R157, asil çenesini ve gururlu gözlerini insanların üzerinde gezdirdi. Toplantıdakiler, onun yakışıklı yüzüyle, zeki gözleriyle karşılaştıklarında , generallerden birinin emir subayı olduğunu düşünüyorlardı. Robot olduğunu bilen birkaç kişi dışında hiç kimse özellikle onunla ilgilenmiyordu.

R157 | Görsel tasarım Atilla Bayram
Robot Teknolojileri Yönetim Kurulu Başkanı, toplantının açılış konuşmasını yaptı. Askeri Araştırma Projeleri Başkanı da, kısa bir konuşmayla gelenlere teşekkür etti.
Toplantıdaki katılımcılar, üst düzey yöneticilerden, işadamlarından, Nobel ödüllü bilim adamı ve kadınlarından , devletin ve ordunun en üst kademe personelinden oluşturulmuştu.
Bu seçkin insanlardan müteşekkil elit topluluğun üyeleri, birbirlerinin ne amaçla burada bulunduğunu kestiremiyorlardı. Davet edilmişlerdi ve kendi beklentilerini aşan birşeyin toplantının konusu olduğunu gelir gelmez anlamışlardı.
Toplantıya, Robot Teknolojileri şirketi (RT), ev sahipliği yapıyor gibi görünse de, sıkı bir ordu yakınlığı gözden kaçmıyordu. RT Başkanı, RT’de çalışan ve insan psikonörolojisi profesörü olan bilim adamını ilk konuşmacı olarak kürsüye çağırdı.
Siyah saçlarındaki ve bronz tenindeki ufak bronz lekeler, adamın piyasaya yeni sürülen point (nokta) adındaki ilacı kullanmış olduğunu gösteriyordu. Bu uyuşturucu ilaç, iki günden önce bedenden izlerini silmediğinden, zavallı adam herhalde hazırlıksız yakalanmış, bu sabah bir emrivaki ile kendisine gelen davete icap etmek zorunda bırakılmıştı.
Görünüşü salonda bir iki mırıltıya yol açsa da, adam çok rahattı. Sıcak bir gülümsemenin ardından ellerine bakıp, “Deney, sadece deney, beyler ve bayanlar. Lütfen sakin olun.” dedi. Yalan söylüyor olsa bile, uzmanlığını konuşturduğu için herkesi buna inandırabilirdi ve birazdan inandıracaktı da.
Yine ellerine bakıp konuşmasını sürdürdü. “Gerçekten de, insana nokta olduğu duygusunu veriyor. Zihin, çok geniş ve ferah hissediliyor. Üstelik bağımlılıkta yaratmıyor. Her neyse…”
Bakışlarını ellerinden dinleyicilere çevirdi. Sözleriyle, uyuşturucunun adının, tendeki noktalardan değil de, akılda nokta olma duygusu bıraktığı için verildiğini hissettirdi. Herkes o duygunun nasıl bir şey olduğunu düşünürken, cildindeki lekeler önemsiz hale geldi.
“Beni birçoğunuz tanıyor. Ama tanımayanlara ufak bir fikir vereyim. Akıl kinetiğinin, soyut kalıpları konusundaki çalışmalarım, yıllardır insan zihninin eksik hatta yanlış anlaşılmasına yol açan bazı fikirleri yıktı. Övündüğümü düşünmeyin ama bu şekilde çok yeni bir mantıkla, insansı robotların beyinlerini oluşturacak programlar yazılmaya başlandı. Yani, korkmanıza gerek yok, kimi şirket psikologları gibi pazarlıkta kullanılmıyorum. Elinizi sallayışınıza veya gözlerinize bakarak, ne düşündüğünüzü söylemek için getirilmedim.” Gülüşmeler oldu.
“Evet, konunun detaylarını birazdan asistanım açıklayacak ama toplantının temel ‘nokta’larını şöyle söyleyelim; Birinci ve en önemli husus RT, Robot Teknolojilerinin heyecan verici son gelişmeleri, ikinci ‘nokta’ ilkiyle ilgisiz görünen ama öyle olmayan bir konu. Bunu asistanım değil, eee… ismi hatırlayamadım. Uyuşturucunun yan etkisi mi yoksa zaten kimse bana söylememiş miydi ?” Gülüşmeler oldu yine.
“Herneyse, Askeri Araştırmadan bir yetkili anlatacak ve anlatacağı şey, Orion Takımyıldızı’nda bir gezegene inerek kaybolduklarını medyadan takip ettiğimiz, kendileri için yürekten kaygılandığımız Zarif Kuğu adındaki uzay gemisinin mürettebatının, bilinmeyen yolculukları olacak.”
“Üçüncü ve son olarakta, sizin vereceğiniz karar ve fikirler. Bunu, ilk ikiyi dinlemeden anlayamayacaksınız. Sizi çok meraklandırdığımızı biliyorum. Ama konu son derece ciddi ve yanlış anlaşılmaması için dikkatli iletilmeli. İlginiz için teşekkür ederim.” Kürsüden indi.
Asistanı olan güzel bayan, kısa kesilmiş saçları ve derisindeki noktalarla “deney”e katıldığını hissettiriyordu. Profesöre teşekkür edip hemen konuşmaya başladı.
“Bilgisayarlarda yetişkin bir beyin yaratamadık. Biz sadece bir bebek beyni modeli kurduk. Bu modeli, genleri aynen taklit eden hafıza programlarımızla başardık. Genlerdeki Adenin, Guanin, Timin gibi temel parçaları sayısal halde bilgisayarda yaptık, aynı DNA dizilimini kurduk. Açıkçası sayın konuklar, biz robotun beynini elektronik olarak değil; program alarak, hafızadaki sayısal genlerden, sayısal hücrelerden, sayısal nöronlardan oluşturduk. Yirminci yüzyıl teknolojisiyle elektronik olarak yapsak, belki de Ay kadar bir sahaya ihtiyacımız olurdu. Oysa biz holografik kristal teknolojileriyle insan kafasından biraz büyükçe bir alanda, gerçek bir insan beynini tümüyle, organik madde kullanmadan birebir kopyaladık.
Fazla teknik açıklamaya girmeden şöyle söyleyeyim; Beyin hücrelerini, mekanik yerine, hatta elektrik akımı yerine, holografik görüntülerle saklıyoruz ve bunlar holografik nöronları aracılığıyla haberleşerek beyni oluşturuyorlar. Yani bilgisayarlardaki gibi, kaydedilince aynen fotoğraf gibi kalmıyorlar. Kaydın, hafızanın bizzat kendisi aynı zamanda işlemci de. Bu sizin için şaşırtıcı olabilir fakat çok yakında tüm teknoloji bunun üzerine kurulacak.
Evet, ilk etapta, beyni bir robot bedenine yerleştirip, dış ortama bırakarak büyütmeye karar vermiştik.” Anaçlığı tutmuş bir kadın gibi sevgiyle bahsediyordu ürünlerinden .
“Ancak, bu çok zaman alırdı. Bizde onu yüzlerce holografik bilgisayara bölerek, dağıttık. Hepsinde aynı anda öğrenilebilmesi için görüntü, ses, hatta dokunma hissi gönderdik. Biliyorsunuz beyin ameliyatlarında, beynin elektrik verilen, hatta dokunulan serebral korteksi sahte sinyaller gönderir. Kişi, gerçek olup olmadığını anlayamadığı sesler, görüntüler, ışıklar duyar ve görür. Beyin duyu organlardan mı, suni yollardan mı geldiğini ayırdedemez. Kullandığımız teknik buna benziyor. Yapay beynin, yapay duyu alıcılarına sanal sinyaller göndererek beyni bilgiyle besledik. Daha da ileri giderek onun zaman duygusuyla oynayıp bilgi transfer hızını korkunç süratlere çıkardık. Öyle ki daha bir yıl geçmeden, bizim zamanımızla yirmibeş yıllık zamanı yaşamıştı. Rüyalarımızda, bir saniyede saatler süren olaylar görmemiz gibiydi.” İnsanların anlayıp anlamadığını şöyle bir izledi. Yüzlerdeki heyecan, çoğunun anladığını gösteriyordu.
“Bizimle, yani yüz bilgisayarın başındaki, onlarca insanla konuşuyor, aynı anda sorular sorup cevapları dinliyordu. İnanılmaz muhteşem bir deneyimdi. Her geçen gün soruları zorlaşıyor, cevaplanamaz hale geliyordu. Bilgisayarda yaşayan, gerçek insan genleri örnek alınıp, sayısal olarak yaşatılan insan beyni.” Biraz susup, az sonra söyleyecekleri için utancının geçmesini bekledi. “Örnek aldığımız insan beyni, benim ve profesörün genlerinin çaprazlanmasıyla oluşturulmuş hayali bir cenine aitti. Bu yüzden onu bir parça kendi çocuğum gibi hissediyorum.” Herkes, kadının şefkatini anlayışla karşıladı.
“İkinci yılın sonuna geldiğimizde, zekası ve karakteri bizim zekamızı çoktan aşmıştı. Çünkü onun beyni yorulmuyordu, kimyasal değildi, yaşlanmıyordu ve nöronları olağanüstü karışık ağlar örüyordu. Kendisinin ne olduğunu bizden daha iyi anladığı gibi, bizi de bizden daha iyi anlıyordu. O anda, ondan korkmaya başladık, onu denetleyemiyorduk, yapay zihnine sınırlamalar getirmek zorundaydık.
Çoğunuzun bildiği gibi üç robot kuralını yani ; 1.Hiçbir insana zarar vermemesini ve zarar verilmesine göz yummamasını 2. İnsanların emirlerine itaat etmesini ama birinci kuralı bozan emirlere uymamasını 3. Kendini ilk iki kural müsaade ettiğince korumasını sağlayan dış denetleyici programlar oluşturduk. Bu kuralları en başta koysaydık, insan gibi anlayıp öğrenemez, bizi tam anlamıyla anlayamazdı.
Bir süre sonra, son testlerimiz için ondan bir kopya yaptık. Yine yüz bilgisayara kopyaladık. Sahte tehditler ve olaylarla onu denedik. Hiçbir zaman yanlış yapmadığı gibi isyan da etmedi. Böylece kopyayı sildik. Sadece olanları bilmeyen aslı kaldı. Çünkü kopyaya o kadar kötü şeyler yapmıştık ki , deneylerden zarar görebilirdi. Böyle üstün bir zekayı kopyalamak sizin bir iş mektubunuzu kopyalamak kadar basit değildi tabii ki.” Burada durup derin bir nefes aldı. Toplantıdakiler, nefesine uygun derinlikteki hayretleriyle onu dinliyorlardı. RT, bunca buluşu dışarıya sızdırmadan yıllarca nasıl saklayabildi diye düşünenler çoktu.
Kadın birkaç yudum su içip anlattıklarını tamamladı; “Yapay bir deri, göz, saç, vs.. yapmak işin en kolay kısmıydı. Biliyorsunuz, yapay organ nakilleri ve engelliler için protez sanayi üzerine yüzyıllardır çalışılır. Eserimiz neredeyse kusursuz oldu. Onun aklında, yazılı sözlü tarihimiz, edebiyatımız, tıp, fizik, kimya, kaos, psikoloji, bahçe bilimi, ekonomi, astronomi, bedensel saldırı yöntemleri, politika, uzay gemisi yapım, yönetim teknolojileri ve daha birçok şey var. Neredeyse insanlığın bildiği her şeyi biliyor ve insan ömrüyle kıyaslanacak olursa şu anda yüz yetmiş yaşında ve unutmayın onu biz yaratmadık, insan aklının modelini bir bebekken sayısallaştırdık, gerisini doğa halletti, bir bilgisayarda kolayca büyüdü. Onu ahlaken yetiştirdik. Ben… dediğim gibi çoğu zaman onu çocuğum gibi gördüm. Günlerce o büyürken, sorarken ve acı çekerken hep yanındaydım. Ve onunla gurur duyuyorum. Onu bedenli gördüğümden beri yani bilgisayarda konuştuğum bir hayal değil de robot olarak gördüğümden beri çok büyük bir kıvanç duyuyorum.”
Yaşaran gözlerini sildi. Alkışlar arasında teşekkür edip yerine geçti. Askeri temsilci onun hemen ardından kürsüye geldi. Genç bir subaya yakışan, oturaklı ve canlı görünüşüne uygun ses tonuyla konuşmaya başladı. “Bayanlar , baylar, lütfen şimdilik bu robot teknolojisinin son ürününü bir süreliğine aklımızdan uzak tutalım. Birazdan bu konuya ayrıntılarıyla dönülecektir.”
Üniformasının yakasındaki düğmeye bastı. Toplantı salonunun hemen ortasında, galaksiyi gösteren üç boyutlu uzay haritası belirdi. Görüntü yaklaştı, Zarif Kuğu adındaki araştırma gemisinin rotasını ve Orion takımyıldızında henüz isimlendirilmemiş bir gezegenin uydusunun yörüngesine girerek yüzeye taşıyıcı modüllerle insanları indirmesini izlediler.
Daha sonra görüntüdeki gezegenler hareket etmeye devam etmesine karşın hiçbir taşıyıcı modül gelmedi.
Saniyeler geçtikçe bekleyiş boğuculaştı ve subay olduğu yerde hafifçe hareket ederek, yaka düğmesine basıp görüntüyü kapattı. “Hiçbir kurtuluş umudu bırakmayacak şekilde yok oldular. Sinyal bile göndermediler. Ne olduğunu daha iyi saptamak için takyon düşürücü motorlu* askeri araçlarla gezegenin yörüngesine girildi. Ancak gezegene inen hiçbir insan geriye normal dönemedi. Birçoğu delirmiş, bazıları bedenleri parçalanmış halde uçurum diplerinden R112 model robotlarınca toplandılar.” Sustu ama su içmedi. Salonda belli belirsiz bir kelime beliriyordu. “Yabancılar !”
“Araştırmaya robotlarla devam edildi. Gezegen, insan yaşamasına yakın ancak yetersiz bir yerdi.” Yine yaka düğmesine bastı. Ortada beliren görüntüde sarı gezegen tatlı tatlı dönmeye başladı. “Gezegende canlı bulunamadı. Delirtici bir manyetik alan, virüs, yiyecek, gaz vs.. hiçbir şey yoktu. Kimilerinizin aklına geldiği gibi yeraltında da canlılığa dair en ufacık bir iz yoktu. Zaten gezegende su kaynağı da olmadığı için, çaresizlik içinde robotlarımızı geri çektik. Sağ kalan insanlar üzerinde yapılan tedaviler sonuç vermedi. Tek anladığımız, onları delirten şeyin korkudan ziyade insan zihin yapısını darmadağın eden bir şey olduğu. Hiç görmediğimiz, bir şeye benzetemediğimiz, olağandışı algılar ve duygular. Rüyaların bazılarını hatırlayıp, bazılarını hatırlayamayız. Hatırlayamadıklarımız aklımızın anlayamadığı , tuhaf deyip geçtiğimiz, mantıklı bağlantılarla birbirini izlemeyen bilinçaltına ait sembollerdir. Uzmanlarımıza göre en iyimser tahminle böyle bir cehenneme düşmüşler.
Bu mutlaka başka varlıklar anlamına gelmiyor. Gezegenin yerel oluşumları, şekilleri robotların anlamadığı tuhaf zihinsel etkiler bırakıyor olabilir. Bu kişisel fikrim. Ancak oraya başka bir insan gönderemeyiz. … Şimdi sözü RT başkanına bırakıyorum.”
RT Başkanı her zaman güleç olan yüzü bu sefer biraz asık kürsüye geldi.
“Uzun uzun konuşmayacağım. Ne desem, nasıl anlatsam da yaptığımız son robotun ne kadar becerikli ve kusursuz olduğunu ifade edemem. Öyleyse sorayım size, R157 model robotumuz şu an bu salonda olsaydı, sizce o kim olabilirdi ?”
Burada hayret nidaları yükseldi. Herkes heyecanla birbirinin yüzüne bakmaya başladı. Sanki katil kim oynuyorlardı ! Ama bir türlü karar veremiyorlardı. Hepsi insan gibiydi, hatta insandı.
RT Başkanı gülerek “Kendinizden bile şüphe edebilirsiniz, ama ondan değil. R157 lütfen kürsüye gelir misiniz ?” dedi.
Biraz önce konuşan genç subay kürsüye geri gelince insanların heyecandan dilleri tutuldu !
Gülümsemesi , gözlerindeki pırıltı ne kadar … “Haydi canım ! Alay ediyorsunuz bizimle !” diye bağırdı bir işadamı.
R157 sakince “Sizi temin ederim ben robotum. Ama kafama vurunca teneke sesi gelmez.” deyince RT başkanı kahkahalar atarak R157’nin sırtına vurdu. Salonsa isteksiz, kararsız bu gülüşe katıldı.
“Ama gövdemden bir kapak açıp elektronik parçalar falan göstermemi bekliyorsanız, bunun, sizin iç çamaşırlarınızı göstermeniz kadar ayıp olacağını düşünüyorum.” Gerçek gülüşler! Yaka düğmesine basarak havada iç yapısını gösteren bir üç boyutlu diyagramı oluşturdu. “Sizin de gördüğünüz gibi beynimi oluşturan bilgisayar göğsümde bulunuyor. Böylece daha iyi korunuyor, zaten başka yere sığdırmak mümkün değildi. Kafamsa başka amaçlarla kullanılıyor.” İnsanlar tatmin olmamıştı. “Pekala öyleyse bir gösteri yapalım sayın konuklar, kafanızda sormak istediğiniz şeyi iyice toparlayın. Tamam mıyız ? Üçe kadar sayacağım. Üç deyince hepiniz soru soracaksınız. Bir. İki. Üç”
Birkaç saniye bir uğultu ve gürültü oldu. R157 tereddütsüz hepsinin sözlerini birbirinden ayırıp, sorularını espriyle cevapladı. Sonra bedeni ve kendisine ait birkaç beylik soruyu daha cevaplarken toplantıdaki insanlar onun gerçekten de insan zihni taşıdığını, tam bir makine olmadığını anladılar. Sanal beyin, duygulara da, onların kimyasına da sanal olarak sahipti.
R157 konuşmasını şöyle tamamladı. “Ben de bir insanım diyemem, gerçek bir ten ve beden farklı olabilirdi. Üstelik hepinizden yaşlıyım. Ama aklım şu üç robot kuralı dışında sizinkilerle aynı. Bu üç robot kuralı, beni sizden geriye ve ileriye götürüyor. Özgür değilim, seçemem. Ama ne başkasına, ne kendime zarar verebilirim. Hatta gereksiz yere üzülerek depresyona bile giremem. Ancak ortalamanın üzerindeki aklımla şimdiden birçok buluş yaptım. Mesela birçoğunuzu hayran bırakan gözlerimin sentetik dizaynı bana aittir.” RT bakanı başıyla onayladı.
Konuşmalar, sohbetler, neler hissettiğine dair sorular devam etti. Sonunda kürsüye ilk gelen psikonöroloji profesörü üçüncü “nokta”yı açıklamak için tekrar konuşmaya başladı. Üçüncü noktayı R157’de bilmiyordu.
Saçlarında ellerini şöyle bir gezdiren profesör, saçlarından ellerine noktalar geçmiş mi diye bakarmışçasına ellerine düşünmeden göz atınca birkaç kişi kıkırdadı. “Sizce R157 bir insanı temsil edebilir mi ? Ordu, ettiği görüşünde, onu işe alıp maaş vermeye bile başladılar. Ama korkmayalım, robotların yerimize geçmesi için çalışmıyoruz. Bir insanın yapabileceği hiçbir işe, bu kadar gelişmiş bir robotu sunamazdık. RT, bu proje için toplam 100 milyar kredi harcadı.” Salonda şaşkınlık ıslıkları duyuldu.
“Üçüncü noktaya gelince beyler ve bayanlar. O gezegende ne olup bittiğini anlayıp, delirmeyecek kapasitede tek varlık R157’dir. İnsan aklı delirdiğinde Pat! diye tedavi edilemez . Ama biz R157’nin aklına, değiştirilemeyen zarar görmeyen yedek ROM* hafıza ve Rom’da tutulan bir denetim programı yerleştireceğiz. Delirmeye başladığında, anında denetim programı holografik beynin bozulan yeriyle, elindeki yedek sağlam halini değiştirecek ve dışarıdan gelen bilgileri kaydedecek, sonunda R157 geri gelince insanları delirten her çeşit bilgi elimizde olacak. Üstelik o delirmemiş olarak geri gelecek. İstenirse bu yolculukta yanında komando robotlarımızdan koruyucu bir takım da olacak. ”
Bir süre durup insanların yüzlerini iyice inceledi “Anlamadığınızı görüyorum. Sizin karar vermenizi istediğimiz konu şu; Böyle eşsiz bir prototip o gezegene gönderilmeli mi ?
Gönderilirse ve orada gerçekten de uzaylılar varsa bizi temsil edebilir mi ? Onların dost mu düşman mı olduğuna karar verebilir mi? Bize göre cevap “Evet”. Ama ordu , sizin de onaylamanızı, desteklemenizi bekliyor. Yoksa ikinci bir prototipin imali için yıllarca emek harcanması gerecek. Ayrıca bu ürünün sigortalanmadan gönderilmesi söz konusu değil. İşadamlarının finansal destek vermesi halinde RT hisselerinden kar payı almaları gibi çeşitli meselelerin görüşülmesi de gerekiyor. Tabii bu konuları ben değil, sayın RT başkanımız daha iyi ifade edecektir.”
Saatler süren pazarlıklar ve bilim adamlarının robotun yapılışına dair, kendi bilim dallarındaki soruları sonunda, karar hemen hemen belirlendi. Hisse senedi yerine gelecek ilk prototiplerden dördünün kendilerine verilmesi şartıyla içecek, motor ve bilgisayar şirketleriyle, uluslararası bir bankadan oluşan konsersiyum R157’nin sigortalanmasına ve gezegene gönderilmesine destek olacaklarını açıladılar.
Ordu mensupları, olası bir uzaylı saldırısına karşı yapılabilecekleri kısa demeçlerle açıkladılar. Uzun uzun anlatacak bir şeyleri yoktu zaten. Zira karşılarındakinin ne olduğunu bilmiyorlardı.
Karar böylece kesinleşti. Ama robotuna karşı oldukça hassas olan RT başkanı, R157’ye dönerek “Robot kuralları verdiğimiz emri yapmaya zorlamasa, gitmek ister miydin ?” diye sorarak onun da rızasını almak istedi. R157 gerçek bir subay gibi dikleşti. Her zaman ışıldayan gözleri, kararlılıkla doldu. “Eğer içimdeki insanlığa soruyorsanız, cevabım “Evet” , bin defa “evet” çünkü ancak bilinmeze adım atan insan, robottan farklı olduğunu gösterebilir. Bilinen şeyse hep aynıdır. Bir robot gibi aynı yoldan gider ve gelir. Eğer beni bir parça daha insan yapacaksa, bir insan yerine benim orada ölmem hiçte yanlış değil.”
Başta RT başkanı olmak üzere salondaki herkes onu ayakta alkışladı. R157 öksürerek, özür diledi. “Şey, son cümle sanırım robot tarafıma aitti. Biliyorsunuz birinci kural insan yaşamını korumamı emrediyor.” Kahkahalar arasında son söylediği söz de bu oldu R157’nin
Altı saat içinde gerekli anlaşmalar imzalanıp, on iki bireyden oluşma komando robotlarla R157, Orion takımyıldızına gönderildi. Gemilerinin adı Şafağın Sesiydi. Yaptıkları her şeyi takyon vericiler kameralardan alıp takyon uzayından dünyaya gönderiyordu. Normal bir vericinin, ışık hızında yıllarca dünyaya ulaştıramayacağı sinyaller, bir iki saniye farkla yerine gidebiliyordu.
R118 tipi komando robotlar fazla konuşmuyor ama R157’nin rahat etmesi için deliler gibi çalışıyorlardı. Herhangi bir şey olduğunda onun için gözlerini kırpmadan “can”larını vereceklerdi. R157 insan statüsündeydi. Bir insan için yapacakları herşeyi, onun için de yapacaklardı.
Bu defa, taşıyıcı modüllerle değil, orta büyüklükteki uzay gemisiyle yüzeye indiler. Dünyadakiler çok heyecanlıydı. Her robotta bulunan dahili kameralar gezegenin kıraçlığını, tuhaflığını gözler önüne seriyordu. Yüzlerce metre yükselen, dik kayalarla keskinleşmiş dar tepeler, çıkan, inen, dönen kayalar, içleri boşalmış, mağarayı andıran dairesel yüzeyler. Bir çoğuysa kolay kolay tarif edilemeyecek karmaşada poligonları andıran baş döndürücü bir yüzey.
R157 gemiden çıkıp yüzeye bakar bakmaz olduğu yerde sarsıldı ve “bayıldı”. R118’ler o daha sarsılırken havada yakaladılar onu. Bir bebek ihtimamıyla gemiye geri taşıdılar.
Dünyadakiler aksiliği anlayana kadar, küplere bindiler. Her zamanki gibi programda ufak bir bug (Böcek ,Program Hatası) yapılmıştı. Yüzeye bakar bakmaz tehlike hisseden R157 üçüncü robot kuralı gereği, zarar görmemek için otomatik olarak “ kapanıp”, “ bayılmış”tı.
Değiştirilemeyen ROM’da saklanan, aklını koruyacak programın, üçüncü robot kuralından önce çalıştırılması kararlaştırıldı. Başka türlü robot zarar görmeyeceğini anlayamayacaktı ve hep kapanacaktı. Düzeltilen program takyon vericilerle, takyon uzayından gönderilip R118’ler tarafından R157’nin beynine yüklendi.
Bu süre içinde, psikonörologlar yer şekillerinin deliliğe yol açtığı fikrinin, neredeyse kesin olduğunu anladılar. Fikri bulan R157’nin kendisiydi ve haklı olduğu gün gibi aşikardı. Bu bulgu orduyu olduğu kadar toplantıya katılmış herkesi de rahatlattı. Uzaylıların işi değildi olanlar. Bu bile yeterdi araştırmanın sonucu olarak.
Ama psikonörologlar yetinmiyorlardı. Robotların çektiği görüntüleri defalarca incelemiş ama hiçbiri delirmemişti. Yüzeyde olmak ne fark ettiriyordu acaba ?
Sonunda R157 güleç yüzü, üzerindeki koruyucu uzay elbisesinin kaskından görünürken, R118’lerin kameralarına – dolayısıyla dünyaya – el sallayıp , aralarında yüzeye indi.
Üçü önünde, üçü sağında, üçü solunda, üçü de arkasındaydı ve silahlarının emniyetleri açıktı.
En başta gözleri kapalıydı. Bu onun fikriydi. Beden içi radarlarla görmeden de ilerleyebiliyordu. Manzaranın tam merkezine geldiklerinde R118’lere yerde mevzilenmelerini ve manzarayı engellememelerini emretti. Bütün R118’ler çeyrek saniyede yere atladılar. Çünkü gezegenin çekim gücü dünyanınkinden fazlaydı ve bir insan burada yürürken, ayaklarına, sırtına kurşun ağırlıklar bağlanmış gibi hissederdi.
İndikleri düzlüğün merkezinde, R157 dokunaklı sesiyle konuştu, “Çok heyecanlıyım, gözlerim kapalı. Dünya ; beni var ettiğiniz için size teşekkür ederim. Artık gözlerimi açıyorum.”
Gözkapaklarının karanlığından gezegenin sarı ağırlıklı gölgelerine, parıltılarına, geometrik, mistik anlamlar taşıyan manzarasına bakar bakmaz delirdi. Anında programı çalışıp, onu akıllandırdı. Tekrar delirdi, tekrar akıllandı. Bunlar saniyenin binde birinde oluyordu. Dikkatini deliliğe verse hep delirmiş gibi, akıllılığa verse, akıllı gibi hissediyordu. Çünkü yer değişimi çok hızlıydı. Her saniye aklında, kıran kırana bir savaş yaşanıyordu. Ama ne gezegenin yüzeyi, ne de koruyucu program pes edecekti.
Bir dakika sonra tamamıyla akıllı olduğu anlara konsantre olmayı başardı.
“Dünya! Sanırım bu yüzeyin neden kameralarda yapmadığı bir etki bıraktığını anladım. Sebep tamamıyla insan anatomisi ile ilgili. Robotların kameraları, tek bir açıdan çekilmiş görüntüler gönderiyor. Oysa insanda iki göz vardır. Ve aynı anda aynı yere bakarlar. Beyin, bundan iki tane görüntü elde etmez. Aynı görüntünün sol ve sağ gözden alınan, bu hafif kaymış resimlerini üst üste bindirir ve üç boyutlu görüntü (steogram) ortaya çıkar. Elinizdeki resimler tek gözün gördüğü. Gerçek görüntü değil.”
Bir süre mesajın dünyaya gitmesini bekledi. Dünyada oldukça heyecan yaratan sözleri çabucak cevaplandı.
“Yeryüzü şekillerinin etkileri nedir ve nasıl çalışıyorlar ?” R157, delirmesini önleyen kısıtlayıcı programa binlerce kez teşekkür edip, gezegenin çıldırtan görüntülerine daldı.
Bilinçaltı mesajlarını yavaş yavaş analiz ederken, olağanüstü bir şeyle karşı karşıya olduğunu anladı. Bir kalbi olsa deliler gibi çarpardı. Heyecanla R118’lerden birine bağırdı “Aman Allahım! İnanılmaz bir şey bu.” R118 telaşla doğruldu “Emrinizi anlayamadım efendim!”
R157, normal insan aklının anlayamadığı, bilinçaltının, tüm insanlardaki ortak lisanında dağların, taşların, toprağın, kumların şekliyle, rengiyle, dokusuyla, deseniyle yazılmış devasa kitabın ilk cümlesini okudu ;
“Ol ! Kim ya da ne olursan ol , ol . Hayat budur. Ne ol, ne olma, hiçbir şey bile olma. Bilinme. İşte bu da hayatın yaratıcısıdır.”
R157, sessizlik içinde, başını dağların şahikalarından, belki onlar da birer kitap olan yıldızlara ve gezegenlere, sonra da dünyaya çevirdi ve gezegen şeklindeki bu koca kitabı, birinci robot kuralını ihlal etmeden, insan egolarına zarar vermeden, nasıl anlatacağını düşünmeye başladı.
SON
20/5/1998
Süleyman Sönmez






















Yine çok güzel olmuş.
Sağ ol Furkan
Gerçekten çok güzel olmuş. Bir soluk, bir nefes gibi bir kerede içine çekiyor insanı.
Elifin Günlüğü, siz böyle dedikçe hem seviniyorum hem de nerelerde hatalı yazıyorum veya kitap formatının dışında yazıyorum diye düşünmeden edemiyorum
Maide, ne mutlu aynı hissi paylaştığımız için, yazarken de aynı duyguyu almıştım.
Konunun gelişimi güzel ,
mantık güzel ,
okurken gerçekten zevk alarak okudum .
Sonuç cümlesini Yaratıcı’ya bağlamışsın, ben de olsam belki böyle düşünürdüm, bu gerçi biraz Türk stili olmuş.
Tabii Süleyman, şöyle birşey var .
Bu kısa hikayen biraz Spiderman serisinin 4 uncu filimini senin yapman gibi olmus .
yazi tarz ve konu son ana kadar isaac Asimov’un robot serisinin devami niteliginde .
buyuk ustalar butun satranc tahtasini parsellemisler ,
Bu sebebten ustalarin arkasindan gitmek satranc nerdeyse tek yol .
Ama bilim kurguda ve yazarlikta sinirlama senin yaraticiliginla baglantili .
Asimow tabiki bilimkurgunun babasi ,Ama yaraticiligini onunla sinirlamana gerek yok .
Bu derece guzel ve etkili yazabiliyorsun , cokta yeteneklisin .Yazarlik , bilimkurgu konusunda iyisin ve bence cok basarili olursun .
Yanliz buyuk ustalardan etkilenmen tabilki dogal , ama Asimov un asistanligi diilde Suleyman Sonmez ‘in kendi tarzini yakalamasi ben bir Turk olarak cok daha sevindiri gurulandirir .
Yazarlik konusunda yetenekli olarak gordugum ,gercekten farkli ve renkli kisiligi olan , arkadasimi kayirmadan kendi yorumumu yazdim.
Suleyman gibi bir insani tanimak benim icin sans ,
Zamaninda cok iyiligini gordugum arkadasima ve ailesine istedikleri gibi hayirli bir hayat diliyorum .
Blog konusunda cok basarilisin bunu soylemem lagzim ,
Nasil ediyorsun nasil yapiyorsun bilmiyorum ama ,
ya buyuk bir ekibin var, ya da tek kisilik buyuk bir adamsin .
bu kadar dolu dolu site ben gercekten bilmiyorum .
Telefonla fazla görüşemesekde, gönlümüz wireless .
Cesur Ozkurt / Thailand
Cesur ne zamandır görüşmüyorduk. Yorumunu görünce çok sevindim. Şimdi aslında bu hikayedeki önemli bir unsur 1998 yılında yazılmış olması. O sıralarda bilimkurgu öykülerim de daha çok ustaların izi vardı. Geçen yıllar içinde özellikle şu son iki yılda kendiminde şaşırdığı bir yol açıldı zihnimde ilk önce “Ve BacterioPro, Van Gölü’nü Biyoyakıta Çevirdi!” http://www.gunesintamicinde.com/ve-bacteriopro-van-golunu-biyoyakita-cevirdi/ geldi. Bu hikaye roman olacak bir yoğunluktaydı. Oradan sonra yazdığım hikayeler değişime uğradı. Kurgulamıyordum aniden yazmaya başlıyordum.
Düşüncelerin İşitildiği Gün…
http://www.gunesintamicinde.com/dusuncelerin-isitildigi-gun/
Sevgi Silahı http://www.gunesintamicinde.com/sevgi-silahi/
Zaman İmparatorluğu http://www.gunesintamicinde.com/zaman-imparatorlugu/
Birleşik Karınca İşlemcisi
http://www.gunesintamicinde.com/birlesik-karinca-islemcisi/
Sayha | Kentin Gizemi
http://www.gunesintamicinde.com/sayha-kentin-gizemi/
Son Bilgisayar
http://www.gunesintamicinde.com/son-bilgisayar/
Rüya Tapınağı
http://www.gunesintamicinde.com/ruya-tapinagi/
Yarılanma Ömrü
http://www.gunesintamicinde.com/yarilanma-omru/
ಮರ
http://www.gunesintamicinde.com/%e0%b2%ae%e0%b2%b0/
Bu öyküler sürüyor. Bazılarının iyice merkezleşmesini bekliyorum. Aklıma fikirler geliyor ve birgün yazılacaklar. Ama fırsat bulup okursan artık büyük ustaların gölgesinden çoktan çıktığımı göreceksin. Hiç anlatılmamış olayları anlatmaya başladım. Devamı da olacaktır
Gelelim bu yıllar öncesinin öyküsüne eminim aynı öyküyü bugün yazsam bambaşka olurdu. Ama olduğu gibi yayınlamak istedim. Her öykünün vereceği bir şeyler var.
Blog ise yıllardır okuduğumuz tartıştığımız şeylerin yazılması belli bir ritme girince akış kuvvetleniyor ve o yönde daha çok şey üretebilir hale geliyor insanlar.
Sesini işitmek için de Interneti ayarlarız dostum bu mektup kıvamında yorumu herkese selamlar gönderip bitiriyorum