bir iddia çok komik olurdu.

    Aynı şekilde Hürriyet yazarı da, giderek daha çok konuşulan bu kavramları başka yerlerde duymuş olabilir. Yazı İK konusunda olsaydı, haklı olabilirdin. Ancak, gençleşme pazarından bahseden bir yazıda (ç)alıntı yapıldığını söylemek bence doğru değil.

    Yorumların odağının bu noktaya (alıntı mı / çalıntı mı) kayması da yazının değerini azaltıyor. Bence bu güzel yazının ana fikrine odaklanılması daha doğru.

    Sevgiler

  • http://www.suleymansonmez.com Süleyman Sönmez

    Uğur, sanırım yazının tümü sandınız. Hayır yazının tümü alakasız elbette dediğiniz gbi olurdu öyle olsaydı.
    Benim yazımdaki Cahit Sıtkı ile ilgili kısmı ekliyorum.

    “Elbette şairin zamanında detokslar, botokslar, harika cilt bakım kremleri ve estetik yoktu. Şimdi olsa, daha şiiri yazdığı an cep telefonu çalar, reklam karşılığı, ücretsiz şekilde bir sürü güzellik enstitüsü davet yollar, bir hafta içinde genç görünüme kavuştururlardı. Hatta psikolojik destekle morali düzelirdi. Adamcağız da bu sıkıntıları yaşamazdı :)
    Şüphesiz, Cahit Sıtkı, cahili değilim, sadece şaka yapıyorum. Onun ölüme yaklaşımındaki doğallığı öylesine ürpertici ki sizi biraz gevşetmeye çalışıyorum.”

    Şimdi de Hürriyet’teki paragrafı ekliyorum. Belki böyle daha iyi anlaşılır.

    ŞAİR yetişebilseydi eğer 20’nci yüzyılın son çeyreğine ya da 21’inci yüzyıla; birkaç operasyonla yüzündeki kırışıklardan ve göz altındaki mor halkalardan kurtulacaktı. Ve ömrünün yarısını tamamladığı korkusuyla yazamayacaktı belki 35 yaş şiirini. Ne bilişim ne de bilgi, insanın doğanın verdikleriyle yetinmediği ’Güzellik Çağı’nda Cahit Sıtkı Tarancı da 1.500 YTL’ye göz kapaklarını kaldırtıp, 600 YTL’ye Botox yaptırıp, 3.000 YTL’ye yüzünü gerdirebilirdi.

    İşin en ilginç tarafı 2 kez yorum bıraktım Hürriyet’teki yazıya ve editörlerde sanırım haklı olduğumu görmüş olmalılar ki (!) iki yorumumda yayınlanmadı…

  • Pingback: Aceto Balsamico: "Şebeklik Yapmayın" | D.E.İ.B.A || Dünyanın En İyi Bilgisayar Adamları()

  • Aylin Kalafatoğlu

    Yazınızı ilgiyle ve (uzun süreli 35+ bir issiz olarak) iç burukluğuyla okudum. Bence yazı üzerine söylenecek pek bir şey yok. Durum ortada, siz de gayet güzel araştırmış ve yansıtmışsınız. Teşekkür ederim.

    Yazınızın linkini, kariyer dünyasındaki yaş engeli/sorunu konusunda sanal ve gerçek dünyada çalışmalar yapan, yaklaşık 4 yıldır aktif olan ve an itibariyle 1159 üyeli “kırkartı” adlı Yahoo paylaşım grubuna gönderdim. Ayrıca sizi ve bu konuya ilgi duyan arkadaşlarımızı bu gruba üye olmaya davet ediyorum. http://groups.yahoo.com/group/kirkarti/

    Sevgiler, saygılar..

  • Nihat

    Yazınızı izninizi almadan Xing de üye olduğum gruplardan birinde link vererek paylaştım. Affınıza sığınırım.

    35 e yeni girdiğim bu dönemde bahsi geçen sıkıntıyı çokca yaşıyorum. Görüşmeci yaşımı farkedince “ama…” diye başlıyor. Benim özel doktorummuş gibi “bunu yapamazsınız siz “diyorlar. Aslında demek istedikleri “bunu yaptıramayız size” gibi geliyor bana. Bu arada posizyon IT gibi neredeyse en az fiziksel güç gerektiren bir branş. 2 makine taşımayı da yapabiliriz herhalde. Hadi o olmadı hiç mi getir götür işi yapan fiziksel güçle çalışan arkadaş yok şirketlerde.
    Amaç yazıda sizin de dile getirdiğiniz gibi. Maaş az verip patrona iyi gözükmek ya da patronun bu yöndeki baskısı yüzünden böyle davranmak.

    Hiç mi öğrenemeyeceğiz acaba. Genç personel ancak tecrübeli daha yaşlı personel ile başarı getirir. Öğretecek yönlendirecek tecrübeye sahip insanlarınız yoksa iflas kaçınılmaz olacaktır. Uzun vadeli düşünmeyi şirketler olarak öğrenemedik sanırım.
    Bu yüzden yurtdışı görüşmeleri yapmaya başladım. Yabancı dilimdeki eksiklik konusunda yardımcı olabileceklerini söyleyen firmalar varken kendi ülkemde bu sebeble eksi puan alıyorum. ingilizcem ingiliz edebiyatı üzerine tartışacak kadar iyi olmadığı için sanırım.

    Dilerim sitenizin linkini paylaştığım İnsan Kaynakları uzmanları okur ve biraz düşünerek davranırlar. Yoksa onlar da 5-10 yıl sonra bu yaşta olacaklarının farkında değiller mi?

    Teşekkürler.

  • Yeliz

    MErhaba,

    Evet aslında bu konu bende 25 yaşlarımda acaba 10 yıl sonra iş bulabilirmiyim şeklinde oluşmuştu. İnsan işinin ne kadar ehli olursa olsun yaşı görmek için uğraşıyor. Benimde 35’e 2 kaldı. farketmez aslında o sayılır . İş ilnalrında yaş sınırı görmeyinde çok seviniyorum . şu an iş aramıyorum ama özel sektördeyiz. Ne zaman kağının önüne konuruz bilinmez. Yaptığım işden solayı asla korkum yok. Başarırım. Fakat bu yaş sedromu ama özellikle iş hayatında korkutuyor. Kimse 20’sinde kalmıyor.
    umarım bu yazılanlar çare olur. Sadece Türkiye’demi olmakta bu durum bilmiyorum ama her yaşa şans verilmeli. Artık yaş sınırı emeklilikdede 65 olunca özel sektör olarak daha da korkuyorum. Çocuklarımız için de.

    Saygılarımı sunuyoruö.
    Teşekkür ederim

  • kotyoralı

    Sayın Süleyman Bey;
    Üretmiş ve büyütmekte olduğunuzu gördüğüm bu güzel siteniz için sizi gerçekten kutlarım. (Zaten bizden önce en iyi site ödülünü size verenler bunu layıkıyla yapmışlar) Gerçekten tebrikler.
    Benim bir merhaba başlangıcım belki bu “35 yaş konulu” yazınız üzerine olacaktı. Ancak (şu anda başlığını tam olarak anımsayamadığım, ancak iyi Türkçe kullanmayı öne çıkaran) bir yazınız aklıma gelince, merhaba içerikli yorumumu yaş konulu yazınızdan, o bahsettiğim yazınıza çevirmeyi daha uygun buldum. Görüyorum ki o yazınızda savunduğunuz kadar da güzel, anlaşılır, keyifli ve sade bir diliniz var. Ancak buna karşın yine de 35 yaş konulu yazınızda yabancı bir sözcüğün kullanımında bir şeyi gözünüzden kaçırmış görünüyorsunuz. O da “personel” yerine “personeller” demiş olmanız. Malum personel orijinal kaynağı olan Latin dillerinde zaten çoğul bir kelime. Yani bir kişi için de personel bin kişi için de personel demek gerekir. O yüzden çoğul olan bir kelimeye Türkçemizdeki ler/lar çoğul ekini bir kez daha eklemek olmaz/olamaz. Sizin gibi birikimli üstelik yabancı dil de bildiğimi tahmin ettiğim bir insanın bunu bilmeden yazmadığını, tam aksine dalgınlıkla yazdığını tahmin etmekteyim. Ama yine de okuyucu açısından yanlış yanlıştır. Bu uyarıma darılmayacağınızı umarak çalışmalarınızda başarılar diliyorum.
    Saygılarımla.

  • http://www.suleymansonmez.com Süleyman Sönmez

    kotyoralı, belirttiğiniz gibi “personel” çoğul bir kelimedir. “Personeller” yanlış bir ifade şeklidir. Bu imla hatamızı hemen düzelttik. Desteğiniz için çok teşekkür ederim.

  • Pingback: Sil Baştan | Ken Grimwood | GÜNEŞİN TAM İÇİNDE - Sarışın Site()