Süleyman
SÖNMEZ 


EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu RSS'le siteye abone olun. Gelişmeleri kaçırmayın. Favorilere ekle  

S P O N S O R L A R

Kişiye Özel Hediye, Hayalinizdeki Çikolatalar Sevdiklerinize en güzel hediye, çektirdiğiniz fotoğraflarla ambalajlanmış nefis çikolatalar. Hayal Panosu'nun hediye çeşitlerini kaçırmayın.

Vize Türkiye Yurtdışına çıkarken hangi ülkeler vize istiyor? Formlar nasıl dolduruluyor? Ya vizeniz onaylanmazsa...
Vize Türkiye, vize başvurularınızı sizin yerinize konsoloslukta takip ediyor.




İsm-iCam
El işçiliği ve füzyon camın dayanıklılığı, eşsiz bir sanatla birleştiğinde İsm-i Cam'ın ürettiği cam bordürler, tabaklar, aydınlatma ürünleri ve aynalar evinizin en güzel eşyaları oluyor.


Reklam vermek için tıklayın.

Fotoğrafçılığın Sırları 1

Bir süredir dostlarım fotoğrafçılıkla ilgili makale yazmamı istiyorlardı. Ben bir otorite değilim. Ne Akademi’de hocayım, ne Ara Güler’im, ne de Adnan Ataç, Merih Akoğul, Erdal Yazıcı, Süha Derbent, Ali Balkı, Reha Bilir, Coşkun Aral, Ömer Yağlıdere, Maruf Şinik ve Timurtaş Onan. Ne de büyük bir sanatçıyım. E bana mı düştü o zaman yazmak? Hani Nasrettin Hoca damdan düşmüş. Herkes bağırmış “Hekim çağırın, adam düştü” “Durun! durun!” demiş Hoca Nasrettin. “Bırakın hekimi, bana damdan düşmüş birini çağırın” :) İşte damdan bayağı sağlam düşmüş birisi olarak sizlerle deneyimlerimi paylaşmak istiyorum. Sürç-ü lisan edersem affola!

ilkfotograf.jpg

Bu, bir insan tarafından çekilmiş ilk fotoğraftır. “Boulevard du Temple”. Fotoğrafçı: Louis Daguerre, Tarih: 1838 ya da 1839 başları Yer: Paris. fotoğrafçı 10 dakika pozlamak zorunda kalmış o ilk fotoğraf makinasıyla.


AMACINIZ NEDİR?
Evet bu çok önemli. Bir arkadaşım emekli olunca elindeki toplu paradan güzel bir makine almak istedi (Fotoğraf makinesi, fotoğraf makinesi demeyiz kısaca makine deriz :) Raconu böyle veya marka deriz. “Benim Nikon”, “Senin Canon” veya modelle konuşulur. “D80′i uzat abi” gibi :))

Tamam, arkadaşımın fotoğraf çekmeye çok hevesi vardı ama ne yapacağını anlamak için yarım saat kadar sohbet ettim. Doğayı çok seviyordu. Dünyayı çekecekti. Ama özellikle ilgi alanı geniş manzaralarla, çiçek ve küçük böceklerdi.

Önce klasik cepte taşınan bir model önereyim desem de, hem bütçesinin elvermesi, hem de talepleri karşıma iki değişmez bilgiyi getiriyordu.

* Küçük nesneleri çekmek için Makro objektif veya Makro özelliği güçlü bir objektif gerekir. Ama cepte taşınabilen ufak makineler şu an için çok tatmin edici sonuç veremiyor.
* Geniş alanları çekmek. Gözalabildiğine manzaraları. Evet, sizin de bildiğiniz gibi klasik fotoğraf makineleri çok geniş çekemez. Bu nedenle bir aile fotoğrafında bile “Sıkışalım biraz daha yanaşın sığmıyor” deriz. Bunu sağlamak için de geniş açı objektifler gerekir.

lens_sidebyside.jpg

Peki Objektif nedir?

Cep telefonlarında fotoğraf çekiyorsanız önünde bir cam vardır. Klasik kompakt makinelerde “vıjjt” diye bir ses çıkarıp dışarı uzayan öndeki cam kesim yine objektiftir. Profesyonel makinelere kaydıkça bu dışarı çıkan cam parça büyümeye başlar. Öyle ki uzağı çekmesi gereken spor ve doğa fotoğrafçıları neredeyse teleskop gibi objektifler kullanırlar.

Ev kullanıcılarının objektifi küçüktür. Şipşak çekimler için yeterli olan bir netliği sağlar. Ancak bir profesyonel makinenin en büyük avantajı bu objektiflerin takılıp çıkarılabilmesidir.
Ne demek bu? Bugün topluluk çekmeye gideceksem geniş açılı bir objektifi, makinenin “Body / badi okunur” denen gövdesine takarım. Ancak bir vapurda kıyıyı çekeceksem, elimdeki objektifin geniş çekmesi bana harika bir manzara vermesine karşın, sahildeki insanları tekneleri görmeme yetmez. O zaman vapurda sudan uzak sağlam bir yere oturur, objektif değiştiririm.

Sanki bambaşka bir fotoğraf makinesi elime almışım gibi bir anda müthiş uzakları görüp net çekebildiğim bir objektifle çalışmak büyük bir zevktir.

Kompakt dediğimiz amatör ve yarı profesyonel makineler objektif değiştiremediği için bunu taklit ederler. Özellikle “zoom (zuum okunur)” yaparken yani uzaktaki bir nesneyi görmek için yaklaşırken o minik makinenin ölecekmiş gibi çırpındığını, objektifinin sarsılıp uzadığını ve ekranda “sallamayın, sallamayın” anlamına gelen bir el çıktığını görürürüz.

Ne olmaktadır?

Teleskopta olduğu gibi arka arkaya yerleştirilen camlarla odaklanarak uzak netliği sağlanmaya çalışmaktadır. Ancak pratikte bu diyelim fiziksel olarak 3X ise sizin makine bunu 6X yapacağım diye içindeki programla hile yapmaktadır. (Enterpolasyon metotlar deniyor buna da. Geometrik bir yaklaşım ve alan ölçüm sistemidir. Neyse yüksek matematiğe girmeyelim :))

Odağı zaten zor tutturduğu gibi, bir de ışık algılaması zayıfladığından daha süratli çekememekte ve elinizi kıpırdatmadan pozu çekmenizi istemekte. Son zamanlarda titreşim önleyici sistemler hem amatör hem profesyonel makinelere ekleniyor ki çok önemli bir ayrıntı olduğunu söylemeliyim. Evet biraz objektif kavramı canlanmış olmalı.

Bebek Fotoğrafı Çekmek

Yine arkadaşlarımdan örnek vereyim. Bir kız bebeği olan arkadaşım hesaplı bir makine almak istiyordu. Amacı bazen kısa videolar da çekebileceği, çantada taşınabilen, minik güzel ana babayı deli eden o şekeri çekmekti. Ayrıca doktorlar flaşlı çekmenin, bebek gözleri gibi hassas gözler için iyi olmadığını söylemişti. Ne yapacaktı?

“Video çekeceğim” dediği an ve bütçe kısıtlı iken profesyonel makineler listeden çıkmıştı bile. Video çekimi dendiğinde hafıza kartı da işin içine giriyor. En az 2GB lık bir hafıza kartı ve minik bir 3 ayak almak gerekiyor. Böylece çekim sırasında hafıza bitti derdi olmuyor. Ve mini üçayağa bağlayıp otomatik çekimle sizde sahneye dahil olabiliyorsunuz. Elbette bir video kamera ile boy ölçüşecek netlikte çekimler beklemeyin. Ancak özellikle Internetten yollama vb. durumlar için bu seçenek daha iyi.

Bebeğin gözlerini korumak ve flash meselesine gelelim. Flaş amatör makinelerde zaten portre fotoğrafının güzelliğini bitiren bir etkendir. Aşırı ışık kırışıklıkları abartır. Burnu çirkinleştirir. Alnı parlatır. Keskin gölgeler oluşturur.

Flaş Yayıcı | Flash Diffuser

softscreen.jpg

Profesyonel fotoğrafçılar için “Flaş Difüzör” (İngilizcesi : Flash Diffuser) denen “Flaş Yayıcılar” vardır. Bunlar Flaşın önünde yarısaydam malzemelerdir. Işığı dağıtarak daha doğal hale getirir.

SOFTBOX

Ayrıca fotoğrafçılar stüdyo içinde softbox denilen büyük ve çift flaşları kullanırlar.

alzo2000_portrait_studio_3lights_200.jpg3light_with_photographer_200.jpg

Dış ortamda ise deneyimli fotoğrafçılar ikinci portatif bir flaş taşır, bunu tavana, bir yüzeye doğrultur ve üstten, yandan aydınlatma yaparlar. Sadece makinenin flaşını kullanmazlar. Kısacası flaş basit bir konu değildir. Profesyonellerin web forumlarını okuduğunuzda çektikleri modeli ve kullandıkları ışık sistemlerini nasıl yerleştirdiklerini o dramatik efekti nasıl oluşturduklarını ballandıra balandıra anlattıklarını görürüz. Bu çeşit ışık efektini Photoshop’la elde etmek itici, yapay ve fotoğrafçılığın doğasına uzaktır. Photoshopla yapılacaklar başka şeyler, biz bebeğe dönelim.

Şimdi madem flaş kullanamayacak, bebeğin bulunduğu yeri çocuğun gözlerini parlatmadan aydınlatmalı. En akıllıcası bir halojen lamba olabilir. Güçlü ışık tavandan yansıtılarak daha aydınlık bir ev elde edilir. Ya da benim kullandığım film çekimlerinde gördüğümüz parlak yansıtıcı alüminyuma benzeyen esnek yansıtıcı ekipman çok iş görür. Işık modele değil bir yana yansıtılır. Karşısına yansıtıcı konulur. Model bu yumuşak ışıkla gözeri kırpılmadan doğal halinde bulunurken çekilir.

“Peki neden ek ışık koyuyoruz? Benim salon parıl parıl” diyenlere bebek çekiminin hız istediğini ve amatör makinelerin çok ışığa ihtiyaç duyduğunu söylemeliyim. Bebekler hep kımıldar. Siz onu çekerken daha hızlı çekim modlarına ayarlarsınız fotoğraf makinanızı ve çekim hızı arttıkça birim zamanda gelen ışık azalır :)

Neyse bir başka arkadaşım tamamen stüdyoda çalışıyordu. Bu onu ışık konusunda bağımsız kılarken makine konusunda profesyonel ve pahalı modellere itiyordu. Çünkü profesyonel bir modeldeki objektifin netliği fotoğrafçının sanatının en önemli konusuydu.

Peki fotoğraf makinesinde netlik nasıl oluşur?

CMOS

nikon_d2x_d2xs_cmos_sensor_.jpg
Öncelikle Megapixel kavramına dönelim. Işık objektiften girip fotoğraf makinesinin içine ulaştığında ışığı algılayan bir yüzeye düşer. Bu eski makinelerde fotoğraf filmiydi. Şimdi ise ışık alıcı hücreler bulunuyor. Teknolojisi sürekli ilerleyen bu ışık algılayıcı tabaka çoğu makinede CMOS. Bu bir ızgara gibi minik minik kutular gibi düşünebilirsiniz. Bu algılayıcıda ne kadar çok hücre varsa ve algılayıcı yüzey ne denli büyük oluyorsa karşıdan gelen ışığın görüntünün büyük bölümü kaybolmadan aktarılabiliyor.

Ancak bu iş kusursuz değil. Hepimiz biliyoruz ki bir fotoğrafa yaklaştıkça yaklaşalım, noktalardan, renklerden kısaca pixellerden oluştuğunu göreceğiz. Demek ki bir fotoğrafı oluşturan bu noktaların sıklığı çokluğu detayın zenginliğini sağlıyor. Ancak 5MP’den sonraki her büyüklük ortalama bir insanın çok zor seçeceği uzmanlarınsa kadın modellerin saç tellerine bakıp detay incelemelerle saptadıkları bir ayrıntı haline geliyor.

Makineniz 10 MP’se ne işinize yarar? Poster şeklinde baskı alabilirsiniz ve görüntü bozulmaz. Uzaklardaki bir tabelayı çekip büyütüp okuyabilirsiniz. Böylece objektifinizin izin verdiğinden daha uzak yerleri çekmiş gibi olursunuz. Bir de şu kullanımı var eğer çok yüksek MP sağlayan bir makine varsa diyelim 30MP çekilen bir şehir manzarasından istediğiniz kesimi çıkarıp ayrı bir fotoğraf olarak büyütseniz de çok net olur.

Son olarak yakın zamanda GP (megapixelin bin katı) makinelerden bahsediliyor. Özellikle uyduların kullandığı aşırı detaylı alıcı hücreler uzaydan insanları bile çekebiliyor. Faydası ortada; tek fotoğraf çekilir, o gün o saatte sokakta hangi arabalar var, kim cama çıkmış vs. görünür. Yüksek kapasite bugünlerde şehirlerin terörle mücadelesinde baş aktörlerden birisi oluyor. Yüzlerce fotoğraf makinesi yerine tek bir fotoğraf çekip, o fotoğraf içinde yüz tanıma programlarıyla aranan kişiyi yakalamak daha kullanışlı bulunuyor.

Demek ki ortalama bir kişi bugün 7 MP lik bir makine alsa işine çok yarayacak. Elinde 5 Mp fotoğraf makinesi olan da mutlu çekim yapacak.

Ama şunu karıştırmayalım. “Benim fotoğraf makinem 10MP seninki de mi 10 MP?” demeyin bir profesyonele :) Çünkü profesyonel fotoğraf makinesi içindeki alıcı hücrenin büyüklüğü amatör makinedekinden hem boyut olarak hem kalite olarak fazladır. Aynı 10MP farklı değerlendirilir.

Netliği sağlayan ikinci şey kaliteli objektif. Objektif temiz olmalı ve çekmek istediğimiz nesneye göre ayarlanmalı. Açıklayalım. Uzağa doğru fotoğraf makinenizi doğrulttunuz. Bir ağacı çekeceksiniz. Aradan bir araba geçti. Makineniz otomatik olarak ona odaklandı ve araba net ağaç bulanık çıktı.

ALAN DERİNLİĞİ

alanderinligi.jpg
Kaynak: http://www.focusontheclouds.com/home/articles/117/aperture-demystified-if-only-just-slightly

Bu basit konu kalın kalın kitaplara ve bayağı uzun hesaplamalara yol açan Alan Derinliği kavramına giriştir. Kafanızı bulandırmayacağım. Kısaca anlatayım. Ben neden amatör makineyi bıraktım? Bir gün baktım ki, bir kalabalıkta istediğim öndeki kişileri net, arkadakileri bulanık yapamıyorum. Amatör makinede bu ayarı yapmak çok zor. 1 metreye odaklan diyorum ileri geri gidiyorum. Yok olmuyor. Sonunda çekip Photoshopla çevreyi bulanıklaştırıyorum kişiler öne çıkıyor ve güzel oluyor. Ama fotoğrafçılar bunu böyle yapmıyor dedim.

Profesyonel makinenin objektifinde iki ayar bulunur. İlki mesafeyi ayarlar. Bununla çevirerek objektifi istediğiniz metreye odaklarsınız. Otomatik netleştirmeyi seçtiyseniz, ikinci ayarlayıcı halka hemen dönüp netleştirir. Ama isterseniz, arka arkaya duran nesnelerden istediğinizi net, diğerini bulanık yapmak için bu ikinci ince ayarı hemen “manuel” olarak elle yaparsınız.
Fotoğraflara güzelliği katan ilk etmen budur. Ancak bu alan derinliği değildir. Alan derinliğinin bir alt maddesidir.

Daha sonra doğru f açıklığını ayarlamak gerekir. Üstteki fotoğrafta da gördüğünüz gibi f değeri 2.8 ve f değeri 32 farklı iki fotoğrafa yol açıyor.

Bir buğday tarlasının fotoğrafına bakarken öndeki başakların net, arkadakilerin giderek bulanıklaşması bize tarifi zor harika bir duygu verir. Fotoğrafçı bu etki için bu bahsettiğim ayarlarla çok uğraşır.

Ancak bir şehir çekecekseniz bir bina çekecekseniz alan derinliği oluşturmak çoğunlukla hoş kaçmaz. Bunun yerine her yeri net fotoğraf istenir. Bulanıklık istenmez.

Uzun bir yazı oluyor ama dikkat edin neredeyse hiç teknik kelime kullanmadan anlatmayı başarıyorum. Umarım keyifle takip ediyorsunuzdur.

camera.jpg

DİYAFRAM - APARTURE | PERDE HIZI - SHUTTER

Evet devam edelim. Bir de fotoğraf makinesinde en önemli konu bence gece çekimi ile az ışıkta çekim yapmak.
Amatör makineler objetiflerinin küçüklüğü nedeniyle ışık alma yetileri kısıtlı olduğundan gündüz harika iş çıkarırken gece tozlu kumlu bir görüntüyle çekim yaparlar. Neden böyle olur?

Geldik fotoğrafçılığın püf noktasına lütfen dikkatinizi toplayın. En önemli konu.
Bir sinemaya girdiniz. Işıklar kapanır. Önce her yer karanlıktır. Sonra aniden görmeye başlarsınız. O sırada ne olur? Gözbebeğiniz büyür ve daha çok ışık alır. Aniden telefonunuz çaldı ve hemen dışarı çıktınız ani ışıkla gözler kamaşır. Göz kendisini korumak için süratle büyümüş olan gözbebeğini küçültür. Daha az ışık alıp, görüntüyü düzeltir.

İşte aynı şekilde f ile gösterilen ayar bir objektifin bizim gözümüz gibi ne kadar açık olduğunu gösterir. Buna diyafram açıklığı ya da Aparture denir. Bir baykuş nasıl gece görebilirse, kaliteli objektifler de aynı baykuş gibi daha büyük gözbebeği açılımı yaparlar ve ışığı daha çok alırlar. Bu nedenle az ışıkta bile flaş patlatmadan toz oluşturmadan net çekim yaparlar.

Bir de bazı hayvanlar öyle hızlı görürler ki şimşek hızında görüntü yakalarlar. Mesela bir kurbağa sineği saniyede görüp diliyle yakalar. Onu bu pozda yakalamak isteyen fotoğrafçının saniyenin çok kısa aralığında çekim yapması gereklidir. Ama hiç bir insan saniyenin 1/250 aralığında çekim yapamaz. Bunun yerine makinenin shutter / perde hızı / açılıp kapanma / göz bebeğinin kırpılma hızını, 1/250 yapar, seri modda çekim yapar.

Atletizm, spor karşılaşmaları çekenler, F1 Ralli otomobillerini net çekmek isteyenler, hızla giden bir trenden manzara çekenler, bu şekilde çekim hızlarını arttırmalıdır.

Ayrıca deneyenler görür ki, bu hızda çekim yaparken dünya bir tuhaf olur. Şaşırtıcı heyecan verici bir deneyime dönüşür. Kuşların kanatlarını hiç görmediğiniz açılarda bükülmüş görürsünüz. Suları akarken donmuş buz gibi görürsünüz. Damlaları havada, televizyon çekerseniz aslında nasıl çalıştığını keşfedersiniz. Yıldırım çektiğinizde bambaşka bir dünya karşınıza çıkar. En ilginci süratle giden bir araçta hiç bakmadan seri çekim yapmaktır. Eve geldiğinizde neleri görmediğinize hayret edersiniz.

uzunpozlama.jpg


Photograph © Andrew Dunn, 23 June 2005.
Website: http://www.andrewdunnphoto.com/

Bir de çekim hızının aşırı yavaşlatıldığı durumlar vardır. Yani gözü kırpmadan sürekli aynı yere bakmak gibi. Özellikle, görmüşsünüzdür şehirde giden otomobillerin arkasından takip eden ışıklar, dönen lunapark atlıkarıncasının silueti, akan suların parıl parıl bir buza dönüşmesi. Dans eden çiftlerin siluet olması gibi.

Ama profesyoneller için uzun süreli pozlama demek, az ışık olduğu için bir üç ayak üzerinde yapılan çekim demektir. Mesela bir müzede flaşlı çekim yapamazsınız. Işık az olduğundan önce göz bebeğini açarsınız :) f değerini diyelim 3,5 , 4 gibi yaparsınız. Ama baktınız halen ortam karanlık, pozlama süresini uzatırsınız. Diyelim 1 saniyeye kadar.

Geceleyin de Boğaz Köprüsü çekerken flaş patlatmazsınız. Köprüyü aydınlatacak flaş sanırım olsa olsa bir tanker büyüklüğünde olur :) Bu nedenle 3 ayak üzerine sabitlenen fotoğraf makinesi ile o az ışıkta uzun süre pozlama yapılınca o minik ışıklar büyür netleşir.

ISO AYARLARI

iso-100-3200.jpg

Kaynak: http://digital-photography-school.com/blog/how-to-choose-the-right-iso-for-your-digital-photography/

Bazen uzun süre pozlamak zordur. Mesela müzeler üç ayak izni vermeyebiliyor. Bir gece kokteylinde hem flaş patlamasın, hem çekim olsun, hem de net olsun dendiğinde makinenizin son ayarları bile yetmeyebilir.

O noktada sihirli bir kurtarıcı beyaz atlı prens.. hayır karıştırdık, Gümüş Süvari gelir. Silver adlı atıyla :)

O kahramanın adı ISO’dur. Eskiden karanlık çekimler için ışığa daha duyarlı filmler kullanılırdı. Şimdilerdeyse ISO değerini yükseltmek, normalde elde edemeyeceğiniz aydınlığa ulaşmanızı sağlıyor. İyi bir aydınlatmada 100 ve aşağısı olması istenen ISO, karanlık yerlerde 400, 800 hatta 1600 olarak bile kullanılabilir.

“ISO’nun bu kadar iyiliği var da, neden herkes ışıkla, flaşla uğraşıyor. Yükseltelim ISO’yu her ortamda çekim yapalım” diyenlere cevap verelim. ISO tıpkı daha çok parlasın diye yüksek voltaj verilen ızgaraya benziyor tamam ışık artıyor ama cızırtı da artıyor. Yani fotoğraflarda renkli benekler profesyonellerin grain, noise, gürültü, toz, kum gibi terimlerle anlattığı bozukluk oluşuyor.

FİLTRELER

300px-lensfilter-001.jpg
Son olarak profesyonel fotoğraf makinenizin önüne filtre takabilirsiniz. Taktığınız filtreye göre atmosferin rengini değiştirebilir, karlı havalarda düzgün renk ayarlayabilir, fluoerasanlı odalarda mavileşen renkleri düzeltebilir, infrared fotoğraf çekebilir ya da suyun içindeki balıkları arabaların içindeki insanları yansıma olmadan çekebilirsiniz.

ÖZET ve TAVSİYELER

Evet bu anlattıklarımdan yola çıkarak şu makineyi alın diyemeyeceğimi anlamışsınızdır. (Hangi fotoğraf makinesini alayım hocam siz yine de bana bir marka verin diyenlere :)

Ama kısaca toparlayalım. Fotoğrafçılığa amatör bir makine ile başlayın. Eğer 5000 poz çekerseniz ve hala çekme arzusu taşıyorsanız profesyonel makine alın. Bu işe profesyonel makineyle başlamak sizi ayrıntı da boğarken, kadrajı ayarlamak, kompozisyon ve fotoğrafın konusuyla ruhsal bir bağ, gördüğünü anlatabilme yeteneğinizi zedeler.

Çoğu uzman arkadaşım bu duygusal başarıyı elde etmek için çok uğraşıyorlar. Amatör bir makine çantada taşınır. İki yıl çantamda taşıdım ve sayısız fotoğraf çektim. Bunun çok faydasını gördüm.

Eğer zaten fotoğraf çektiyseniz ve profesyonel bir model düşünüyorsanız karşınıza Nikon, Canon, Sony, Olympus, Pentax şeklinde giden bir fotoğraf makinesi skalası çıkar. Son araştırmalara göre pazarda en büyük payı Nikon ve Canon almaktadır ve inanılmaz bir şekilde yıllardır kullanıcıları ötekinden daha iyi olduğuna kesin gözüyle baktıkları makineyle çekim yapmakta ve hatta yeni model çıkınca yine aynı markanın ileri modelini almaktadır. :)

Size bir tek şey söyleyeyim mi? Halen Ara Güler’in siyah beyaz makinesiyle başardığı o muhteşem fotoğrafları çekmeyi başaramadık. Çünkü kişinin deneyimi ve sahneyi görme kurgulama gücü tüm teknik detaylardan önemlidir.

Dolayısıyla kime sorsanız kendi kullandığı modeli önerecektir. Ben Nikon D80 kullanıyorum ama Canon da kullanırım ya da o an ne varsa. Buna takıntı yapmam. Önemli olan rahat etmenizdir. Elinizin alışmasıdır.

Özellikle bayanlar için hafif makineler çok önemlidir. Objektiflerin bazıları çok ağırlar. Hele yanınızda bir çanta ile gezmeniz neredeyse mecburi, farklı objektifler, temizleme bezleri, hafıza kartları ve filtreler gibi.

Yarı profesyonel makineler düşünülebilir mi? Eğer ucuzsa evet. Yarı profesyonel makineler genelde objektifi değişmemesine rağmen, neredeyse profesyonel gibi ince ayarları olan ve objektifleri büyük güzel makinelerdir. Başlangıç için tercih edilebilirler.

dsct70p.jpg dscw90b.jpg
Amatör makinelerde Slim (süper ince) modelleri bayanlar çok seviyor. Bu incecik ve megapixeli yüksek makineler gece çantalarına bile sığıyor. (Dikkat bu firmaların düşüncesi pembe üretmişler makineleri :) Demek istediğim bayanlar da erkekler de SLR denilen profesyonel makineleri kullanabilir ve kullanıyor da. Ancak bayanların hafif SLR modelleri almaları boyun ve bel ağrıları oluşmadan baştan planlanmaları için çok önemli)

Bu yazı olaya giriş niteliğinde, devamında anlatılması gereken Beyaz Dengesi (White Balance) farklı ortamlarda kullanılması önerilen f değerleri, ters ışık, siyah beyaz çekim, ekipman, bir kaç Photoshop numarası, fotoğrafçılık siteleri, ürün fotoğrafçılığı vs. var.

Kimse benden önce yazmasın :) Yani binlerce fotoğraf makalesinden bahsediyorum. :)

Yorumlarınızı bekliyorum arkadaşlar.

200px-camera_obscura_box.jpg

Kaynakça:

Wikipedia




BU YAZIYLA İLİNTİLİ YAZILAR


Etiketler (Tags) :
, , , , , , , , , , , , , ,

MAKALE İSTATİSTİKLERİ

   

Yazar: Süleyman SÖNMEZ     Bu yazı toplamda 1,461 kez, bugünse 21 kez okundu.


Yazma Tarihi: 14 Feb, 2008 Kategori: Fotoğraf

Konuyu sevdiniz mi? sevdiniz mi?     Sayfayi favorilerinize eklemek için tiklayin. Sayfayı favorilere ekleyin     Yazıcı dostu sayfa   EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Sayfanın adresi: http://www.gunesintamicinde.com/fotografciligin-sirlari-1/trackback/

Alıntı ne demektir? Telif hakkı nedir?    



Google
 


“Fotoğrafçılığın Sırları 1   ” makalesi için 28 yorum var.



  1. Hüseyin
    14 Feb 2008
    @ 10:07

    Yine çok güzel bir yazı olmuş, teşekkürler..


  2. Süleyman Sönmez
    14 Feb 2008
    @ 10:48

    Hüseyin ben teşekkür ederim gelip okuduğunuz için.


  3. devletşah
    14 Feb 2008
    @ 14:39

    Ellerinize sağlık. Çok nefis bir yazı olmuş.


  4. Süleyman Sönmez
    14 Feb 2008
    @ 17:23

    Devletşah “ellerine sağlık sözü” benden çok size yakışıyor :)

    Onca güzel yemek tarifini yapan ve bir de alan derinliği harika ayarlı yemek fotoğrafları çeken siz olduğunuza göre!

    Şaka bir yana desteğiniz için teşekkür ederim. Çoğu bildiğiniz şeyler ama bir de eğlenceli yönünden dinlemek istersiniz dedim :)

    Not: “Tetik Parmak” rahatsızlığınız sizi bu aralar rahatsız ettiği halde gelip, okuyup, yorum yazdığınız için gerçekten çok naziksiniz. Teşekkür ederim.


  5. ışıl ışıl
    14 Feb 2008
    @ 17:34

    Bundan önceki fotoğrafçılık konusuyla ilintili yazılarınızı, “makine” edindikten sonra tekrarlamak üzere, çok da dikkatimi vermeyerek okumuştum. Ancak böyle bir diziye başlamanız beni çok çok sevindirdi. Bir kaç nedeni var bunun:
    1. Fotoğraf çekmeyi denemek istiyorum.
    2. Burasını hangi konuda olursa olsun benim kaynak sitem olarak saptamış bulunuyordum. Tescil edilmiş oldu.
    3. Konuları, sadece aşina olanlara yönelik değil, hiç ilgisi olmayanları da çekecek hatta tutacak biçimde ele alıyorsunuz.
    4. Anlatımınız tek kelime ile harika. (Sakın öğretmenlikti falan demeyin. Yeteneğiniz her öğretmende olsa keşke.)

    Teşekkür ederim, bu kadar emek verdiğiniz, vereceğiniz için.


  6. FACTOR2
    14 Feb 2008
    @ 21:11

    Çok güzel bir yazı olmuş. Benim gibi amatör fotoğrafçılığa başlayacak arkadaşlar için yararlı olacaktır. Teşekkür ederim.


  7. Süleyman Sönmez
    14 Feb 2008
    @ 21:39

    ışıl ışıl, beni mahcup ediyorsunuz. Övgülerinizi haketmeye çalışıyorum, sağ olun.

    FACTOR2, yapılan işin bir başka insanın işini kolaylaştırması fikri güç veren emeği mutluluğa çeviren bir şey. Teşekkür ederim


  8. Ömer Enis
    15 Feb 2008
    @ 01:24

    Abi seni seviyorum biliyorsun değil mi? :)


  9. Süleyman Sönmez
    15 Feb 2008
    @ 01:32

    Ömer sevgimiz karşılıklı da, iyi ki 1,5 saat önce yorum yazmadın :) Tarih açısından tuhaf karşılanabilirdi :) :)

    Arkadaşlara da izah edeyim. Ömer’le yıllardır fotoğraf üzerine konuşuruz, yazışırız. Toplantılarda bir bahsi mutlaka geçer. Ona da sözüm vardı bir yazı dizisi hazırlayacağıma dair.

    Bundan sonraki yazılarda pratik öneriler ve ayarlar vermeyi hedefliyorum. Böylece deneyebileceğiniz, pek çok deneysel çalışma olacak.


  10. Uğur SAMSA
    15 Feb 2008
    @ 22:53

    Hocam yorum yazmıştım öğlen vakitlerinde ama sorun oluşmuş galiba.

    Tekrar yazayım ellerinize sağlık. Çok güzel bir yazı dizisinin başlangıcı oldu bu yazı.

    Hocam siz makine tavsiye etmiyorsunuz ama şöyle sorayım ben :) En fazla 1000 Ytl paranız olsaydı hangi makineyi alırdınız? Verdiğiniz cevapta yazan makineyi gidip alabilirim. Ona göre söylerseniz sevinirim. 18-55 mm lens ile birlikte Nikon D40′ı tercih eder miydiniz?

    D40x ile arasında hatırı sayılır derecede fiyat farkı var. Aralarındaki en önemli fark 6Mp yerine 10Mp olması ise sorun değil gibi. Yazınızda belirtmişsiniz zaten. Poster bastırmak ya da sergi açmak için çekmeyeceğim fotoğrafları (en azından şimdilik :) ).


  11. Uğur SAMSA
    15 Feb 2008
    @ 23:04

    Hocam bir soru daha soracağım.

    Makinelerin spotu oluyormuş. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Nasıl oluyor bu ürünler?


  12. Süleyman Sönmez
    16 Feb 2008
    @ 00:17

    Uğur, sabahtan beri stres içinde bekliyorum. Son yedeği bir hafta önce almıştım. Site sunucusunda meydana gelen arızada birşeyler gitti mi diye kaygılandım.

    Ancak sevenlerimizin duası sanırım geri geldik.

    Sorularına şöyle cevap vereyim. Piyasadaki makinelerin sürekli yeni modeli çıkıyor. Ben önermek sorumluluğuna girmeyi bu nedenle istemiyorum.

    Peki ben nasıl satın alıyorum? Mutlaka o makineyle fotoğraf çekip farklı şartlarda gece gündüz ve insan nesne çekerek belli kriterleri arıyorum.

    Sonra Internette inceleme sitelerine giriyorum. Sonra forumlara girip o modelle ilgili şikayetleri arıyorum.

    Bundan sonra fiyat arıyorum. Yurtdışından alınan makinelerin %40 daha ucuz alınması mümkün, özellikle işin içine aksesuarlar ve objektifler de girince. Elbette sipariş edip Amerika’dan getirilen ürünler çok ucuz oluyor. Ancak işin gümrük meselesi var. Bir arkadaşınızın alıp getirmesi de bir seçenek. Ancak kendisi fotoğrafçı olmalı. Makinede CMOS arızası olmadığını, üretim hatası olmadığını tüm parçaların siparişle aynı olduğunu tespit edebilmeli. Hata varsa orada halletmeli. Bu ayrıca ülkemize bu şekilde girip satılan veya mağaza sahibinin nakit sıkıntısı ile çektiği spot makineler için de geçerli.

    Ben şimdiye kadar yurtdışından getirdim. Çoğunlukla ben aldığımda ya o ürün Türkiye’de yoktu ya da iki katı paraya satılıyordu. Bunu anlamakta güçlük çekiyorum. Tüm dünyada gümrük vergisi var, tüm dünyada mağazalar var. Neden benim ülkemde araba olsun, bir elektronik eşya olsun neredeyse iki katına satılıyor?

    Neyse dediğim gibi bu şekilde Amerika garantili ürünlerde arıza çıksa ve geri gönderip servise yollasanız bile daha ucuza geliyor.

    Ama bunlarla uğraşmak çok zor. Türkiye’de bir diğer gariplik tüm dünyada geçerli olan uluslararası garantilerin ne işse, Türkiye teknik servislerinde geçmemesi. Defalarca bu uyarıyı yaptılar. Bizim sattığımızı almazsanız garanti vermeyiz :)

    “İyi, vermeyin” dedim. “Bozulursa yenisini alırım sizin satış fiyatınıza gelir” :)))

    Ama açıkçası bu işe yeni başlayan biri olsam buna cesaret edemezdim. Akıllıca olmazdı. Türlü sorunla başa çıkmak için teknik destek şart.

    Gelelim Nikon D40X’a ben elimde 1000 YTL varsa ve bu işe ilk kez başlıyorsam ve hevesliysem paramın yettiği en yüksek DSLR makineyi alırdım. DSLR olması önemli olurdu. Niyet ciddiyse sizi uzun süre götürür. Objektifleri değişir. Ayrıca öğrendiğiniz fotoğrafçılık tekniklerini aynen deneyebilirsiniz.

    Ancak hangi modeli kullanırsanız kullanın 4-5 sene sonra bazı açılardan eski kalmaya başlar. Dolayısıyla gidip en yeni modeli almaya, katlarca yüksek para vermeye gerek yok. O makineyi nasıl kullanacağınızı anlayacağınız süre minimum bir kaç ay. O birkaç ay içinde makine fiyatı ciddi anlamda düşebilr.

    18-55 mm herkese lazım bir lens ama tek başına işe yaramaz. Neden mi 50mm insan gözünün dünyayı gördüğü açı ve derinlik duygusunu mesafeyi verir. Aşağı doğru indikçe geniş açı objektife yaklaşırsınız.

    Bütçesi az olan DSLR kullanıcılar tek lens alacak paraları varsa 18 - 70 mm alırlarsa daha rahat ederler. Böylece daha uzağa zoom yapabilirsiniz. En önemlisi portre çalışırken 50mm ile aldığınız etkiden çok daha iyisini 70 mm de alırsınız.

    Amerika’da satılan paketlerde çoğunlukla iki objektif birlikte satılır. 18-70mm ve 70-200 veya 70-300 mm.
    Ya da 18-55mm ve 55-200 mm gibi

    Böylece iki objektif birbirini tamamlar. Kişi 70-300 ile uzağı çekerken 18-70 ile daha yakını ve geniş alanları, toplulukları çeker.

    Eğer minik nesneleri çekecekseniz de makro objektif alırsınız.

    Objektiflerde bu 18-70 mm gibi değişken mm yerine sadece 55mm lens taşıyanlar da vardır. Amaç nedir? Netlik. Tek bir odağı olan objektif daha az hareketli parça ve daha az cam katmanına sahip olduğundan çekilen fotoğraf daha net olur. Bu nedenle büyük işlerle uğraşan fotoğrafçılar lensle oynamaz, boyunlarına iki makine takar birine bir objektif diğerine ötekini ve mesafe ayarlamak için kendileri ileri geri giderler.

    Bu yorum konu kadar uzadı. Sonraki makalede anlatacaklarıma giriyor.

    En son olarak eğer maddi durumun yeterse D40 yerine D40X almalı mısın? Belki de D40 serisini almamalısınız :)

    Uzmanların görüşlerini ben linkler halinde vereyim. Yine siz karar verin olur mu :)

    http://www.fotokritik.com/forum/55642
    http://www.fotograf.net/fnForum/viewtopic.php?t=1363

    2 ürünün teknik karşılaştırması:http://www.nikon.com.tr/compareproductitems.php?c%5B%5D=1003-c4b54c7933&c%5B%5D=976-3f08245016

    Teknik inceleme
    http://www.uruninceleme.com/incelemedetay.aspx?Id=108
    http://www.letsgodigital.org/tr/camera/review/137/page_3.html

    Son not:
    Ürün inceleme sitesinden den D40 serisinin negatif tarafını alıntı yapıyorum:

    D40X’in ‘olumsuz özelliği’ olarak nitelendirilebilecek fonksiyonu (D40 için de aynı şey geçerliydi) objektifi. Ürünün hafif ve uygun fiyata sahip olması için belli özelliklerden vazgeçilmiş. Bunlardan biri de normalde gövde üzerinde bulunan netlik motoru. Dijital SLR fotoğraf makinelerinde mikro ölçülerde netlik motoru bulunuyor. Gövdeye bağlanan objektifle bağlantı kuran bu motor netliği yapmaya yardımcı oluyor. D40X’te ise bu motor bulunmuyor. Bu da üzerinde motor olan objektiflerle kullanmanız gerekeceği anlamına geliyor. Yakın zamanda üretilen AF-S ve AF-I serisi objektiflerin bu özelliği var. Ancak daha eski model ve serilerde bu motor bulunmadığından bazı fonksiyonları elle kumanda etmek zorunda kalıyorsunuz. İşin gerçeği amatör kullanıcı için bu çok da sorun değil. Her ne kadar bu eksiklik seçenek sayısını azaltıyor olsa da giriş/orta seviye kullanıcısının ihtiyaç duyabileceği objektiflerin birçoğunu AF-S ve AF-I serisinde bulması mümkün.


  13. Barış Çiçek
    16 Feb 2008
    @ 14:12

    Derli toplu, sıkmayan, akıcı ve ders niteliğinde bir yazı olmuş. Dizinin devamında ünlü fotoğrafçıların kullandıkları makinalar ve tarzları hakkında da bilgiler verebilirsiniz.. Örnek olarak ben Nuri Bilge Ceylan’ın hangi makineyi kullandığını neyi nasıl yapıp böyle mükemmel neticeler elde ettiğini öğrenmek isterim. Bu hem diğer fotoğrafçıları yakından tanımamıza hemde fotoğraf ile ilgili genel kültürümüzün artmasına vesile olacaktır. Ayrıca yazıyı öyle beğendim ki birkaç google reklamı tıklamadan geçmeyeceğim :)


  14. Uğur SAMSA
    16 Feb 2008
    @ 22:29

    Süleyman hocam ben de Fotoğrafçılığın Sırları 1 sayfasını açmaya çalışıp durdum :) Baktım zoque.com da açılmıyor yenilemeyi bıraktım :)

    Yurt dışından makine getirmem imkansız diyerek makineyi yurt dışından getirme olayını kendi açımdan kapatıyorum.

    Benim cebimde şu an 5 kuruş yok ama fotoğrafçılığa adım atmak istiyorum. Ve inanıyorumki bu bir geçici heves değil. O yüzden hazır 1000 YTL vermişken 300 YTL daha ekler daha iyisini alırım gibi bir durumum yok. Ayrıca başka teknolojik aletler üzerindeki deneyimlerimden biliyorumki 100 YTL daha vereyim bir üst modeli olsunun sonu yok. D40x alayım desem bu sefer sizin de elinizde bulunan D80 modeli göz kırpacak biliyorum :D Takiste bölerek ve iflas etmeden alacağım bir makine olarak D40′ı görüyorum ya da o fiyattaki herhangi bir makineyi. İlerleyen zamanlarda makineyi zaten değiştirim. Şu an öğrenci olduğum için ancak bu kadarına yetişebiliyorum.

    Aslında son yorumunuzu Fotoğrafçılığın Sırları 2 şeklinde yazı olarak da yayımlayabilirdiniz :) Yorumun sonlarına doğru her şey iyi gidiyordu. Ta ki şu cümleye kadar: “En son olarak eğer maddi durumun yeterse D40 yerine D40X almalı mısın? Belki de D40 serisini almamalısınız”. Hocam kafamı karıştırdınız :)

    Verdiğiniz linklere henüz bakmadım ama bu yorumu sonlandırmak istiyorum :) Son notunuzdaki negatif özellik ise her iki modelde de olduğu için kafamı karıştırmıyor :) Ama bu ayarın elle yapılması durumunda fotoğrafçı çektiği fotoğraftan daha çok haz almaz mı?


  15. Süleyman Sönmez
    16 Feb 2008
    @ 23:20

    Barış Çiçek,

    Nuri Bilge Ceylan’da umarım okuyordur bu yazıyı ve benimle bir röportajı kabul eder! Harika olurdu :) Ama ünlü fotoğrafçıları şahsen tanımıyorum. İşleriyle tanıyorum. Uzak filminden beri sanatsal tarzı, panoramik çekimleri ve Anadolu insanını bir tuhaf çekişiyle :) ilginç buluyorum.

    Ancak emin olun o fotoğraflarda güçlü bir bilgisayar düzeltmesi var. Bunu kesin olarak söyleyebilirim. Özellikle portre çalışmalarını bir dönem saatlerce inceledim. Yani işin sırrı fotoğraf makinesi değil. Fotoğrafın pozlanmasından tutun çekim sonrası işlemlere ve verilmek istenen duyguya gidiyor.

    Uğur
    yine mi sen :) Hehe yorum yazmana bağımlı olmak üzereyim. Bak sonra vazgeçersen yorum yazmaktan, ciddi bir boşluk hissedebilirim :)

    D40 serisindeki otomatik odaklama motor eksikliği bence ölümcül bir eksiklik. Tamam objektiflerle sorun bir şekilde çözülüyor ama bu hoş değil. Neden mi? Ben aldığım objetifleri yeni çıkan bir Nikon alsam büyük ihtimalle kullanabilirim. Sattığımda da bir çok alıcı çıkar. Ama özelleşmiş bir lens başa beladır.

    Özet olarak DSLR denen profesyonel makinelerde objektifle makinenin bağımsız değişebilmesi zaten işin en önemli kısmıdır. Bir objektifiniz bozulsa yenisini alsanız bundan makineniz hiç etkilenmez. Tersi olarak makineniz değişirse objektif etkilenmez.

    Ama D40 serisi bu kuralı bozuyor. Genel seri ile uyumsuz bir body (gövde) otomatik netleme motoru eksikliği önemli bir konu.

    Otomatik netleme önemli mi?
    Kesinlikle! Başka türlü ben ne uçan martıları, ne de hızlı nesneleri bu kadar iyi yakalayamazdım. (Not: Yanlış anlaşılmasın D40 makinede değil ama kendine ait objektiflerde bu özellik var. )


  16. Uğur SAMSA
    16 Feb 2008
    @ 23:54

    Barış Çiçek, yukarıdaki satırları da yazan ünlü bir fotoğrafçı zaten :) En azından benim gözümde öyle.

    Süleyman Sönmez, yorum yazmaktan vazgeçmem merak etmeyin. İdolümsünüz :) Hem daha makine alacağım. Siz beni o zaman görün :D

    Hocam bu durumda ben ne yapayım siz söyleyin. Aslında D40 alabilirim ve daha sonrasında lense yatırım yapmam. Param olduğunda da daha iyi bir makine alırım. D40 görünüş olarak çok hoşuma gitti. Vazgeçmek istemiyorum sanırım. Ama çok mantıklı olmadığından siz de bahsetmişsiniz. D80 çok güzel, güzel olduğu kadar da pahalı :) Bu yıl Böte 4. sınıftayım. Ancak seneye alabilirim o makineyi. O kadar bekleyebilir miyim? - Bekleyemem :D


  17. Mehmet Akif
    19 Feb 2008
    @ 01:30

    Güzel bir yazı olmus. Siz bu gidişte “Fotoğraf makinesi nasıl alınır” adlı bir yazı yayınlarsanız güzel olur .


  18. Uğur SAMSA
    19 Feb 2008
    @ 13:46

    Hocam nerelerdesiniz, merak etmeye başladım :)


  19. Süleyman Sönmez
    19 Feb 2008
    @ 14:54

    Mehmet Akif, teşekkür ederim. Çok naziksiniz. Evet devamında daha bir çok öneri bulacaksınız.

    Uğur, siteyi okuyanlar sadece fotoğraftan hoşlananlar değil. 25 kategoride yazı yazıyorum. Herbirinden sırasıyla birer tane yazarak dengelemeye çalışıyorum.

    Ayrıca fotoğraf konusunda iyice hazırlanmadan yazının devamını eklemeyeceğim. Kişiler çok ciddi paralar vererek makine ve ekipman alıyorlar. Fotoğrafçılıkta kimse herşeyi biliyorum diyemiyor. Seçilen fotoğraf objesine göre çok farklı teknik ve uygulamalar var.

    Yani çalışıyorum :)


  20. Uğur SAMSA
    19 Feb 2008
    @ 20:02

    Yerden göğe kadar haklısınız Süleyman hocam. Özellikler ödenecek çok ciddi paralar konusunda. Umarım diğer yazınızdan sonra kendi bütçeme göre alacak bir makine bulabilirim. Kolay gelsin.


  21. Uğur SAMSA
    29 Feb 2008
    @ 11:22

    Süleyman hocam Canon Eos 350D aldım. Daha önceden teknosa’ya sormuştum. 900 Ytl idi. Dün gidip aldım. 1 Gb CF (Compact Flash) aldım. Henüz çanta alamadım :S Artık onu da ilerleyen günlerde araştırıp almayı düşünüyorum. Case Logic’in uyumlu çantaları vardı. Bir de Canon’un orijinal çantalarına bakayım dedim.

    Dün gece çektiğim fotoğraflarda gerçek fotoğraf çekmenin hazzına ulaştım. Umarım bu heyecanı hiç kaybetmem.


  22. Süleyman Sönmez
    29 Feb 2008
    @ 11:27

    Oh be :) Sonunda muradına erdiğini görmek ne güzel :)

    Hayırlı uğurlu olsun.

    Lenslerin nasıl?

    Merak eden arkadaşlar Canon Eos 350D incelemesi için bu sayfalara bakabilirler.
    Türkçe:
    http://www.letsgodigital.org/tr/camera/review/35/page_3.html

    İngilizce:
    http://www.dpreview.com/reviews/canoneos350d/


  23. Uğur SAMSA
    01 Mar 2008
    @ 00:12

    Kit olarak aldım şimdilik. 18-55mm yani. Gerçekten çok mutluyum. Daha önce fotoğraf çekmemiş gibi hissediyorum kendimi :)


  24. Uğur SAMSA
    04 Mar 2008
    @ 00:23

    Sadece vizörden bakarak fotoğraf çekebiliyormuşum. Bir gün boyunca aralıklarla resim çekerken ekrandan görüntü almaya çalıştım. Sonunda kitapçıktan okudum öyle bir şey olmadığını. İyi oldu bu aslında. Ekrandan bakarak fotoğraf çekince zevki çıkmıyor.


  25. insanatomystic
    08 Mar 2008
    @ 19:50

    Üstadım saygılar…

    Bir doğa fotoğrafçısı olarak ben gayet hoşnut kaldım.

    Ancak en yukardaki fotoğraf (çekilmiş ilk fotoğraf) yanlıştır.
    ilk fotoğraf değildir..

    Ayrıca bu fotoğraf 10 dakika pozlanmamış. Hatta 3-4 sn. pozlanmış diycem ama yanılma payımla birlikte en fazla 1 dk. pozlanmış olduğunu söyleyebilirim…

    Saygılar sevgiler…


  26. Süleyman Sönmez
    08 Mar 2008
    @ 23:03

    insanatomystic, birisi sorsa da açıklasam diyordum sormanız iyi oldu. :)

    Cümleye dikkat “Bu, bir insan tarafından çekilmiş ilk fotoğraftır. ”

    Kimse “Ne demek insan tarafından?” demedi. Anlamı şu; bu ilk çekilen fotoğraf değildir. İlk çekilen fotoğraf kendi halinde pozlamaya bırakılan bir camera obscuradır. Bu fotoğraf ise bildiğimiz anlamda fotoğrafçı tarafından çekilmiş bir fotoğraftır. Kaynak: http://en.wikipedia.org/wiki/Image:Boulevard_du_Temple.jpg

    Bakın İngilizce açıklama ne diyor?

    English: This is “Boulevard du Temple”, the first ever photograph of a person. The photo was taken by Louis Daguerre in late 1838 or early 1839 in Paris. It is of a busy street, but because exposure time was over ten minutes, the city traffic was moving too much to appear. The exception is a man in the bottom left corner, who stood still getting his boots polished long enough to show.

    Gördüğünüz gibi Türkçe çevirim doğrudur.

    İlk çekilen fotoğraflar şu adrestedir.
    http://en.wikipedia.org/wiki/History_of_photography

    O zamanki makinelerle şimdikileri kıyaslamak hatalı bir yoruma sürükler bizi. Bana da sorsanız 2-3 sn pozlanmış derdim.

    Ama o zamanlar film yoktu. Işığa duyarlı kimyasallarda görüntü oluşması için çok daha fazla süre pozlama yapmak gerekiyordu. Dikkat edin eski portre fotoğraflarında uzun süre kıpırdamadan duran insanlar görürsünüz.

    Bakın ilk kez çekilen fotoğraflardan birisi
    http://en.wikipedia.org/wiki/Image:View_from_the_Window_at_Le_Gras%2C_Joseph_Nic%C3%A9phore_Ni%C3%A9pce.jpg

    İngilizce açıklamaya göre tam 8 saat evet 8 saat pozlanmış :)

    Altta orijinal açıklama :

    English: View from the Window at Le Gras, the first successful permanent photograph created by Nicéphore Niépce in 1826, Saint-Loup-de-Varennes. Captured on 20 × 25 cm oil-treated bitumen. Due to the 8-hour exposure, the buildings are illuminated by the sun from both right and left.

    Soruları sorduğunuz ve bir konuyu daha açıklamama yardım ettiğiniz için teşekkür ederim. :)


  27. Mesut
    05 May 2008
    @ 20:19

    Merhaba, ben yeni yeni fotoğrafçılığa merak salmaya başladım. Fakat bütçem SLR makina almak için yeterli değil. Acaba Canon A570 IS şuan benim için yeterli olur mu ?

  28. [...] sizler için bir fotoğrafçılığa giriş makalesi yazmıştım. Eğer okumadıysanız buraya tıklayarak okuyabilirsiniz. Şimdi ise amatör fotoğrafçılar için yine güzel bir [...]



* Gravatar kullanan tüm sitelerde yorumunuzun yanında sembolünüzün olması için www.gravatar.com'a resim yüklemelisiniz.


YORUM YAZMADAN ÖNCE:


Türkçe yazanlar için hatırlatmalar;

* Cümle büyük harfle başlar, nokta ile biter.
* Noktadan sonra boşluk bırakılır, yeni cümle başlar.
* "gelcem, gitcem, gidiyom" denmez "geleceğim, gideceğim, gidiyorum" denir.
* "Herkez" denmez "herkes" denir.
* "Yaaaa" çok laubali bir sözdür.
* "bU şEkiLDE" yazmak sadece okuyanı yorar.
* "Yanlız" değil "Yalnız" denir.
* "ğ" harfi "g" şeklinde yazılamaz.
* "Dahi" anlamındaki "de" ayrı yazılır. Yani "Bende, sende" denmez, "Ben de, sen de" denir.
* "Geldimi?" yazılmaz "Geldi mi?" yazılır. Soru takıları ayrı yazılır. "OKmi?" değil, "Tamam mı?" denir.
* "ahmet, belgin, duru" denmez. "Ahmet, Belgin, Duru" denir. Özel isimlerin, illerin, ülkelerin ilk harfleri büyük yazılır.
* "ki" eki, bağlaç olarak kullanılıyorsa ayrı, iyelik eki olarak kullanıyorsa birleşik yazılır.
* "v" yerine "w" yazılmaz...
...
Yani Türkçe, Türkçe yazılır. MSN Türkçesiyle değil.

* Yurtdışından yazan, Türkçe klavyesi olmadığından ğ, ş, ü, ç, ö, ı harflerini yazamayanlar için:

Lütfen buraya tıklayın, yazınızı yazın ve "Türkçeleştirdikten" sonra, seçip yandaki kutuya yapıştırın. Teşekkürler.

TÜRKÇE YAZ KAMPANYASI

* Web siteniz varsa lütfen "TÜRKÇE YAZ" kampanyasına katılın. Sitenizi onur listemize ekleyelim. Detaylı bilgi için tıklayınız.

* Eğer konuyla ilgili değil, güzel Türkçe kullanımı için yorum yazmak istiyorsanız, lütfen Türkçe Yaz Kampanyası'nın sayfasına buyrun.

SİZİN FİKRİNİZ NE? YORUM YAZIN


Lütfen bu makaleyi eleştirin. Aradıklarınızı buldunuz mu?
Sizin için yeterli mi? Neler eklense daha iyi olurdu?
Eğer beğendiyseniz hangi unsurlar çok iyiydi? İç kalite sistemimizin gelişmesi için yorumlarınıza ihtiyacımız var.







YAZI ARŞİVİ : Bu sitede tümü orijinal, özenle hazırlanıp araştırılan, yüzlerce yazı ve görsel var. Dilerseniz ana sayfamıza bir göz atın ya da konu listemizden seçin. İyi okumalar.