İstanbul’un tarihi adaları eski ismiyle Prens adaları hızlı bir sayışla dokuz tanedir derler. Oysa daha önceki yazmalar Vordonisi adında 10. bir adayı da işaret eder.

Bin yıl önceki İstanbul depremi ile battığı düşünülen Vordonisi adası, Dragos, Küçükyalı açıklarında bulunur. Dalgıçların önceden de bildiği bu yer, bir ara - 2004 yılı sanırım - Star TV tarafından haber yapılır. Efsaneleşmiş sözlü tarihe göre eskiden üzerinde bulunan manastır ve rahipleriyle batmıştır. Bu manastır su altı çekimlerinde görünür ama dev binanın su üstüne çıkarılması bugün için imkansız denebilir. (Keşke o eski dalış kayıtlarını birileri bulup Youtube sitesine yollasa hepimiz izlesek. Ya da yenisi çekilse)
Bostancı’dan Büyükada’ya giderken görülen ikinci fener Vordonisi’nin tepelerinin birinin üzerinde bulunur. Sular çekildiğinde yüzeye yaklaşan tepeler büyük gemiler için tercih edilmeyen bir yol oluşturur.
Bizanslılar için “Küçük Ada”, Osmanlılar zamanında ise “Batık Manastır Kayalıkları” denilen yer aslında Vordonisi’dir.
Bu adalar tam on taneymis onceleri. Kimisi buyuk, kimisi kucuk. Kimisi tatli su kuyulari olan yesillik ve çamlik; kimisi kayalik, kurak ve susuz. En buyugune “Megale” dermis Rumlar, yani Büyükada, sonra Heybeli, Burgaz (Panoromis yada Antigonos), Kınalı(Proti), Sedef, Tavşan, Kaşik, Sivri (Oxya), Yassı(Plate) ve de onuncusu Vordonosi.
Kaynak: Cem Özmeral http://www.gazozkapagi.net/istanbulkapaklari/istanbulunalti12.html
Adayı bulmak için usta dalgıçlar Yılmaz Akyunus, İnkılap Obruk, Halit Kakınç ve Yalçın Haraçoğlu birlikte dalarlar. Adanın bulunuşundan sonra hem Kadıköy Belediyesi hem Kültür Bakanlığı batık adanın kültürel mirasına sahip çıkıyorlar. İstanbul Üniversitesi Jeoloji Bölümü öğretim üyesi Profesör Doktor Şener Üşümezsoy’da adayı incelemek üzere dalış yapıyor. Adayı iyice yosunlardan temizleyip dalış turizmine açmak fikirlerden birisi.
İşin diğer bir ilginç yanı var. Zamanında bu adanın dinsel yönetimi ve karadaki dinsel yönetim çatışma halindeler. Böylece karşı karşıya iki manastır kuruyorlar. Küçükyalı Karayolları’nda E5-ten minübüs caddesine inerken görülen Satiros / Brias Sarayı, ben Kadir Has Lisesi’nde öğrenciyken mıknatıs gibi çekerdi beni. Sonraları oraya giren arkadaşlarım ve çevre esnafı uzun dehlizler boyunca su altından adalara kadar giden yer altı geçitleri olduğunu defalarca iddia ettiler. Ancak cesaret edip onlarla gitmedim. Çünkü böyle dehlizlere oksijen tüpü olmadan girmenin intihar demek olabileceğini biliyordum.
Sonraları arkeolojik ekipler üzerinde çalıştı. Bir dönem terkedildi. O sırada tinercilerin evi oldu. Daha sonra bu gecit olduğu düşünülen dehlizleri hazine arayıcılarının boş sevdalarından korunmak üzere duvarla örtüldüğünü gördük.
Yıllarca bu işin sırrını aradım. Oldukça yetkili kişiler daha önceki mimariyi anlattılar ama Vordonosi ile ilgili okuduklarım içimdeki bir gizemi aydınlattı. ![]()
Size bir alıntı ile konuyu açıklayalım.
Küçükyalı’da kazı çalışmaları dört yıldır devam eden Satyros Manastırı, Vordonisi manastırının ikizi çıktı.
Olayı, en baştan anlatalım. Alassandra Ricci, İtalya’nın Salerno Üniversitesi Ortaçağ Latin Araştırmaları Bölümü öğretim üyelerinden. Bu bilim kadını da, kafayı Küçükyalı’daki bir manastır harabelerine takmış. Gerekli izinler alınmış ve arkeolojik çalışmalar bundan dört yıl önce başlamış.
İstanbul’un Anadolu yakasındaki bu en önemli tarihi kalıntı, bizim bulduğumuz Vordonisi Adası’nın tam karşısına denk geliyor. Yürütülen kazılar, bu Manastır’ın aslında bir zamanlar deniz kıyısında bir yapı olduğunu, inşa edildiği 9. Yüzyıl’dan bu yana meydana gelen alüvyon dolumları nedeni ile kıyıdan uzaklaştığını gösteriyor.
Bu manastırla batık Vordonisi adasındaki manastır arasındaki bağlantının öyküsü harika:
Patriklerin mücadelesi manastırlara yansıyor
Küçükyalı’da bulunan Satyros Manastırı’nı Patrik İgnazsius inşa ettiriyor. Patrik İgnazsius da kim?
Bizans’ın o günlerinde yaşanan ikonaklast çekişmeleri malum. Yani şu kiliselerin içine ikonaların konulup konulmamasına ilişkin fikir ayrılığı. İşte tam o dönemde, yani 9. Yüzyıl’ın sonlarında Patrik İgnazsius ile Vordonisi Adası’ndaki sürgün yıllarında ölüp bu adaya gömüldüğü bilinen Patrik Fotius, son derece sert bir mücadele içindeler.
Bu öylesine bir mücadele ki, aynen günümüzün siyaset çekişmelerine benziyor. İki din adamı arasındaki bu mücadele boyunca, bazen biri patrik oluyor ve başa geçer geçmez diğerinin itibarını kazımak için elinden gelen gayreti esirgemiyor. Ve bilindiği kadarı ile bu iki isim, yani Fotios da İgnazsius da ikişer defa iktidarı ele geçirip patrikhanenin en üst makamına oturuyor.
İşin ilginç tarafı, bu rekabet, manastırların inşasına da yansıyor. Patrik Fotius, Vordonisi Adası’nın üzerine bir manastır diker de, Patrik İgnazius bundan geri kalır mı!.. Misilleme olarak Patrik İgnazsius da bugünün Küçükyalı mevkiinde, Vordonisi’dekine tıpatıp benzer benzer bir manastır yaptırıyor.
”Küçükyalı’dakine bakın Vordonisi’dekini görün!”
Burada, sözü Ricci’ye bırakalım: ”Şu anda, kazı çalışmalarını sürdürdüğümüz bu son derece sağlam, büyük ve önemli manastırın benzeri, batan Vordonisi”de de vardı. Nitekim, Star gazetesinde gördüğüm ve Dosyalar programında izlediğim görüntüler, bulunan manastır kalıntılarının aynı teknikle inşa edildiklerini ortaya koyuyor. Zaten şu anda Küçükyalı’da üzerinde çalıştığımız tarihi manastır da çok güçlü. Nitekim, üzerinden bin yıla yakın bir zaman geçmiş olmasına rağmen Vordonisi’deki manastırın da varlığını koruması, bu durumu kanıtlıyor.
Bu nedenle, Küçükyalı’daki Patrik İgnazsius’un yaptırmış olduğu manastıra bakıldığında, Vordonisi’de batmış manastırın azameti de anlaşılabilir. Su altında başlatılan taslak çalışmalarında da çok geniş alanlar, çok sayıda bina görülüyor. Çünkü bir manastır, tek binadan oluşmaz. Arada mutlaka geniş alanlar ve birden çok bina vardır.
Vordonisi’nin bulunması, Küçükyalı’daki SATYROS manastırının da önemini artırmış bulunmaktadır. Bu buluş, her açıdan bilim dünyasına ve antik kültürlerin araştırılmasına büyük bir katkıdır.”
Kaynak:Sn. ALİ GÜNEYGÜL http://arkeolojidunyasi.sitemynet.com/ avgg@mynet.com
Kaynakça:
http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2004/12/02/563297.asp
http://arkeolojidunyasi.sitemynet.com/
http://www.gazozkapagi.net/istanbulkapaklari/istanbulunalti12.html
http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=68088
http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=10128
http://dunyagazetesi.com.tr/news_display.asp?upsale_id=201460&dept_id=302
http://www.kadikoyde.com/nostalji/detay.asp?id=40



















ONALTIKIRKALTI
07 Aug 2007
@ 11:43
Böyle bir yazıya hiç yorum yapılmamasına şaşırmadım desem yalan olur…
Bu kadar mı ilgisiziz, bu kadar mı önemsemiyoruz?
Tamam, toplum olarak ekonomik zorunluluklar peşinde koşmaktan kültürel konularla ilgilenemiyoruz, bunu kabul edebilirim ama sadece bu işle ilgili olması gereken insanlar nerede?
Üniversitede arkeoloji, tarih okuyanlar, öğretim görevlileri, Turizm Bakanlığı vs. niye bu işe bu kadar ilgisiz kalmışlar?
Kıyıdaki manastırın çevresini açarım, tamamen yeniden restore edip yer altından batık adaya kadar uzanan tüneller (varsa da yoksa da) inşa ederim. Batık adanın etrafını da temizleyip, bu işe uygun hale getirip cam tüplerle gezilebilecek kısa bir tur güzergâhı oluştururum.
Buyrun size dünyaca ünlü olabilecek yepyeni bir turistik ve kültürel alan (ayrıca döviz olarak para basan bir kaynak)…
Japonya’dan tutun da Amerika’ya kadar ne kadar turist varsa herkes bu “Batık manastırın gizemi”ni görmeye koşa koşa gelmezse ne olayım…
Evet böyle söyleyince bu tip projeler hayal ötesi olarak algılanabilir ama bizler hayal kuracağız ki bu hayallerin ne derecede gerçekle örtüşebileceğini yetkililer ve bu işten anlayanlar oturup düşünsünler.
Şu olur, bu olmaz diye işin hayal kısmını gerçeklere doğru çeksinler ama bir şekilde hayaller gerçek olsun…
Her şeyden önce düşünüp taşınıp hayal kurmasını en iyisini en güzelini hiç değilse aklımızda tasarlamasını öğrenmeliyiz, sonra bunların ne kadarı gerçekleşebilir onu bilimsel olarak tartışmalı, araştırmalıyız.
Ve en önemlisi, giriştiğimiz bir işi takip edip sonuna kadar bırakmadan projelerimizi tamamlamayı öğrenmeliyiz.
Ülkemizde onbinlerce turistik yer olmasına rağmen bu eksikliklerimiz ne yazık ki devam ediyor… Bu konudaki pazarlama ve tanıtım etkinliğimiz neredeyse sıfır. Önce Arkeolojik turizm pazarlaması nedir onu öğrenmeliyiz…
Arkeolojik kalıntıların ve turistik alanların bir ülkeye döviz kazandırarak ekonomiye faydası bulunacağını bilmeyen yoktur. Bu tip konuların ülkemizin tanıtımında oynayacağı rolü ve kültürel katkısını (kazandıracağı itibarı) düşünmemek mümkün değil.
Elimizdeki “Altın dolu çuval”ın kıymetini ne zaman anlayacağız?
Sinan Taga
12 Dec 2007
@ 00:45
Yat yarışları sırasında o kayalıkların yanından defalarca geçtim. Ama hiç böyle bir tarihi olduğunu bilmiyordum. Dahası çok kişinin de haberi bile olmadığını sanıyorum.
Gerçekten Istanbul’un her yanında bir tarih var. Bunları değerlendirmek lazım.
Gerçekten çok güzel bir yazı olmuş tebrik ederim.