Tuna, cep telefonundan twitter güncellemelerine bakacaktı. Bir SMS geldiğini gördü. Pelin. Dişlerinin dudaklarını ısırdığını fark etmedi bile. Yine öfke yüzüne kan renginde hücum etti.
Sevmek olmasaydı BİRLİK’ten geriye ne kalırdı? Benlikler aynasında soluk sesler belirip kaybolurdu birer birer.
Adam eğilip Siddhartha’nın alnını öptü. Tüm alemlerin varlıkları o mübarek insanın içinde akıyordu. Sevenler buluşanlar, ayrılanlar, birleşenler yaşayanlar ve ölenler. Evreni kaplayan o yüce birliği tekliği gördü adam.
İşte oradaki sarışın, 1.68 boyu ve mavi gözlerindeki ürkek bakışla tam idealindeki kadındı. Nabzının, boynunun kenarlarında atışını hissediyordu. Nefesi burun deliklerini yakacak gibiydi. Sanki minik…
Bazı insanlar vardır kendinden emin, başarılı… Tüm insanlar çevrelerindedir. “Bize baksın, bize birşey söylesin” diye dikkatini çekmek isteyen bir kalabalığın içinde yürürler…
Sevenler binlerce yıldır birbirlerine en güzel hitaplarla sesleniyorlar. Ne zamandır yazmak istediğim bir konu. Kültürlerden, kitaplardan, filmlerden ve şarkılardan aşk sözleri…
Konumuz Google aramaları ve Sandbox’tan çıkmak ama bence bu film konuya çok uygun. Kurt Russel’ın canlandırdığı acımasız bir film karakteri vardır. 1981 tarihli John Carpenter…
Günlerin hesabı tutulmadan önce / Henüz bir damlası bile düşmeden yerküreye / Pırıl pırıl aydınlık ve karanlık / Gökler üstümüzde kat ve kat
SEN DE, BEN DE SEVGİDE VAR OLDUK. Ciğerleri ateş saran günlerde, gezgin adımları duyulur nefeslerin tende, ve billur bebekler parlar yaşlı gözlerde, Ayışığı yudum yudum…
Canlar okyanusundaki damla, / Sanma ki iraden var, sanma ki iraden yok / Sanma ki bensin, sanma ki ben değilsin / Aklın tekil yönlü, / Aklın küçük.