Yarılanma Ömrü

Yazar: SÜLEYMAN SÖNMEZ   |   Kategori: Hikayeler   |   Yazım Tarihi: 16 Eylül 2009     |   5.957 kez okundu   |   13 yorum yapıldı
Anahtar Kelimeler: , , , ,

Aslında Dinç çocukken de tuhaftı. MIT’yi kazanacağını söyler dururdu. Herkes haber alma teşkilatı, casusluk falan derken, “Hayır” derdi “Amerika’daki bir üniversite bu. En zekiler oraya gidiyor.” Başımıza açtığı dertleri düşününce keşke o daha küçükken bu işe el atsaydım diyorum.

yariomur Yarılanma Ömrü
Plutonium Production

Dinç gecenin bir saatinde aradığında gözlerimi zorlukla açtım. Başım zonkluyordu adam Amerika’yı baştan sona geziyordu. Şimdi de kimbilir hangi eyaletteydi. “Seyahatteyim” diyor duruyordu. Ama ilk kez bu saatte arıyordu. “MSN’ini aç” dedi heyecanlı sesi. Açtım. Bana bir dosya gönderdi. Her zaman olduğu gibi Kriptografik 2.0 ile kapsülü açtım. Bunu kimsenin kıramayacağını ısrarla söylüyordu. MIT Bilgisayar Teknolojileri bölümünden bir sevgilisinin programladığını ve aslında Amerikan Savunma Dairesi için yapıldığını falan filan. Benim de hoşuma gidiyordu kendimi Matrix’deki Neo gibi hissediyordum.

Bu seferki dosya çok kısaydı. Bir iki satır. Plutonyum’un yarılanma ömrü ve karbon 14 izotopunun yarılanma ömrü?

Doğrusu bir şey anlayamadım. Hiç bir şey anlayamadım. Ne demek istiyordu bu yine. Şifrelemeye rağmen önemli bir buluşun eşiğinde olduğuna inandığı her seferde olduğu gibi konuyu açıklamamıştı. “İki ayrı haber ağı” derdi hep. “Bir mesajı ikiye böl, sonra iki ayrı kanaldan gönder. Ama birisi sahte olsun. Gerçek ikinci parçayı ise sen elden götürüp teslim et. Hiçbir dijital araç, telefon veya bilgisayar kullanma…”

Bazen bu gizlilik ve şifreci tavırları gözüme çocukça görünüyordu ama birilerinin onun bu eğlence amaçlı çalışmalarını ciddiye alıp sıkı bir sorgudan geçirme hevesine girmelerinden de korkuyordum.

Şimdi nedense o his kat kat geri gelmişti. Hiç yapmadığım bir şey yaptım. Gönderdiği mesajı yazıcıdan yazdırdım ve elime alıp mutfağa geçtim. Bir kahve yaptım süt soğuktu ısıtmaya üşendim az süt tozu ekledim. Yahu bu adam ne demek istiyordu? Elimde kahve camın önüne geçtim. Haydarpaşa ve arkada Marmara gecenin lacivert – siyah dokusunda başka öyküleri anlatıyorlardı.

Uzun uzun düşündüm. Fakat bulamıyordum ve Dinç’i tanıyorsam telefon açıp sormamın bir yararı olmayacaktı. Gidip yatağa attım kendimi.

Uykudan uyandığımda kapı çalıyordu. Uzun uzun sanki defalarca çalınmış gibi sabırsızca.

Kalkıp aceleyle gitmeye çalıştım. Off ayağımı sandalyeye vurdum. İçimden kendime saydım. Bu iki olmuştu. Kapıda bir kargo görevlisi vardı. Sinirli bir tempoda kimlik istedi gerekli yerleri doldurdu ve imzalamam için uzattı. İmzaladım. Sonra paketi verdi. Kapıyı kapattığımda üstünde yazanı okudum. “Yarılanma Ömrü”

Bir an tanımlayamadım cümleyi sonra aniden gece olanlar kafama hücum etti. Hızla paketi açtım. İçinde bir DVD vardı. Durmaksızın notebookuma gittim.

Film doğrudan başladı. . Bomboş bir oda. Metal bir plaka parlıyor. Sonra bir ışık çok güçlü bir ışık yayıldı. Ekranda altta bir saat belirdi. Bir saat geçti. İki saat geçti. Ben zamanı hızlandırılmış olarak izliyordum. Beşinci saat geçtiğinde ben yirmi dakikadır sabırla dikey duran metal plakaya bakıyordum. “Öff” dedim “Dinç, başlayacağım ben böyle işe. Ne diyorsun be ada….” Birden garip bir şey oldu. Metal plaka sönmeye başladı ve görüntü dondu.  Zamana baktım. Yedi saat yirmi iki dakika on beş saniye… 07:20:15

Sonra yeni bir oda gördüm. Bu defa tam çözemediğim bir yığın metal, çelik bir duvardaki çok kalın bir camın arkasında görünüyordu. Bir el gelip bir düğmeye bastı. Elin sahibini göremiyordum. Sonra zaman yine hızla geçmeye başladı. Ama ben akıllanmıştım 20 dakika beklemeye zamanım yoktu. DVD’yi hızla ileri sarmaya başladım. 13. dakikada nesnenin en baştaki korkunç ışınımı sönüp gitti. DVD farklı elementlerle yapılan deneylerle devam ediyordu. Nesnelerin oluştuğu elementler ve şekiller değişiyordu ama sonuç değişmiyordu. En sonunda sönüyorlardı.

Görüntüler bitince bir formül belirdi. t=(ln2)/λ yarılanma ömrü formülü ama sonrasında gelen satırları çözemiyordum. Kullandıkları ışığın dalga boyu, çekirdekteki nötron ve protonların kararsızlık düzeylerinin quantum düzeyinde hesaplanmasıydı.

Yarılanma Ömrü… Üniversiteden gelen bilgilerimi toparladım. Arkeologlar Karbon 14 denen testle buldukları kalıntıların ve eserlerin içinde yer alan Karbon 14 izotopunun miktarını hesaplarlar.  Radyoaktif maddelerin yarı ömrü geçtikçe ışınım yaparlar ve daha az atom ağırlıklı kararlı elementlere dönüşürler.  Böylece bir yarı ömürde ne kadar azaldıklarını biliyorsak toplam azalmaya bakıp nesnenin yaşını tahmin edebiliriz. Örneğin U-238, 4,46 milyar yıl içinde alfa tanecikleri saçarak  Th-234 çekirdeğine dönüşür.

Maddenin yaşlanmasıydı bir yerde yarı ömür. Fosfor yarım ömrünü bitince artık parlamazdı. Elimdeki kağıda baktım Plütonyum?

“Yok düşündüğüm şey olmasın” diye dua ettim. Plütonyum nükleer santrallerde ve nükleer silahlarda bulunan radyoaktif bir elementti.

Telefonum çaldı. Dinç “Şu an uçaktayım Adana’ya varmak üzereyim. ” Sonra kısık bir sesle “Anladın değil mi buluşun ne olduğunu?”
Başımı salladım. “Evet anladım” ama boğulacak gibiydim. Adana dediği an korkularım boğazıma sarılmıştı.

Nesnelerin yarılanma ömrünü bir anda hızlandıran bir icat yapmıştı Dinç. Bu yüzyılın en büyük silahıydı. Yöneltildiği her radyokaktif şeyi yaşlandırıp işini bitirebilirdi. Ama okulda dış etmenlerin işe yaramayacağını öğrenmiştik. Atomun kararsız durumdan kararlı duruma geçişi tam bir sırdı. Bunu çözmüş olabilir miydi? Ama bunu yapmışsa yayılacak ışınım aslında yoğun bir radyoaktiviteye yol açmayacak mıydı? Anlayamıyordum.

DVD’yi bir daha seyrettim. Dinç ne yapmayı düşünüyordu bu icatla? Aslında bunu biliyordum. Her zaman bilmiştim. Çocukluğundan beri hep söylerdi. “Süperman filmi tam bir saçmalık. Söylendiği gibi iyi bir adam olsa, Louis Lane’in peşinde ve Amerika’nın en zengin kentlerinde ufak soyguncuları durudurmakla zaman harcayacağına, dünyaya yardım ederdi. Atom bombalarını güneşe yollardı orada patlatırdı. Afrika’daki kurak yerlere kadar giden su kanallarını süper hızıyla açardı. Her gün çalışıp tarlalar evler kurar ve düzene girmelerini sağlar sonra bunu insanlara devrederdi. Ben Süperman olsaydım gerçekten iyi olurdum. Bununsa tek derdi kendisi ve aşık oldukları…”

İşte şimdi Süperman olmuştu. Tüm nükleler silahların yerleşik olduğu tahmin edilen kentlere gidip gizli ışınımını çalıştıracaktı. Bombalar içi boş çelik füzelere dönüşecekti. Dünyadaki tüm nükleer silahları etkisiz hale getirmeyi planlıyordu.

Sanırım aptalca bir gurur duydum. Buruk bir hıçkırık boğazıma düğümlendi. O kentlerden birinde yakalanacağını veya öldürüleceğini anladım.

Dinç’in kurşun geçirmeyen süper bir derisi yoktu.

Camdan dışarı uzun uzun baktım. Bir martı denize doğru indi. Br karabatak yanında dalgaların arasından çıktı. Güneş her zamankinden farklı bir sıcaklıkla parlıyordu. DVDyi kırıp küçük parçalara ayırdım ve yakıp çöpe attım. En kısa sürede taşınmam ve telefonumu değiştirmem gerekiyordu. Artık benim de başım dertteydi.

————————-

* Bu hikaye tamamen hayal gücüne dayalıdır. Gerçek kişi ve olaylarla hiçbir bağlantısı yoktur.
16 Eylül 2009

Kaynakça:
http://en.wikipedia.org/wiki/Effective_half-life

Yazıyı Sosyal Medyada Tavsiye Etmek İçin




“Yarılanma Ömrü” makalesi için 13 yorum yapıldı.

  1. Yazının ikinci bir bölümü daha yayınlanacak gibi. Merakla bekliyorum :) .

  2. Yine sürükleyici bir hikaye olmuş. Devamı gelecek gibi duruyor ;)

  3. Onur Kavcı

    Üslup olarak güzel, sürükleyici bir dille yazılmış, fakat bilimsel olarak temeller pek sağlam değil gibi. Yalnız okuyucu bunlara pek dikkat etmez.

  4. Harika ve gerçekleşmesini umut ettiğimiz bir kurgu olmuş. Aklına ve hayal gücüne sağlık hocam.

  5. Barış, Mehmet, şu an hikayenin devamı yok. Gelirse “Yarılanma Ömrü 2″ şeklinde yazarım.

    Süleyman Şentürk, çoğumuzun hayali :)

    Onur Kavcı, bu yoruma cidden şaşırdım. Yarılanma ömrü hakkında yazı içinde bilimsel temeli olmayan cümle olduğunu mu düşünüyorsunuz?

    Aksine kendi bildiklerimle yetinmedim en ufak hata olmaması için saatlerce okudum. Hayır gördüğüm kadarıyla, şu an bir bilimsel hata yok. Yarılanma ömrü doğru anlatılıyor. Bir çok tanımı neredeyse aynen kullandım çünkü. Eğer takıldığınız konu, icadın yapılabilirliği ise, şu an bu icadı yapmanın bilinen bir yolu yok. Yani radyoaktif maddelerin yarı ömürlenmesine neden olacak ani bir değişim yapacak bilinen hiçbir şey yok. Aksine şu anki bilimsel veriler yanyana duran iki atomdan birisi alfa saçılımı yapıp daha kararlı bir atoma dönüşürken, diğerine neden hiçbir şey olmuyor bunu açıklayamıyor. Yani o kısım hakkında araştırmalar sürüyor. Bilimkurgunun yapısı gereği icadın nasıl yapılacağını bilmiyorum. Bilseyim bugün Nobel ödüllerine aday gösterilirdim ! :)

    Onur demem o ki açıklamalar gerek Tübitak Bilim Teknik, gerek Wikipedia ve gerekse yıllardır okuduğum çok sayıda bilimsel yayına dayandırılarak yazıldı. İşin bilimkurgu tarafı olan “hızlı yarı ömürlendirme buluşu” ise belki bulunur, belki de asla bulunumaz. İşin o kısmı zamana bağlı.

    (Site içinde yazılan her yazı için oldukça uzun süreli araştırma yapılıyor. Her konunun sorumluluğu üstleniyor. Görünecek en küçük hata için yazı yeniden yazılıyor. Tümü Güneşin Tam İçinde’nin verdiği hizmeti doğru yapabilmesi için)

  6. Ah Süleyman Hocam, hakikaten, hiç böyle bir hayali edememiştim bile. Ama sahiden de en güzel hayallerden biri bu. Keşke böyle bir buluş yapılsa… “Çağın en büyük keşfi” hakikaten o olur.

  7. Fatih

    RSS’den bu yazı geldiğinde merak etmiştim. İyiki de okumuşum.
    Devamını merakla ve 4 gözle bekliyorum. Bu konudan 400 sayfalık roman bile çıkar benden söylemesi :) Elinize sağlık.

  8. Rp

    Yine döktürmuşsün be üstad!

  9. Bir gün öykülerinizi bastırmayı düşünürseniz ben gönüllü düzeltmenliğe talibim:) Yukarıdaki bilimsel uyarılardan sonra, minik yazım ve noktalama hatalarına da dokunmayalım artık. Değil mi ki, dil konusunda çok özel bir hassasiyetiniz var.

  10. Elifin Günlüğü bu vaadinizi unutmayın :)
    Samimi olarak anlatmam gerekirse Türkçe adına kampanyalar anlatımlar yaparken hep söze “Ben ne dil polisiyim, ne Türkçe öğretmeniyim, ne TDK uzmanıyım, kusursuzluk iddiasında hiç değilim” dedim.

    Tek amacım iletişim için kullandığımız bu dilin, doğru kullanılması, mesajların aramızda doğru giderek insan ilişkilerinde yaşanan duygu alışverişinin doğru gerçekleşmesi. Bunu yapmaya çalışan birisinin işi zor en ufak bir kelime bir harf hatası kasıtlı olmayan tek bir klavye dokunuşu ciddi tartışmalar ve suçlamalar olarak size dönebiliyor. (Ama bunları sansürlemiyorum neredeyse hakaret etmeyen her yorumu her eleştiriyi yayımlıyor ve okurlarımın eleştiri hakkına saygı duyuyorum)

    Her şeyden önce yanlış anlaşılmasın diye gereğinden fazla didiklenmiş bir yazım stilini getiriyor. Mesela stil kelimesini kullandım neden üslup demedin tarz demedin gibi :)

    Bilimsel açıklamalarıma gelince bu konudaki tanımları ciddiyetle yazdığımı ve pek çok kaynağa bakmadan yazmaya cesaret edemeyeceğimi bilmeniz için tekrarladım. Bu siteyi okuyan binlerce insana yanlış bilgi verme sorumsuzluğuna düşme korkum vardır. Bunu yapacağıma hiç bir şey yazmamayı tercih ederim. Dilerim daha düzgün bir şekilde meramımı ifade edebilmişimdir.

    Hikayelerimi kitap yaparsam beklerim efendim :)

  11. Onur Kavcı

    Merhaba tekrar,

    Yazıda yanlış bir bilgi verildiğini söylemiyorum Süleyman Bey, yanlış anlaşılmasın. Yalnız tam da yukarıda demişsiniz ya, “Bir çok tanımı neredeyse aynen kullandım çünkü.” diye, bu dediğiniz şey yazıyı okurken de kendini belli etti. Yani ben okurken, evet bu cümle bir yerden alınmış diye geçirdim içimden. Bu düşünce uyanınca arkasından da “demek ki konu ile ilgili uzunca bir döneme yayılan bir bilgi haznesi yok, fakat yazı için araştırma yapılmış.” diye düşündüm.

    Sanırım ilk yazdığım yorumda doğru bir ifade kullanmamışım. Yanlış bir bilgi içermiyor yazı, aksine herşey doğru :) Bunun yanında bazı bilgiler doğrudan bir yerden alınmış hissi uyandırıyor.

    E eğitiminiz nükleer fizik üzerine olmadığına göre böyle olması normal, fakat sanırım okuyucunun bunu sezmemesi gerekiyordu; ben sezdim.
    Fakat yazı genel olarak çok güzeldi, ona bir lafım yok.

  12. küçük cadı

    Onur Kavcı, ilk yorumunda okuyucular hakkında genelleme yapıyorsun fakat ben de bir okuyucu olarak en az senin kadar her şeye dikkat ediyorum okuduğum yazının içeriğine de üslubuna da..ikinci yorumunda sanki tamamen bir altta kalmama savaşı gibi :) Yanlış anlamanı istemem ama Süleyman Bey e tamamen katılıyorum ve her iki yorumunu da basit, yersiz ve gereksiz buluyorum.

Yorum Yazın











Yorumunuzun yanında fotoğrafınızın çıkması için;
Daha önce yüklemediyseniz gravatar sitesine bir simge yükleyin.
Böylece yorum yaptığınız pek çok sitede e-mailinizi yazıp yorum yaptığınızda simgeniz otomatik olarak gelecektir.



     
      Siteden alıntı nasıl yapılır? Telif nedir?

Güneşin Tam İçinde, özenle hazırlanıp araştırılan, yüzlerce orijinal yazı ve görselden oluşuyor. Dilerseniz ana sayfamıza göz atın, arşivimizden seçin ya da aşağıdaki kutuda aratın.

İyi okumalar, keyifli dakikalar :)




Google
 


               



YENİ YAZILAR


Daha fazla konu görmek için tıklayın >

GÜNEŞİN TAM İÇİNDE

Süleyman Sönmez Merhaba, değerli ziyaretçiler.
İsmim Süleyman Sönmez.
Blog siteme hoş geldiniz.
Güneşin Tam İçinde, 2006 yılından beri yayında olan, kültür, sanat, eğitim, teknoloji, fotoğrafçılık, bilim ve sinema başta olmak üzere 859 konu, 5,871 yorum ve 30 kategori içeren, Blog Ödülleri yarışmasında kültür sanat kategorisinde Türkiye birinciliği kazanmış, yazılı basında, televizyonda, radyoda ve websitelerinde pek çok kez tanıtılmış, 5 milyondan fazla kez ziyaret edilmiş orijinal içerikli sitedir.

Sitedeki görsel ve yazılı eserler iletişime geçip yazılı izin alınmadan, kaynak belirtilse dahi "alıntı" adıyla kullanılamaz. Site içeriği, tasdix zaman damgası ile korunmaktadır.

Yazarla iletişim için tıklayınız.

Sosyal medyada takip için aşağıdaki sitelerde ekleyebilirsiniz.

Google+ Facebook Twitter FF Linkedin





Güneşin Tam İçinde Facebook'ta
Siz de tıklayıp katılın!

www.facebook.com/gunesintamicinde


SON YORUMLAR




  



DİĞER WEB SİTELERİM


* Mihrace.NET * 3d Gözlük * Cizreli Ebu’l-iz
* Sunosphere * Büyükler Giremez * Süleyman Sönmez


RSS Abonelik İçin Tıklayın