O günü hiçbirimiz unutmadık. Sabahın ilk ışıkları her günkü gibi İstanbul’un mesafeli sokaklarına ve insanlarının üstüne düşüyordu. Korna sesleri, trafik, milyonlarca insanın bir yerden bir yere gitme telaşı. Vapurdaydım, martıları izliyordum sonra ansızın vapur sola döndü ve Haydarpaşa tüm güzelliği ile belirdi. “Muhteşem…” diye düşündüm. Birden tüm insanların kafası bana döndü. İrkilmiş gibiydiler. Sonra bir kadın dalgınlıkla “Evet cidden muhteşem.” diye düşündü ve hepimiz işittik!

Fotoğraf: Scootie | Creative Commons lisansı ile kullanılmıştır.
Saat 9.15 olduğunda işyerimde müthiş bir telaş göze çarpıyordu. Yol boyunca oluşan karmaşayı anlatmam mümkün değil. Ne olduğunu bilmiyordum. Hemen Interneti açtım. Friendfeed kaynıyordu. Millet deliye dönmüştü. Twitter aynı şekilde. Hızla arkadaşlarımın sitelerine girdim. Vay canına, millet çoktan bloglamaya başlamıştı. Kimisi eşinin yalanlarını artık kesin olarak anladığını söylüyordu. Herkesin ortak görüşü kendimizi çırılçıplak hissediyorduk. Gizlemek istediğimiz herşey inatla aklımıza geliyordu.
Bakanlar Kurulu birbirine girmişti. Putin’in özel uçağıyla Ortaasya steplerinde gizli bir bölgeye uçuşa çıktığını duydum. Amerika’da da Amerikan Başkanı, Air Force One uçağıyla süresiz şekilde havalanmıştı. Bir çok lider topluluklardan uzağa hızla hareket ediyordu. Liderlerin düşüncelerinin olduğu haliyle işitilmesiyle, dünyanın dengesinin iyice bozulması muhtemeldi. Beyaz Saray personeli yine süresiz şekilde gözaltındaydı. Tahmin ediyorum Obama’yı sabah sabah tüm düşünceleriyle duymuşlardı. CNN sürekli spekülasyon üretiyor başkanın aslında Müslüman olmadığının kesinleştiğini iddia ediyordu. Oysa spiker haberi okurken oğlunun velayetini nasıl alacağını düşünüyordu.
Vatikan ziyaretçilere kapatılmıştı ve güçlü bir skandalın koptuğu anlaşılıyordu. “Tanrım! Neler oluyor böyle” dilimizden en çok dökülen cümle olmuştu. Bilgisayarı kapattım.
Yan ofiste çalışan genç içeri geldi. Gözleri yaşlıydı panik içindeydi. Abisi bir arkadaşını bıçaklamıştı. Tüylerim diken diken oldu. Sevgilisiyle beraber olduklarını işitmişti. Ağlıyordu. Adamın durumu ağırdı ve hastaneler deli yuvası gibiydi. Teselli etmeye çalıştım ama düşüncelerim bana bile yavan geliyordu.
Birden canlı yayın akışı kesildi. Televizyondan gelen sesler gittiğinde dışardan gelen İstanbul sesleri her zamankinden boğucu bir hızla kulaklarıma doldu. Sonra onun sesini ilk kez duyduk.
“Evet artık sadece gerçek kaldı geriye. Binlerce yıldır yalanla ve kendi kabuklarınız içindeki benliklerinizle yaşadınız hayatınızı… Artık bu zamanın sonuna geldik.”
Televizyonda konuşan orta yaşlı adam, yolda görseniz ikinci kez bakmayacağınız sıradan bir yüze sahipti. Konuşmaya devam etti. “Beynin elektromanyetik alanının kuvvetlendirilebileceğini bir kaçınız mutlaka duymuştur. Bu sabah dünya genelinde tüm uydu iletişim yayınlarına sızarak bunu yaptık. Serebral Korteksinizi bir alıcıya dönüştüren güçlü bir yayın yaptık. Üstelik TV izlemeniz bile gerekmiyor, bir cep telefonu herhangi bir uydu alıcısı bile yeterli. Evet, Kendi düşüncelerinizi işitir gibi tüm insanları işitebiliyorsunuz. Ne oldu? Bundan memnun değil misiniz? Siz dürüstlüğü isteyen, erdemli insanlar değil miydiniz” Çok çirkin bir kahkaha attı. Yüzümü buruşturdum. 2. sınıf bir bilimkurgu filmi izliyor gibi hissettim kendimi.
Ekrana doğru yaklaştı. Yüzü katılaşmıştı. “Oyunun kuralları değişti. Artık buna göre oynayacağız. Bundan sonrasını adım adım göreceksiniz. Unutmadan… Bir kaç saat içinde ikinci bir etki de başlayacak, birbirinize verdiğiniz acıyı da paylaşacaksınız. Bence kendinizi kontrol etmenizde yarar var…”
Sonra adam TV’den kayboldu. Sabah kadın programlarından birisinde, birbirine girmiş stüdyo görüntüsü geri geldi. Aniden, genç dostumun acısının kalbime daha çok battığını ürpererek hissettim.
Tarihte yazının bulunduğu günden sonraki, en önemli gün böylece başladı!
Yazar: Süleyman Sönmez
Bu yazıda anlatılan olayların gerçek kişi, kuruluş ve olaylarla ilgisi yoktur. Bilimkurgu yazını olarak yazılan bu eserin tüm hakları yazara aittir. İzinsiz kopyalanamaz ve sanatsal çalışmalarda kullanılamaz.






















Teşekkürler hocam. Geçen yazıda da belirttiğim gibi, inşallah gerçek olmaz.
Bilimkurgu yazılarınızın devamını bekliyorum. Bir dahaki sefere daha az korkunç olsun hikaye.
Düşündüren ve gülümseten ne kadar hoş bir öykü olmuş.
vay …
çok güzeldi (:
NanoTürkiye kardeş ısmarlama öykü yok, ne geliyorsa sunuyoruz.
İyi ki okuyorsunuz sağ olun.

Işıl Işıl desteğiniz süper cidden
Sunipeyk hocam gibi bilimkurgu kurdu bir adamdan Vay duymak ne demek biliyor musunuz? Nebula bilimkurgu ödülü gibi
Oky vay üstadım seni ne çok olmuş görmeyeli. Çok sevindim yorum yazmana.
Soluksuz okudum desem yeridir teşekkürler..
FF’de görmüştüm fakat RSS okuma zamanıma bırakmıştım. Devamını bekliyoruz
Bu hikayeyi okuyunca aklıma Asimov’un Vakıf serisi geldi. Oradaki Gaia halkı ve 2. vakıf ama onlar senelerdir akıl okuyor ve bunlar bir anda oluyor. Alışmış kudurmuştan betermiş derler ya hani..
Merhaba,
Bir gün telepatik iletişim belki de gerçek olacak. İnsanlar zihinleri ile iletişim kurabilecekler diye düşünüp, şimdiden belki de alışmalıyız, içimiz ne ise dışımızın da öyle olmasına. Çok beğendim. Kaleminize sağlık.
Diğer bilim kurgu yazılarınızı okumaya gidiyorum
İnan abi gözlerimi kırpmadan okudum… O nasıl bir şey öyle ya
Bunu sevenlere bunu da tavsiye ederim
http://www.gunesintamicinde.com/ve-bacteriopro-van-golunu-biyoyakita-cevirdi/
Zihninize, elinize sağlık, çok güzel bir hikaye olmuş. Hikaye bir taraflarından da Jose Saramago’nun Körlük kitabında anlattığı hikayeye benzemiş
Jose Saramago: Körlük
http://www.ideefixe.com/Kitap/tanim.asp?sid=R3OS5B9UC88RTH4WXH3E
2. bölüm falan var mı süper olmuş valla