Uykunun döllendirdiği / Geceler / Salkım salkım sarkmış / Göğün dolgun bulutlarına / Gizlenmiş bir tutam ay
Bugün balıkçıya gittim / Bostancı’da / hamsi istemişti eşim, / güzel bir hava vardı. / Sonra balıklar temizlenirken / martıları seyretmeye başladım.
Bir sabah kalktığında, sırtında ufak bir el duyarsın, Sıcaktır ama can can atar teni, Gözlerini açtığında ışıktandır dağlar…
Günlerin hesabı tutulmadan önce / Henüz bir damlası bile düşmeden yerküreye / Pırıl pırıl aydınlık ve karanlık / Gökler üstümüzde kat ve kat
Dillerin dili açıldı gözüme / bedenimde söylenen şarkıyı işittim / Damla ve damla salgılanan / hormonların şarkısını / ve şarkıya dokunmuş o tatlı sesini / “Salgıla, salgıla…”
Sibel Can’ı kasedi CD’si elime geçerse dinlerim, özellikle aramam. Ancak arabada dinlemek için eşim “Özledin mi?” kasedini alınca uzun yolda, sıra bu şarkıya geldiğinde nutkum…
SEN DE, BEN DE SEVGİDE VAR OLDUK. Ciğerleri ateş saran günlerde, gezgin adımları duyulur nefeslerin tende, ve billur bebekler parlar yaşlı gözlerde, Ayışığı yudum yudum…
XX ve XY, iki çiftten / Oluşur insanların dünyası. / Böylece annemi taşırım, X’imde hatta babamın X’ini de / Böylece kızımı taşırım X’imde.
Tüm evrenin kesiştiği yerde / Gül. / Katmanlarca açılır ya evren / Stephen King’in “Kara Kulesi”nde / Sırların Sırrı Gül. /
Canlar okyanusundaki damla, / Sanma ki iraden var, sanma ki iraden yok / Sanma ki bensin, sanma ki ben değilsin / Aklın tekil yönlü, / Aklın küçük.