Doçent Dr. olduğundan beri ilk kez beni laboratuvarına çağırmıştı Alev. Çalışmasının karıncalar üzerine olduğunu biliyordum. Ancak bilişim dünyasında devrim yapacak bir buluş olduğu konusunda ısrar edince kalkıp kendi gözlerimle görmek için büyük bir istek duydum.

Fotoğraf: jurvetson | Creative Commons lisansı ile kullanılmıştır.
“Ne içersin?” dediğinde laboratuvarının girişindeki odada oturmuş, düşüncelere dalmış bir halde onu süzüyordum. Çok yorgun görünüyordu. Gecelerce uyumamış gibi duran gözaltlarının çöküşünü gizlemek için süratli bir makyaj yapmıştı. Sanırım ben geleceğim için. Onu azarlayacağımı “sağlık önce sağlık” diyeceğimi biliyordu. Sesi çok heyecanlıydı. Kahvemi uzatan elindeki titreşimde gerginliğini görebiliyordum neredeyse.
“Haydi!” dedi “Hemen görmelisin.” Kahvemden bir yudum aldım. Nikon’umu çantadan çıkarıp boynuma astım. İlginç bir haber olacaktı. “Lütfen Flash kullanma fotoğraf çekerken” dedi. “Bu önemli.” “Tamam” dedim.
Alev doğuştan sarışın olmasına karşın ısrarla kızıl saçlarla gezen tuhaf bir kızdı. Lisedeyken de böyleydi. Tuhaf, sıradışı, çoğu zaman yalnız. Biyolojiyi de farklı canlılarla temasa geçmeyi sevdiği için seçtiğini hep söylerdi. Geçen zaman içinde evlenmemişti. Bir iki arkadaşı olmuştu ama o kadar.
Çok geniş bir salona girdik. “Bu ilki” dedi. Büyük, 6 metre genişliğinde 8 metre uzunluğunda ve yaklaşık 1 metre yüksekliğinde bir pleksiglass kutu içinde milyonlarca karınca süratle bir o yana, bir bu yana gidiyordu. Bir anda ürperdim. Aradaki pleksiglasa rağmen bu karınca ordusu gözüme korkunç görünüyordu. Çok fazlaydılar. Anlamış gibi “Korkma” dedi “Oradan çıkamazlar, sadece dikkatlice bak”
Fakat karıncaların bir ağ gibi gidiş gelişi, birşeyleri bir yerden bir yere taşımalarındaki ahenk dondurmuştu beni. Sonra birden Boğaz Köprüsü’nü gördüm. Sonra Çamlıca’yı ve sonra Taksim’i hatta Kız Kulesi’ni.
Bu karıncalar… “Aman Allahım!” deyiverdim. Bir İstanbul maketi üstünde yürüyorlardı. Alev, kahkahalarla gülüyordu. “Trafik sorununu çözdük. Duydun mu, İstanbul trafik sorununu çözdük diyorum! Görüyor musun? Şuraya ve şuraya bak.” Göztepe kavşağından yola çıkan karıncalar alternatif bir yol bulmuşlardı.
İstanbul’un ana caddelerinde yüzbinlerce karınca yürüyordu. Sayıları trafikteki araçlar kadar var mıydı bilmiyorum ama çoktular ve trafik hiçbir şekilde sıkışmıyordu. Şu anda olmayan ek geçişler bulmuşlardı ve farklı bir trafik ritmi kullanıyorlardı.
“Bunu belediye başkanı gördü mü? veya trafik birimleri?” diye sordum. Alev muzipçe gülümsedi. “Hayır, ama artık hangi trafik ışıklarının kaldırılması gerektiğini, nerelere kavşak yapılması gerektiğini, nerelerin tek yönlü trafiğe açılması gerektiğini ve nerelerde yer altından yolu aktarmamız gerektiğini biliyoruz.”
“Yeraltından mı?” dedim. “Hı hı” diyerek başını salladı. “Bir kaç noktada yeraltından geçiş sağlanırsa, trafik müthiş rahatlıyor. Üstelik katlanılmaz maliyetler de değil.”
Sonra elimden tutup odanın kapısına çekiştirdi “Ancak seni çağırdığım asıl proje bu değil. Bu bizim karıncaların organizasyon ve iletişim sistemlerini çözdüğümüz çalışmaydı. Aralarında nasıl iletişim kurduklarını bu projeyle çözdük. Artık onlarla konuşabiliyoruz.”
Sanırım ayağımı sürümüş olmalıyım ” Dur dur dur!” diye çığlığı bastım. “Sen karıncalarla mı konuşuyorsun?” Derinleşmiş gözlerini, sakinleştirmek ister gibi üzerimde gezdirdi. “Ben değil, özel bir bilgisayar belli bir feromen koku sentezleyiciyle ve ses frekansı üzerinden”
Söyledikleri kafamı altüst etmişti. Böylece ikinci laboratuvara geçtik. 1 metreye 1 metrelik alan içinde yüzlerce karınca kıpırdıyordu yine. “İzle” dedi. Yandaki bilgisayarın ekranına bir geometri sorusu çizdi dijital kalemle. Bir diküçgenin hipotenüsünü hesaplama üzerine. Dik kenara 3, alt kenara 4 yazdı ve hipotenüsün olduğu yere soru işareti yazdı. Sonra “sorgula” düğmesine bastı.
Birden bir kapak açıldı. Belli belirsiz gördüğüm minik bir gaz bulutu karıncalara püskürtüldü. Alev “Şu anda söylediğim özel bir koku biliyorsun feromen salındı. Sesli bir emir de veriliyor ama biz işitemiyoruz, çok düşük frekanslı” dedi. Karıncalar birbirlerine antenleriyle dokunmaya ve hızlı hızlı hareket etmeye başladılar. Sonunda elli tanesi gözlerimin önünde akıl almayacak birşey yaptılar. Sorunun cevabı olan 5 rakamını oluşturacak şekilde ardarda dizildiler.
Duyduğum korkuyu anlatamam. Konuşmama izin vermedi. Elini kaldırdı ve “Fermat’nın son teoremini hatırlıyor musun?” diye sordu. Evet hatırlıyordum. Yüzlerce yıldır matematikçilerin aradığı ispat. Bu hipotenüsün bulunuşunda kullanılan a2 + b2 = c2 denkleminin kare yerine küp ve dördüncü kuvvete ve ileriye gidince hep doğru olup olmayacağını soruyordu. Matematikçiler sonsuz üsse kadar bunun doğruluğunu ispatlayamıyorlardı. Yüzyıllarca çözülememiş bir matematik sorusunu Andrew Wiles çözmüştü.
Böylece formülü yazdı. xn + yn = zn ve soru işareti…
Yine bir feromen salgılandı ve yine karıncalar antenlerini birbirlerine çarptırarak birşeyi anlatır gibi bir araya geldiler. Topaklanan küme dakikalarca kaynadı yuvarlandı. Sonra ürpertici sahne tekrarlandı. Formülü ince kırılgan bedenleri ile çizmeye başladılar.
“İşte Fermat’ın teoreminin ispatı, üstelik Wiles’ın çözümünden daha pratik olduğunu söylüyor matematikçilerimiz. Bu arada bilgisayar uzmanı olarak farketmişsindir. Bir karınca bir pixel” dedi kahkaha atarak.
“Karıncapixel diyoruz buna, şu an ki çözünürlüğümüz sadece 720ye 800 karıncapixel, HD kalitesinde değil ama iş görüyor.” delice gülüyordu.
Sözleri çok uzaktan geliyordu. “Bu olanaksız” dedim. Ancak karıncalar yavaş yavaş çevreye dağılmalarına rağmen halen bir çoğu yerlerinden ayrılmamıştı ve gördüklerimin doğruluğunu ispatlıyordu. Nikon fotoğraf makinemle hemen poz poz çektim.
“Matematiğin dışında cevap bulabiliyorlar mı?” diye sordum. Dilim kurumuştu ağzımda demir tadı vardı ve kan kulaklarımda atıyordu. “Evet” dedi. “Dönüştürücünün onların diline çevirebileceği herşeyi çözüyorlar. Dr. Selim’i tanımıyorsun kimya bölümünden, nanoteknolojideki bir polimerin kimyasal dizilimi üzerine çalışıyor. Soruyu doğru sorabilmek çok önemli yoksa cevap anlamsız oluyor. diyor”
Alev gülümsedi. “Sana söylediğim kadar varmış değil mi? Birleşik Karınca İşlemcisi diyoruz bu olaya.”
“Ama nasıl biliyorlar? Bunu nasıl hesaplıyorlar? diye sordum.
Kızıl saçlarını eliyle düzeltti. “Bilmiyoruz”
“Nasıl? Bilmiyor musunuz?”
“Evet önceleri aralarındaki networkle çözdüklerini sanıyorduk. Bütünsel bir zekaya sahip olduklarını, bir karınca yuvasının ortak aklıyla binlerce bilgisayar gücünde bir işlemgücüne sahip olduklarını düşündük. Sonraları bunun bu şekilde olmadığını gösteren deney sonuçları geldi. Kendileri çözmekten çok sanki bir terminal gibi başka bir server’a ana bilgisayara bağlanıyorlar ve cevabı oradan alıyorlar. Sonra bize anlatmak için hareket ediyorlar.”
“İster misin birine dokunmayı?” Kafamı olumsuz anlamında salladım. Hiç istemiyordum. Çalışkanlıklarını hep sevdiğim bu karıncalar uzaylılar kadar uzak görünüyordu artık gözüme.
“Genleriyle mi oynadınız bunların?” diye sordum hırçın bir sesle.
“Hayır kesinlikle bir oynama yok. Birçok karınca sürüsüyle denedik. Birkaç aksan farklılığı dışında fark bulamadık. İletişim aynı. Bak, sana acaip bir şey göstereyim mi?” dedi kıvrılmış dudakları hain hain parlayan dişlerini ortaya çıkararak.
“Hayır! Gösterme yeter ” deyiverdim.
Daha itiraz edemeden ekrana yazdı.
“Tanrı var mı? ”
Cevaba bakamadım. Süratle koşmaya başladım. Alev, ateşle oynuyordu. Kaçarak uzaklaştım. Ardımdan seslendiğini duydum. Fakat acayip, kontrol edemediğim hayvani ilkellikte bir paniğe kapılmıştım duramıyordum. Kaçtım, arabama binerken telefonumu aradı cevap vermedim.
Bir ay sonra projesinin, ulusal güvenlik kapsamına alındığını duydum. Bir daha ondan haber alamadım.
Böylece iki sene geçti. Balkonda çiçekleri suluyor ve çürümüş yapraklarını ayıklıyordum. Sonra bir karınca gördüm. Aşağıdan tırmanmış olmalıydı. Sırtında sararmış bir sapla hızlı hızlı yürüyordu.
Ardından bir tane daha geldi ve bir tane daha. Onlarcası saksıya doğru binanın dışından tırmanıp geliyordu. Kafamı eğip aşağıya baktım. “Aman Allahım” yüzlerce karınca yukarı tırmanıyordu. Geri çekildim.
Balkonda kümelendiler ve tüylerimi ürperten bir şekilde bir cep telefonu numarası yazdılar. En sonunda da titrek bir şekilde bir mesaj “yardım et.. Alev”.
Karıncalara bakakaldım. Ve içeri girip balkon kapısını kapattım. Perdeleri çektim.
Cep telefonumu aldım. Parmaklarım titriyordu. Tanrım deliriyor muyum? Numarayı çevirdim. Alev açtı. “Nasıl yaptıklarını biliyorum” dedi birdenbire.
“Beni ilgilendirmiyor. Lütfen beni bulaştırma, bu çok büyük bir iş. Hiçbirşey bilmek istemiyorum. Korkunç birşey bu. Bak sen de…
“Lütfen!” dedi “lütfen… Sadece dinle. Tek kelime. Akaşa. Akaşik kayıtlardan alıyorlar cevabı hesaplamıyorlar aslında alıy…”
“Alev! İstemiyorum. Sus artık. Duymak İstemiyorum, öğrenmek istemiyorum korkutuyorsun beni”.
“Biliyorsun değil mi?” sesi fısıltı gibi çıkmıştı.
“Neyi?”
Hattın öteki tarafında bir süre sustu. “Seni seviyorum”
Bir süre karşılıklı sustuk. “Biliyorum hep biliyordum.” dedim. Sesim çok uzaktan geliyordu kendime bile. “Ama ben dayanamıyorum. Karıncalara o yaptığını… düşündükçe korkuyorum. Mantıksız bir korku içimi kaplıyor. Ve senin gibi karıncalarla konuşan kutsal bir adam daha varmış, kuşları ve ordusu ile giderlerken…”
Alev çığlık atarcasına bağırdı. “Duymadın mı! Seni seviyorum dedim” dedi. “Hepsini senin için yaptım. İlgini çekebilmek için beni takdir etmen için…”
Hızla telefonu kapattım. Sim kartı çıkardım ve kırdım. Titremem dakikalarca geçmedi. Delirmişti. Alev delirmişti.
Birden karıncaları gördüm. Balkonun diğer tarafında değillerdi artık. Halının bittiği yerde “Seni seviyorum” yazmışlardı bedenleriyle.
Bir şekilde onları uzaktan yönetmenin bir yolunu bulmuştu feromensiz. Nasıl bilmiyorum. Saniyenin kısa bir aralığında beni öldüreceğini de anladım. Sevgisiyle beni öldürecekti. Koşarak evden çıktım. Markete gittim karınca öldüren tüm zehirleri aldım. Plastik bantlar aldım. Ne yapacağımı bilmiyordum. Karınca pixeller her yerde mesajlarını taşıyordu ve karıncaların giremeyeceği bir yer bulabilir miydim artık gerçekten bilemiyordum. Yeryüzünün en güçlü computeri beni takip ediyordu.

Fotoğraf: kasi metcalfe | Creative Commons lisansı ile kullanılmıştır.
Yazar: Süleyman Sönmez
Bu yazıda anlatılan olayların gerçek kişi, kuruluş ve olaylarla ilgisi yoktur. Bilimkurgu yazını olarak yazılan bu eserin tüm hakları yazara aittir. İzinsiz kopyalanamaz ve sanatsal çalışmalarda kullanılamaz.
Sonradan Not: İnanılmaz ama gerçek. Hakkı Ceylan bana da müthiş bir süpriz yaparak bu hikayenin devamını yazmış.
http://www.hakkiceylan.com/birlesik-karinca-islemcisi/
Çok keyifle okudum ve aynı çizgiyi koruduğu için hikayenin bütünlüğü de sürüyor. Gerçekten bu blogkürede bir ilk. Daha önce bazı yazarlar birlikte roman yazdı. Mesela Peter Straub, Stephen King gibi.
Bazı çizerler bir hikayenin her sayfasını alıp çizerek ustalar geçidi yaptı Marvel Comics’de.
Fakat bunun sıradışılığı ortada. Teşekkür ederim Hakkı Hocam. Seni tanımak ve okumak ayrı bir keyif.
Sonradan Not 2: Hikayenin 3. Bölümünü Teakolik sitesinden Hamza ŞAMLIOĞLU yazdı. ![]()
http://www.teakolik.com/birlesik-karinca-islemcisi-3/
Sonradan Not 3: Hikayenin 4. Bölümünü Gazanya Blogdan Mehmet yazdı. ![]()
http://blog.gazanya.com/birlesik-karinca-islemcisi-4
Sonradan Not 4: Hikayenin 5. Bölümü Yenifikir.net – Furkan Turan’dan geldi. http://www.fikirbulutu.com/birlesik-karinca-islemcisi-5
KARINCALAR HAKKINDA BİLİMSEL ARAŞTIRMA (VİDEO)
Yukarıdaki videoda karıncaların kurdukları devasa yuvaların inanılmaz yapısı görünüyor. (Yalnız araştırmacıların sıvı alçı dökerek milyonlarca karıncayı öldürmesini kınıyorum. Eminim daha teknik bir yöntemle sismik inceleme ile bu yapının bilgisi elde edilebilirdi) Aynı zamanda yuvalarına kurdukları inanılmaz soğutma / havalandırma sistemi araştırılıyor.
SÜLEYMAN SÖNMEZ









Merhaba, adım 















Alev’in numarası var mı sen de? Birilerini etkilemek için oldukça güzel bir yol
Çok güzel ve sürükleyici olmuş, ellerine ve hayal gücüne sağlık.
Bilimkurguya aç ve-fakat bu açlığını gidermeye yönelik teşebbüslerde bir türlü bulunamayan ben ve gibilerim için önümüze sunulmuş leziz bir yemek bu. Akaşik Kayıtlar yazısı Ferruh’un -senin de katılımda bulunduğun- bir teorisini anımsatıyor. Şimdilik bunlara yaklaşımım astrolojiye yaklaşımımla paralel olsa da hergün deneyim etmekte olduğum, küçük detaylarda gizli benzer teorilerim var benim de
Ama eminim ki hiçbir dış etkene maruz kalmadan ürettiğim bu teoriler mutlaka zamanın birinde birileri tarafından dile getirilmiştir. Hep öyle oluyor bak. Aklın yolu bir, derler ya hani.. Akaşik Kayıtlar’ını kast ediyor olabilirler mi?
Süleyman teşekkürler, keyifle okudum. Akaşik kayıtların bizdeki tercümesi levh-i mahfuz olsa gerek
Gazanya, bana e-mail yollarsan sana bir telefon uydurabilirim
Şaka bir yana hikayelerin büyük bölümünü kurgulamıyorum. Etkisini hesaplayarak karakter ya da olay eklemiyorum. Yazmaya başlıyorum, neredeyse hiç değiştirme yapmama gerek kalmayacak şekilde, tümünü yazıp kalkıyorum. Kısacası ani ilhamlarla yazıyorum. Alev, herkes kadar benim için de yeni bir karakter
Oky, beynin çalışma prensipleri üzerine çalışan herkes bir süre sonra ortak bilinçaltı gibi kavramlara ulaşıyor. Mesela Carl Jung. Dolayısıyla hakikat sürekli keşfediliyor. Benzer dillerle anlatılıyor.
Hakkı Hocam, Levh-i Mahfuz’dur gerçekten de. Özellikle kutsal kitapların metinlerinde “bilgi” insan yaradılışının neden meleklerden üstün olduğunun sorgusunda verilir. Tanrı insana herşeyin ismini sorduğunda Adem meleklerin cevaplayamadıklarını da cevaplar. Tanrı’nın sonsuz bilgisine açılan kapı insana bahşedilmiş kabul edilir. Ve bu bilginin yaklaştırılanlara, temiz olanlara açıldığı da anlatılır. Daha önce Akaşik kayıtları, Her şeyin kitabı levh-i mehfuz’u şu yazımda anlatmıştım. http://www.mihrace.net/akasik1/
Kur’an literatüründe yer alan “Gökte ve yerde gizli olan hiçbir şey yoktur ki, apaçık olan bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) olmasın.” (Neml Suresi, 75) ifadesi de bunu tanımlıyor.
Ancak çoğu kişi bu sistemi sadece bir kayıt sistemi olarak düşünüyor ki bu bence tam anlamıyla doğru değil. Nasıl bilgisayarlar sadece bilgiyi saklamaz aynı zamanda problem de çözerse, Herşeyin Kitabı’ndaki bilginin her canlının alış kapasitesi algı sistemine göre şekillenen, her an canlı, dinamik bir enerji türü olduğu ortaya çıkar. Belki bir gün bilimadamları uzayın hem galaksileri kapsayan hem atomlarımızı kapsayan mekanın bu bilginin ve zekanın ta kendisi olduğunu bulabilirler. Elbette bu da bir teori
Süleyman hocam, gerçekten çok güzel bir yazı. İnşaallah bir gün kitap haline dönüştürürsünüz. Bu arada Dr. Selim’in çalışmaları ile ilgili yazılar bekliyorum
Sürükleyici, filmi yapılası…
Açıkcası hayran kaldım… Tek kelime muhteşem..
İnanılmaz keyifli bir yazı. Okurken ben de o heyecanı hissettim. Şimdi artık nerede bir karınca görsem aklıma hep bir “Acaba?” sorusu takılacak.
Harika bir hikaye olmuş, tek nefeste okudum. O değil de artık karınca gördüğümde aklıma Nikon markası gelecek
.
Süleyman Bey,müthiş bir yazı olmuş. Yüzlerce blog içinden GTİ’ndeyi seçip tanıtmamızın sebebini, izleyicilerimiz blogunuzu gezdikçe mutlaka daha iyi anlıyorlardır.
Sevgi ve saygıyla
Şu karıncaların seni seviyorum yazdığı kısımda tüylerim diken diken oldu. Tebrikler ve başarılar diliyorum. Şahane bir hikaye olmuş.
Üstadım;
Ne zaman “evet işte bu yazı çok sağlam” desem, hemen ardından beni şaşırtan, heyecanlandıran ve bakış açımı değiştiren bir başka yazı yazıyorsun. Teşekkürler, yazdığın ve paylaştığın için.
Sevgi ile kal…
Nanoturkiye, nanoteknoloji üzerine yazmak çok zor. Çünkü yeni bir şey hayal edebilmek için gerekli altyapı bilim yeni olduğundan daha çok az. Ama bu bir engel değil aklımda bir şeyler var diyelim. Belki Dr. Selim bir kez daha sahneye çıkabilir
Emrah, herkes senaryo arıyor ama gerekli kişilere ulaşamıyorum. Aksiyonu bol birçok hikaye var elimde. Bir kısmını ise yayınlamadım bile. Bir gün filmlerinin çekilmesini çok isterim. Sağlığımda görmeyi de
Teakolik ve Sevie teşekkür ederim.
Barış, Nikon fotoğraf makinem var. DSLR olarak bence şahane..
Çağdaş Bey, (TRT’de Bilişim Rüzgarı uzmanı ve sunucu aynı zamanda) hergün keyifle okuduğum arkadaşlarımın blogları da kısa sürede sizi esir alacaktır diye düşünüyorum
Emir Alp aynı ürpertiyi yazarken ben de yaşadım.
Müge Abla, senin övgülerini almak çok güzel. Sıkı bir kitap okuru olduğunuzu ve içi dolu insanlara özgü tevazuyla okuduğuna eminim. Kısacası teveccühünüz efendim
Müge abla bu gerçekten biraz daha farklı olmuş, diğerleri de güzel ama ne bilim bu çok sürükleyici
Süleyman abi teşekkürler..
İnanılmaz ama gerçek. Hakkı Ceylan bana da müthiş bir süpriz yaparak bu hikayenin devamını yazmış.
http://www.hakkiceylan.com/birlesik-karinca-islemcisi/
Çok keyifle okudum ve aynı çizgiyi koruduğu için hikayenin bütünlüğü de sürüyor. Gerçekten bu blogkürede bir ilk. Daha önce bazı yazarlar birlikte roman yazdı. Mesela Peter Straub, Stephen King gibi.
Bazı çizerler bir hikayenin her sayfasını alıp çizerek ustalar geçidi yaptı Marvel Comics’de.
Fakat bunun sıradışılığı ortada. Teşekkür ederim Hakkı Hocam. Seni tanımak ve okumak ayrı bir keyif.
Süleyman hocam yazının altına bilim kurgu yazmasanız, “gerçek mi?” diyecektim. Hikaye o kadar gerçekçi bir dile sahip yani. Bilimkurgu’yu böyle anlatmak hiç de kolay olmasa gerek. Elinize kaleminize sağlık, ama mutlaka bunları kitaplaştırın…
Yazıyı ekleyen “Nano Ahmet” Yükseltürk arkadaşımıza da teşekkürler. Süleyman hocam Ahmet’le beraber birşey yaparsanız belki…
Oldukça etkileyici bir yazı. Yazıyı okuduktan sonra beni etkilediğini belirtmek için yorum yazmaya karar verdim ama doğru cümleleri kurmakta zorluk çekiyorum.
Diyebileceğim tek şey elinize sağlık.
Diğer arkadaşlara katılıyorum. Tek nefeste okuduğum nadir öyküler listesine girdi. Elinize, zihninize sağlık..
Şimdi hemen Hakkı Ceylan’ın devam niteliğindeki öyküsünü okumaya başlıyorum.. Teşekkürler.
[...] | Yorum Gönder | Geri izleme Lütfen bu yazıyı okumadan önce 1. Bölüm : http://www.gunesintamicinde.com/birlesik-karinca-islemcisi/ 2. Bölüm : http://www.hakkiceylan.com/birlesik-karinca-islemcisi/ [...]
Hikayenin 3. Bölümünü Teakolik sitesinden Hamza ŞAMLIOĞLU yazdı.
http://www.teakolik.com/birlesik-karinca-islemcisi-3/
tek kelimeyle mükemmel olmuş.
[...] yazı Süleyman Sönmez ‘in başlattığı yazının devamı niteliğindedir. Bu yazıyı okumadan önce ; 1. Bölüm : [...]
Hikayenin 4. Bölümünü Gazanya Blogdan Mehmet yazdı.
http://blog.gazanya.com/birlesik-karinca-islemcisi-4
[...] yeni dalgasını duydunuz mu? Sevgili Süleyman Sönmez hocamın yazdığı Birleşik Karınca İşlemcisi hikayesi çok beğenildi. Benim zaten bilim-kurguya sempatim var. Konu da çok hoşuma gitti. Hele [...]
Bir ara ortalık sakinleştiğinde, belki ben de 10. bölüme devam ederim
Bir solukta okudum çok güzelmiş. Hayaline sağlık =)
Bir 10 dk önce bütün bölümlerini
yani 4′e kadar hepsini okudum ama 1.nin tadı hiçbirinde yok açıkçası Çok güzeldi bu. Diğerleri de güzeldi tabii…
Hikayenin 5. Bölümü Yenifikir.net – Furkan Turan’dan geldi. http://www.yenibirfikir.net/index.php/birlesik-karinca-islemcisi-5/
BİRLEŞİK KARINCA İŞLEMCİSİ öyküsünün devamını İngiliz bilim adamları yazdı. Habere göre hikayede yazdığım gibi aralarında konuşuyorlar. Nobel’e adaylığımı koyuyorum. “Yalnız ve karıncalı ülkeme…”
Milliyet’in haberi : http://www.milliyet.com.tr/Dunya/SonDakika.aspx?aType=SonDakika&Kategori=dunya&KategoriID=&ArticleID=1057012&Date=08.02.2009&b=Karincalar%20yuvalarinda%20konusuyor
Yabancı kaynak:
http://www.dailymail.co.uk/sciencetech/article-1137267/Getting-chest-Study-reveals-ants-talk-other.html
Bilimadamı Jeremy Thomas:
http://www.zoo.ox.ac.uk/staff/academics/thomas_j.htm
Az önce TNT’de bir çizgi film vardı. Herifin teki karıncaları kontrol etmenin yolunu bulmuş, Dünya’yı kontrolü altına almak istiyordu. Şaşırdım, hemen bu yazı geldi aklıma.
6. Bölümü yazan var mı?
Süleyman Bey, çok güzel olmuş hatta bu güzelliğe diğer blog yazarlarının katkılarıyla bir çeşit ‘ilk’ de eklenmiş. 6. Bölümün de fena olmayacağını belirtmek isterim. Belki siz Furkan Beyin son katkısından sonra tekrar ele alabilirsiniz
6. bölümmmmmmm
NTVMSNBC’nin haberi:
Tırtıl, kraliçe karınca taklidiyle korunuyor
Bir tırtıl türünün, karıncaların saldırısından kurtulmak için kraliçe karıncanın çıkardığı “sesleri” taklit ettiği belirlendi.
http://www.ntvmsnbc.com/id/24937622/
..yani her seferinde bir kuru teşekkür de olmaz ki..
yine mükemmelsiniz, üstelik peşinizden sürüklediklerinizle de çok hoş bir ekip havası oluşturmuşsunuz.. Bu hikayeyi bizim selocanlar henüz duymamış olsa gerek…
[...] sakin olun Selim Bey, bu işi çözeceğiz” dedim ama kendim bile inanmamıştım. Birleşik Karınca İşlemcisi‘nin bulunuşundan sonra bu olay bir çok kişiye olmuştu ve en başından itibaren ben [...]
Karıncalar diye bir kitap vardı yazarını hatırlamıyorum konu aynı ama hikaye versiyonu gibi..Neyse güzel..
Etkilendim.Tebrik ederim.Neden bu hikayeden esinlenerek bir sinema filmi çekilmesin ki.