Kitap okumayı çok seven bir çocuk ve genç olarak en büyük sıkıntım kitap fiyatlarıydı. Sonraları çocuk kütüphanelerini keşfettim. Ciltler dolusu kitap o ulvi havada beynimin hücrelerine protein olarak depolandı :)
İlköğretimde bir yaz sezonumu, her gün kampa gider gibi kütüphanede geçirdiğimi hatırlarım. Sabahtan akşam kapanana dek o zamanların çocuk dergilerini, Resimli Bilgi ansiklopedilerini hasretle içerdim. İstanbul Kartal’da Kızılay Caddesi’ndeki kütüphaneydi bu.
Sonraları büyüdükçe halk kütüphanelerini keşfettim. Ancak bu kütüphaneleri kullanmak hiç kolay gelmedi bana. En kötüsü de uzun süre rahatsız iskemlelerde oturmak ve bir ölçüde havaya karışan eskimekte olan kitap kokusunu çekmek zorunda kalmak çok sıkıntı vericiydi.
Lise’de 3. Göz adlı kitabı Kadıköy Halk Kütüphanesi dışında bulamadım. Şu an kitapçılarda bilmem kaçıncı baskısı yapılıyor. Ancak o zaman yoktu kitap neredeyse tekti! Bu kitabı okuma hevesim inanılmazdı. Kütüphane memuru tek şartla kitabı getirdi. Üye olmak.Üye olmak zordu. Öğrenci belgesi, müdüre çıkmak, imzalatmak, üye kartı… Hiç biri yıldıramadı.
Kitabı aldım ve gece kararana dek okudum. Unutulmaz bir maceraydı. Bambaşka bir aleme geçmiştim sanki o kitapla. Bir başka insanın yaşamına konuk olmuştum.
Yıllarca kitap bulmak, okumak fedakarlık karşılığı oldu. Uykudan, zamandan hatta parasız günlerimde yemekten … Ne hikmetse en bulunmaz en ilginç kitapları arama tutkum hep karşıma o kitapları çıkardı ama çoğu zaman yemek parama kadar her kuruşu vererek o kitaba sahip olabildim ![]()
Şimdi gülüyorum, ama zor seçimler zor kararlardı. Arkadaş grubumu da temelde okuyan, anlayan, sorgulayan kültüre değer veren insanlar oluşturdu. Bu gün baktığımda çok üzgünüm. Çevremdeki gençler yine de ilgililer şanslılar ancak toplum genelinde cehalet inanılmaz boyutlarda.
Hani bilgi içinde cehalet denir ya… Karşı değilim TV izlenmesine ve diğer etkinliklere. Ancak bir cümle kurduğunuzda imaları bile anlamayan bir toplum her an kabaran öfkelenen ve zihnini dinlendirmeyen hırçın bir yapıdır.
Oysa bir kitap dünyanın en ucuz tecrübesidir. Yazar size hayatını sunar. Sizi bin bir badireden koruyacak etki tepki süreçlerini görmenizi sağlar. Günümüzün çocuğu web kaynaklı bilgiyi doğru sanıyor. Oysa yazılı medyada rastladığımız özenli uzun süreli araştırma, çoğu zaman webde yok.
İkincisi bulduğu hakkında hayal gücünü çalıştıramıyor. Kitap tasvir eder. Siz o tasvire göre hayal edersiniz. Bir egzersizdir bu, kasları güçlendirmek gibi. Hayal etmeyi ve tasarlamayı, kurgulamayı modellemeyi, akılda tutulan insan karakterlerini gerçeğe dönüştürmeyi öğretir. Gündelik hayatı daha alıcı gözlerle görmenizi sağlar. Bir yazarın ayrıntıları betimleme gücünde neler görürürsünüz neler.
“Bir çoban der ya şaire “ne farkın var benden?” Der ki şair “Şu güzelim manzaraya bak ve sonra gözlerini sıkıca kapat. Ne görüyorsun?” “Hiçbir şey” der çoban.
Şair “Ben o manzarayı şimdi daha ışıltılı, daha görkemli bir halde görmeye devam ediyorum”
Elbette bu arayışım sonunda Maltepe Kitap Kulübü ile müthiş doydu. Bu tür bir özel oluşumu ilk kez görüyordum. Şimdiki DVD evlerine benziyor ama farklı. Kulübe üye olmak için bir kitap ve üyelik aidatı veriyordunuz. Daha sonra alacağınız kitapları ise şimdinin yarım lirası gibi küçük bir ücrete alıyor evinizde sakin sakin okuyor ve geri getiriyordunuz.
Ayrıca haftasonları bir yazar, şair, sanatçı davet ediliyor kültürel ortamda kafesinde sohbet ediliyordu. Ortamın asla bir siyasi, politik havaya bürünmesine izin vermediler. Yani Türkiye’de görülen pek çok hatayı yapmadılar. Bu kurum sayesinde çok insanla ve kitapla tanıştım. Sonra taşındılar. Sonra kapandılar. Uzun süredir Maltepe’de ikamet etmiyorum neler oldu bilmiyorum…
Şimdi bakıyorum ülkenin her bir yerinde kütüphaneler oluşturulmaya çalışılıyor. Ancak yetmeyecek iki çalışmayı aynı anda yürütmeliyiz. Elektronik kağıdın eli kulağında çıktığı takdirde artık kitap basılmayacak. Her insan bir e-kitap okutucu alacak ve içine kitap yüklenecek.
Bu söylediklerim uzak konular değil cep telefonlarının son 10 yılda aldığı gelişim ve yaygınlığı düşünürseniz gelecek 5-10 yılda tüm değişimlerin olacağını da farkedersiniz.
Ama aradaki 5- 10 yılda bu memleketin çocukları okutulmalı, bilgiye erişebilmeli ve bundan keyif almalı. Dünya devlerinin vatandaşları trenlerde, metrolarda, tatilde, işe gider gelirken bile okuyor. Durum Hollywood filmlerdeki gibi değil deli gibi çalışıyorlar. Cep telefonlarına bile bugün kitap yüklüyorlar. Ideefixe’nin cep telefonlarına e-kitap satışı bile var.
Kitap kulüpleri ile ilgili görüşlerinizi lütfen bu mesajın altındaki comment / yorum alanına yazınız ![]()
Bostonlu Anneler Kitap Kulübü Blog sayfası, muhteşem bir fikir!
http://kitapkulubu.blogspot.com/
Eğer bu yazıyı sevdiyseniz, yeni çıkanları kaçırmamak için Güneşin Tam İçinde'yi RSS'inize ekleyin. İnanılmaz ama halen ücretsiz!
Bu konular da ilginizi çekecektir
Yazar: Süleyman SÖNMEZ Bu yazı toplamda 1,019 kez, bugünse 1 kez okundu. Yazma Tarihi: 21 Şub, 2007 Kategori: Kitap, Sosyal Yardım
Sayfanın adresi: http://www.gunesintamicinde.com/kitap-kulupleri-acalim/trackback/
YASAL UYARI: Fotoğraf, tasarım ve yazıların tüm yasal hakları Süleyman SÖNMEZ'e aittir. Yazılı izin alınmadan basılı medyada ve Internet'te kullanımları Telif Hakları Yasası uyarınca 6 ay ile 2 yıl arası hapis cezası ve 45.000 YTL rayiç bedelle tazminat davası istemiyle karşılaşacaktır. Emsal davalar mevcuttur. İçerik Eczacıbaşı Tasdix zaman damgası ile korunmaktadır. Alıntı ne demektir? Telif hakkı nedir?
Bu makalede kullanılan
Etiketler (Tags) : Kitap, Sosyal Yardım
Sayfayı favorilere ekleyin















Mehmet Akif
15 Tem 2008
@ 10:10
Sabahtan beri sitenizde bir o konudan diğer konuya atlıyorum…Ama güzel yazıyorsunuz Allah aşkına yani…
Kitap kulubü güzel bir fikir aslında insanların yeni, kitap yeni yazarlar tanımasına vesile olması açısından…
Birde e-kitap olayı bir yandan güzel ağaçlar filan kesilmiyor daha duzenli istediğini yanında taşıyabilirsin…
Ama o kağıdın, baskının, kütüphanende ki duruşu vs. o hazzı verebileceğini sanmıyorum.
Süleyman Sönmez
15 Tem 2008
@ 10:54
Mehmet Akif, ne mutlu birşeyleri paylaşmak değil mi? Çocukluğumdan beri yazıyorum ve 10 yıldır Internette’de yazıyorum. Anlattıklarım insanların işine yarıyorsa bu büyük bir keyif.
Ben de e-kitabı heyecanla beklememe rağmen klasik kitaplardan oluşma gayet şık bir kütüphanem var
Kitaplar bundan binlerce yıl önce papirüslere elle yazılıp kıvrılan şeylerdi. Daha önce ise kil tabletlere çivi yazısı ile yazılıyordu.
Önemli olan kitabın formu değil. İçindeki bilgiyle ve deneyimi duyguyu bilgiyi sunan insanla kurulan temas diye düşünüyorum.
Görüşmek üzere.
Önder EREN
19 Tem 2008
@ 02:01
Merhaba
TakasMerkezi.com fikrini oluştururken faydalandığım 2 çıkış noktam vardı. Birincisi 15 sene önce hayal ettiğim ve tam da sizin anlattığınız kitap kulübüne denk bir “aidat ve 3 kitap bağışı” ile çalışan offline fikirdi. Diğeri de bizim c2c olarak ortaya koyduğumuzun yıllardır b2b olarak çalışanı olan barter iş modeliydi. Bu sektör için yazılım üretirken bu iki fikir zihnimde olgunlaştı ve bugün hayata geçirdiğimiz fikrin temel dayanaklarını oluşturdu.
Konu kitap olunca, iyi bir kitap okuyucusu olarak söylecek bir çok sözüm var. Malesef okuryazar bir millet değiliz. Okuryazarlık sadece yüzdelerle ifade edilebilecek kadar basit bir olgu da değil. Bir insana alfabeyi öğretmekle bitmiyor iş, kitap okumayı da sevdirmek gerekiyor. Klişelerle hareket eden ailelerin, öğretmenlerin zorlamaları, görsel bilginin rahat ve tembelleştirici etkisi malesef koca bir nesilde “kitap okumuyorum” cümlesini bile utanmadan, sıkılmadan kurdurabilecek bir noktaya getirmiştir bizi. Bunda suç herkeste aslında. Ulusal bir politikanın olmayışı, yayınevlerinin yeni mecraları kullanmaktaki isteksizliği ve beceriksizliği (nerede sesli kitaplar?), okumayan bir kitle dolayısı ile düşük baskılar, doğal olarak pahalı kitaplar, sunulanı kabul etmeyi, hazıra konmayı, zorluk çekmemeyi marifet sayan bir anlayışla yetişen gençler…
Kitap okumayanların en büyük bahanesi, kitabın pahalı oluşudur. Bunun önüne geçmek için kütüphanelerin daha çok hayatımızın içinde olması gerekirdi ama olmadı, oldurulmadı belki de. Geriye korsan kitaplar kaldı. Korsan kitap alanlar aslında namluyu kendilerine doğrultuyorlardı ama ya farketmediler ya da farketmek istemiyorlar. Geriye gönüllü organizasyonlar, sahaflar (artık eski tadları olmasa da) kalıyor sanırım. Bunlar da bence yeterli başarıyı sağlayamadılar. Kitap okuyanlara önemli bir görev düşüyor bence. Arşivleme denilen hastalıktan kurtulmak. Okuduğunuz kitap eğer sizin için “Bir gün bir kitap okudum hayatım değişti” boyutunda önemli değilse, onu tekrar tüketim döngüsüne sokun gitsin. Ya bir dostunuza verin ya bir okula verin ya da bir cafeye bırakın ilk sayfalarından birine de o kitapla ilgili düşüncelerinizi ve sonraki sahibine de okuduktan sonra aynısını yapması isteğinizi belirten bir notla belki…
Reklam yapmak değil hedefim ama takasmerkezi.com’ u açarken 3 ana konuda Türkiye’de bir geridönüşüm sağlayabilecek olmamız fikri beni çok heyecanlandırmıştı hala da heyecanlandırıyor. Kitap, film, muzik… Çünkü bunlar aslında tüketilen ve eğer arşivleme denilen mülkiyetçi virüs bulaşmamış ise rahatlıkla başkalarına geçişini sağlayabileceğimiz entellektüel sarftırlar. Okursunuz, alacağınızı alırsınız ve işiniz biter. Bilgi çağı, aynı şeyleri birden çok defa okumak, birden çok defa izlemek için artık bize zaman bırakmıyor. O zaman bunları yeni kitaplar elde etmek için neden kullanmayalım? Düz hesap 1 kitapla 10 kitap takaslamak olası çünkü o kitabın parası kadar bedelle.
Umarım projemizle, yazınızdaki hedefe katkı sağlarız. Teşekkürler.