Markaların Blogger’ının Bir Günü

Gün güzel başladı. Yattaşş’ın yolladığı yorganımı kaldırdım. Sonra Tarç perdelerimi açtım. Tanrım! Güneş, Sun reklamındaki gibi parlıyordu. Sonra eşimi uyandırdım. Geçen ay bize yollanan NASA teknolojileri yastığı ile güzel bir uyku çekmiş gibiydi. Ah acıkmıştık en güzeli Pınnar marka peynir yemekti.

Sonra bizim blog dergide çıktıktan sonra Doğruşş Çay’ın yolladığı aroması hafif o zengin tadı yudumladık. Tanrım blog yazarı olmak ne güzeldi. Öğleden sonra bir filmin ilk izleyenleri olacaktık. Sanırım Hıncal Abi de gelecekti. Onun gülüşünü özlemişim

Toyrota’nın deneyip hakkında yazmamız için yolladığı arabamızın üstünde bir kedi vardı birden aklıma kedi mamaları reklamı geldi. Hani geçen kış birlikte Türkiye kedileri programı yapmıştık. Neyse biraz kışkışladım gitti.

Filmden sonra gökyüzü enfes geldi. Bulutlar uçuyor rüzgar yüzümü okşuyordu. Bu bulunmaz tad ancak Alggidda dondurmalarında olabilirdi. Hemen Carsperr netbook’umu çıkardım. Şeker şey. Deneme sürem halen bitmediği için çok mutluydum. Zaten deneme sürem bitince Accerr yollayacaktı. Ardından duygularımı yazdım. Alggidda seni çok seviyordum. Konuya girmek için parlak bir fikir geldi. Alcida esprisi. Hani Karadeniz bayisine sormuşlar tek doğru telaffuz ondan gelmişti ya.

Sonra sürekli okurları kızdırmamak için müthiş kültürlü bir yazı yazmaya karar verdim. Nedense eskisi gibi güzel konular gelmiyor. Ama olsun halen okuyorlar zaten o kadar uzun konuyu kim okur ki?

Akşam oluyordu. Hemen Nokita, Iph-phone ve Blackterry ile deniz manzarasını çektim. Eskiden olsa izlerdim. Ama şimdi karşılaştırmalı analiz yapmam gerekiyor. Fotoğraf yazılarım çok okunuyor. Herkes bana hayran…

Artık yorulmak üzereyim. Hemen deniz taksiyi arıyorum. Halkla ilişkiler müdürleri çok şeker bir kadın, gayet nazik bir teklifle haftada iki gün beni istediğim kıyıya götürebileceklerini söylediler. “Ah” dedim “Bu akşam lütfen beni Liberty Island’a bırakın. Özgürlük Heykeli ile randevum var.” O kadar çok güldü ki telefonu kapattığımda bile gülüyordu.

Deniz taksisi ile giderken bir yandan not alıyordum. Hakkında yazmadığım marka kalmış mıydı? En iyisi Google aramalarındaki trendleri taramak diye not aldım aklıma. Hemen blogumu açtım. Bir iki tane daha o yorumlardan gelmiş. “Abi ne yapıyorsun” diyorlar “Mahvettin kendini bozdun kendini ne yapıyosun.” Sinirlendim biraz her gün geliyor bunlardan. Aptallar. Siz daha Türkçe yazmayı beceremiyorsunuz imla özürlülüler. Sinirle, spam düğmesine basıyorum. Netbook’un pili bitiyor. İnceleme yazısına yazsam mı? Yok ya..

Eve geldiğimde 10 tane kutu geldiğini görüyorum. İlkinden bir kaplumbağa çıkıyor. Ama bu canlı be. Altını çeviriyorum. Bir etiket “Kaplumbağayı takip et Sülo!” Of of . Bu sefer ki zor olacak galiba…

Dördüncü paket süperdi. Kapağı açarken elime birşey battı parmağım kanadı. Sonra kutu içinden bip bip bip diye bir ses duydum. Hemen açtım. Bir cihaz. Ekranında yazı çıktı. “Kan örnekleriniz alındı. Hastanemiz size 1 gün sonra dönüş yapacak. Detaylı analizler için lütfen cihazı kapatmayın.” Ohha! dedim içinden şimdi bu herifler genetikten tut kalp şeker ne varsa yazar. Tanrım ne şanslıyım. Hemen Friendfeed’e yazmalıyım. Çatlayanlar çatlasın. Böyle hizmet görülmüş mü be!

Uyumadan önce 3d gözlüklerimi takıyorum. İşte Second Liffe’dayım. Blogum da orada. Gelenlerle konuşuyorum. Çok süper bir olay bu. Second Liffe’ta ilk blog açan benim. Türkiye bloggerları şok olmuştu açtığımda. Şimdi ise Di Caprio geliyor. “Naber adamım, süpersin.”  Geçen ay Oskar Ödülleri çıkışı sanal bloguma uğrayanlarla yaptığım röportajlar tüm tabloidlerde çıktı. Yılın blogu olmak üzereyim.

Marka temsilcisi aradı. Ye ne münasebetsiz şu adam. İnsan bir saatine bakar be. Hımm Caarttier’in camını çizmişim. Birşey derler mi acaba? Yok ne diyecekler. İki yazıma bakar valla. Sinirlendirmesinler. Kaça kere ben özgürce duygularımı yazarım dedim. Neyse marka temsilcisi aradı. Yeni markam çok tutmuş. Her ay on yazımı marka ürünü alanlara yolluyorum. Acaip gidiyor satışlar. GTIblog parfüm acaip ses getirdi. Dergilerdeki herkes arkadaşım oluuum 🙂

Annem aradı. Kapıda iki kişi varmış. Gitmiyorlarmış. Adresimi istiyorlarmış. Ne diye istiyorlar. Hay aksi. Geçen ay denemeden yazdığım şu cilt sıkılaştırıcı ve gençleştirici krem. Kahretsin. Dermatolojik testlerden geçmemiş aslında. Ciltte yanıklar oluşmuş. Off Allah kahretin. Ne yapayım. GSM operatorleri Avrupa lansmanına yetişmeye çalışıyordum. Acilen avukatlarımı aramalıyım. Emlakçıyı aramalıyım anneme yeni bir ev lazım yok Eskiddji’den bir tane satın alayım en iyisi.

* Önemli Not: Bu hikaye tamamen kurgudur. Gerçek olay marka ve bloggerlar ile benzerlikler tamamen tesadüf ürünüdür. Bizim bloggerlar böyle şey yapmaz! Hem bir insanın istediği marka hakkında yazmasının ne sakıncası olabilir ki? Ayrıca bu blogun yazarının ironik olarak yazdığı bu yazıdaki hal ve tutumlarla hiç ilgisi yoktur. Çok şükür ki 🙂

Not2: Bu konudaki yoğun tartışmalar Friendfeed sosyal paylaşım sitesinde sürmektedir. Yazılanları okumak için lütfen aşağıdaki adreslere tıklayınız.
http://friendfeed.com/e/874f4cf4-cf52-4112-b638-5e0b10262d84/G-n-g-zel-ba-lad-Yatta-n-yollad-yorgan-m-kald-rd/

http://friendfeed.com/e/2eaf537a-1e7f-5911-9961-3888707c4dfa/Markalar-n-Blogger-n-n-Bir-G-n/

paraicinblog
Görsel: Voxeros | Creative Commons lisansı ile kullanılmışlardır.

* Para için blog yazısı yazılır! (Bardağa dikkat 🙂 )

*Not 3: Bu yazı blogkürenin acıklı yol ayrımında, gelecek günlerde blog dünyasına olan güvenin devam edebilmesi ve kaleme olan sadakat için yazılmıştır. Hikayenin atıfta bulunduğu konuları daha iyi görmek için okumadıysanız aşağıdaki konuları da öneririm.

Blogger Manifestosu
Marka Çıkaran! ExorMark
Ana Görseller: Andy54321 ve cola art gallery | Creative Commons lisansı ile kullanılmışlardır.

“Markaların Blogger’ının Bir Günü” için 11 cevap

  1. Süper bir yazı olmuş. İlerisi için bu kadar korkulacak bir şey olmadığını düşündüğüm halde eğer olursa ne kadar korkunç olabileceğini görmüş olduk.

    Olmayacağını düşünme nedenim ise sizin ff’de yazdığınız yazıda ki gibi toplantılara falan katılanlar genelde kaliteli içerik üretenler, ya da bir şekilde bu olayın mantığını (sizin gibi) çözmüş olanlar. Onların da böyle bir şey yapacağını sanmam…
    Zaman her şeyin ilacıdır derler ya bekleyip göreceğiz 🙂

  2. Bloglar “Masumiyetini” mi kaybediyor?, düşünülmesi gereken birşey aslında.Viral zımbırtıları göz ardı edersek, bloglar sahibinin kafasındakini paylaştıkları ve belki aldığı reklamlar vs ile para kazandığı yarı profesyonel(bir bölümünün en azından) günlükler iken x içeceğinin yada y içeceğinin tanıtımının yapılması için ısmarlama yazı yazdırılan(ve bunu yaparken “lansmanlarla” yada hediyelerle sahiplerinin”gönülleri alınan”) “şey”lere mi dönüşecek zaman içinde? Peki bunun bir sonraki adımı ne?

    Artık xinblogu.com’da okuduğumuz yazının önce “lansmanı yapılmış mı?” yada “x e hediyeler gelmiş mi?” bunu araştırıp, ona göre mi okumalıyız? Acaba bu da “reklam” mı yoksa gerçekten eskisi gibi “blogger ruhuyla” yazılmış yazılar mı? bunun kritiğini mi yapmalıyız kendi içimizde yazıyı okumadan? Ha, burada x çıkıp “size ne ben popularite mi arttırmaya bakıyorum” yada “zaten sahip olduğum popularitenin getirdiği nimetlerden faydalanıyorum” diyebilir, veya “lansmanı” düzenleyen çıkıp abi reklam, reklamdır diyebilir bunlara getirebileceğimiz haklı eleştiriler yok sanrıım şu anda çünkü o bakış açıları da doğru kendi içlerinde.

  3. Hocam muhteşem bir yazı olmuş 😀 Belki bu kurgu birgün kaliteli bloglar için doğrulanabilir ve uygulanabilir. 🙂 Resim ise bana bir siteyi andırdı adını vermicem 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir