Türkiye’de Teknoloji Eğitimi ve Eğitimcilere Öneriler

Süleyman Sönmez

Adım Süleyman Sönmez. Yıldız Teknik Üniv. Bilgisayar Programcılığı ve İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi olmak üzere iki üniversiteden mezun oldum. Üstüne başladığım Uluslararası İşletme masterını terk edip hayata atıldım. Proje yöneticiliği, bilgisayar programcılığı, sistem analistliği, pazarlama / satış sonrası müşteri ilişkileri yöneticiliği, LEGO takım koçluğu, Web tasarımcılık, fotoğrafçılık, ISO9001:2000 kalite sistemleri sistem kuruculuğu ve iç denetimcilik, Teknoloji Okuryazarlığı müfredat yazarlığı, Bilgi İşlem Bölüm Başkanlığı, video düzenleme, Eğitim Teknolojileri Uzmanlığı gibi birbirinden farklı pek çok meslekte çalıştım. www.suleymansonmez.com ve www.gunesintamicinde.com web sitelerimdir.

Bunlar da İlginizi Çekebilir



  • http://www.ugursamsa.com Uğur Samsa

    Süleyman Hocam çok güzel ve detaylı anlatmışsınız. Senin düşündüklerini neden asıl düşünmesi gerekenler düşünmüyorlar acaba?

    Tüm bunların haricinde üniversitelerde öğretmen adaylarına verilen öğretim de çok önemli. Umarım bir gün verdiğiniz örneklerdeki öğrenciler Türkiye’den de çıkar.

  • http://www.birazkisisel.com Hüseyin Berberoğlu

    Problem çözme becerisi olan, yaratıcı, yansıtıcı, eleştirel düşünen bireylerimizin olması politikacıların işine gelmez. Şu an ülkedeki çoğu insan birçok olay için “devletin bir bildiği vardır, onlardan iyi mi bileceğiz” deyip (daha dün televizyonda bir tanesini izledim) geçiyor. Belki de bizi yönetenlerin, sorgulamayan bireylerin yetişmesini istediği için yıllardır ezberci eğitim veriyorduk.

    Duyduğuma göre Avrupa Birliği’ne uyum çerçevesinde yeni programa geçiş yaptık. Güzel bir gelişme tabi ama bu programı uygulaması gereken çoğu öğretmenin belkide yapılandırmacılığın ne olduğundan haberi yok, nasıl olsa kadrolular…

    Birçok öğretmenin kadrolu olduktan sonra kendini hiç geliştirmediğini düşünüyorum. Öğretmenlik mesleği bu kadar kolay yapılan bir meslek olarak görülmemeli, bir öğretmen kendini sürekli geliştirmeli.

    Bence öğretmenleri, kendilerini geliştirmeye zorlamak için, sözleşmeli yapıp birkaç yılda bir tekrarlanacak bir sınav sonucuna göre sözleşmesinin uzatılıp uzatılmayacağına karar verilebilir. Böylece öğretmenler kendini geliştirmek zorunda kalır, tıpkı özel okullardaki öğretmenler gibi..

    Ayrıca bence en önemli konulardan biri de sınıf mevcudu. Ne kadar iyi bir öğretmen olursanız olun içinde 5 tane kaynaştırma öğrencisi olan 50 kişilik sınıf ile ders işlemek neredeyse imkansız (bir arkadaşımın staj yaptığı sınıf böyleydi). Hele de araç-gereç olanakları yetersizse (yeterli veya hiç bilgisayar yoksa vs). Sınıf mevcutlarını düşürmek de eğitimin kalitesinin artması açısından çok önemli.

    Umarım yeni yetişen öğretmenler üniversitede veya KPSS için öğrendiklerini okullarda uygularlar ve daha iyi bir eğitim sistemine doğru ilerleriz.

  • http://www.suleymansonmez.com Süleyman Sönmez

    Uğur, özel okullar gibi devlet okullarında da çok güçlü ve çağdaş eğitim vermek isteyen öğretmenlerin sayısı giderek artıyor. Milli Eğitim Bakanlığı da sürekli çalışıyor. Ancak bizler uzun zamandır bu işin içinde olduğumuzdan yeterli bulmuyoruz. Yetkimiz olmadığı için de sadece kamuoyuna bilgi verebiliyoruz.
    Sonuçta hedefimiz vatanımızın ileri gitmesini arzu ediyoruz.

    Hüseyin Bey, yazdıklarınız çok güzel ve işleyişi çok iyi gözlemlediğiniz görülüyor. Ancak kişisel olarak bir öğretmen yüzlerce insanı ileri taşıyabilr. Bunun ne olanaklarla, ne sayıyla ilgisi vardır.

    Bu tamamen azim meselesidir. Çünkü bir üniversite hocası yüzlerce kişiyi ileri götürecek bir metodoloji seçmiştir. Anfilerde bunu başarır.

    Daha sonra tekrar yazmak istediğim için girmek istemiyorum ama “istasyon uygulamaları” denilen bir eğitim stratejisi var. Öğrenciler istasyonlardan geçirilip öğretime tabii tutuluyor ve sınıf mevcudunun hiç önemi yok. Önemli olan tahtada anlatılan ve sırada dinlenen ders modelinden süratle kurtulup öğrenmesine sahip çıkan özgüveni yüksek öğrenciler yetiştirmek.

    Teknik olanaklar için çok şey yapılabilir. Standart deney setleri daha ucuza ve seri şekilde üretilip her sınıfa ulaştırılabilir. Okullara ve Milli Eğitime yeni gelir kaynakları ve bütçeden pay verilmesi için stratejiler belirlenebilir.

    Sadece azmetmiş, başarmayı hedefleyen ve asla vazgeçmeyen yöneticilere, öğretmenlere ve öğrencilere ihtiyacımız var.

  • http://www.miniminibirlerim.com Ali Nafiz YAZAR

    Öğretmenim tek kelimeyle harika bir yazı yazmışsınız. Öğretmenlerimiz için yol gösterici olmuş. Yazdıklarınıza katılmamak elde değil. Dersliklerimizi öğrencilerin birbirlerinin sırtını görecek şekilde oturduğu klasik sınıf ortamlarından kurtarıp, deneyerek öğrenmenin gerçekleştiği çocuk dostu öğrenme ortamları haline getirebilmeliyiz ama daha bizler sınıftaki öğrenci sayısını standart sayıya ulaştıramadık ki nerde kaldı çocuk dostu öğrenme ortamı yaratabilelim. Öğretmenliğimin ilk 4 yılında, bir köy okulunda birleştirilmiş sınıf (1.2.3.4.5. sınıflar biraradaydı) okuttum. Hepsi topu topu 11 öğrenciydi. Öğretmenlik hayatımın 5. 6. ve 7. yıllarında İstanbul’da mevcudu 85 öğrenci olan bir sınıfın öğretmenliğini yaptım. Bu yıl ise 55 öğrencilik bir 1. sınıfa okuma-yazma öğrettim. İşte Türkiye’de eğitimin hali budur öğretmenim.

  • http://www.suleymansonmez.com Süleyman Sönmez

    Ali Nafiz Bey,
    Önce izin verin sizi tebrik edeyim. Ne kadar güzel bir site hazırlamışsınız.
    http://www.miniminibirlerim.com/

    Ellerinize sağlık.

    Gerçekten şartlar Türkiye’de hiç kolay değil. Ülkem ve çocuklar adına siz pes etmeyen gönüllü öğretmenleri tebrik etmek en büyük onurları hakettiğinizi söylemek istiyorum.

    Şartların yokluğunu bahane etmeyen uğraşan didinen öğretmenler bir ülkenin belki en büyük milli servetleridir.

    Sınıfların oturma düzeni hakkında bu yazıda girmedim. Ancak dünya öğretmenleri bizim oturma düzenimizdeki katı tutuma çok şaşırıyorlar.

    Gün içinde grup çalışması yapacakları zaman hemen masalar birleştiriliyor bir bakıyorsunuz sınıfta 6 -7 küme olmuş herbirinde öğrenciler. Her bir grubun amacı farklı.

    Bilgisayar laboratuvarlarında ise ardarda oturma tam bir felakettir. Görev aldığım yerlerde mimar ve yöneticilere en çok anlatmak zorunda kaldığım budur.

    İleri Teknoloji Sınıflarında bu o kadar önem verilen bir olay ki sınıfta U düzeni dediğimiz düzenleme bile ilkel sayılıyor ve sınıfın iki ucuna aynı görüntüyü gösteren projeksiyon konuyor.

    Öğretmen nerede olursa olsun sınıfın her yerinden takip ediliyor ve o da öğrencileri takip ediyor.

    Yani gördüklerimizi yaptıklarımızı anlatmamız lazım. Ancak bazı şeyleri yazmakla göstermek mümkün değil. Çalıştaylarda (Workshop) deneyimlerimizi aktarmamız lazım. Türkiye geneline yaymamız lazım.

    Bir çok seminerde görev aldım ve bilgi verdim. Gerektiğinde yine görev alırım. Hepimizin arkadaşlarımıza ve öğrencilerimize bildiğimiz herşeyi iletmemiz lazım.

    Son olarak “Öğrencim beni geçmişse, işte o zaman bana öğretmen” denir. :)

    Görüşmek üzere.

    55 öğrencinizin her birine ve size başarılar dilerim. Daha iyi şartları da sizler için dilerim.

  • murat

    Okulsuz Toplum – Ivan Illich Romanı bu konuda aydınlatıcı olacaktır eskilerde yazılmasına rağmen eğitim alanında devrim niteliğinde örnekler içermektedir.