Süleyman
SÖNMEZ 


RSS'le siteye abone olun. Gelişmeleri kaçırmayın. Favorilere ekle   EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

S P O N S O R L A R


VİZE TÜRKİYE

Vize Türkiye Yurtdışına çıkarken hangi ülkeler vize istiyor? Formlar nasıl dolduruluyor?
Ya vizeniz onaylanmazsa...
Vize Türkiye, vize işlemlerinizi konsoloslukta takip ediyor.



HAYAL PANOSU

Kişiye Özel Hediye, Hayalinizdeki Çikolatalar Sevdiklerinize en güzel hediye, fotoğraflarınızla ambalajlanmış nefis çikolatalar.


İSM-İ CAM

İsm-iCam
El işçiliği cam bordürler, tabaklar, aydınlatma ürünleri ve aynalar


Reklam vermek için tıklayın.

Kültür Sanat Birincisi

Albino Zeka

Bir gün çok zeki olduğumu farkettiğimde aslında bir albino kadar yalnız olduğumu da anlamıştım. Yaşım henüz 12 gibiydi. Tüm soruların cevabını biliyordum. Tüm sorulara el kaldırabiliyordum. Ve arka sırada oturan Hasan için dayanılmaz bir insandım. Benimle aynı sınıfta olmak ve kalkan elime sabretmek hayatını zehir ediyordu. :)

albino zeka
Fotoğraf: Darren Stone

Bir gün o söylenirken yine “çok basit, çok basit” diyerek soruya girişmiştim. Sanırım çok yüksek sesle söylemiş olmalıyım ki, Matematik öğretmenim o ince bayan sesiyle alabildiğine gürledi. “Hasan vur şunun kafasına”

Bütün sınıf güldü. Ben de kıpkırmızı olmuştum ve gülüyordum. Oysa o gün tüm zeki insanların gördüğünü gördüm. Biz azınlıktık. Gördüklerimizi kimse görmüyor, aklımızdan geçenleri kimse anlamıyordu. Biz hiçbir kitapta yazmayan ve ezberlenemeyen yeni şeyler bulabiliyorduk ve köşeye sıkışırsak çok tehlikeli oluyorduk.

Albino Zeka

Sonraki yıllarda hem matematiğin hem edebiyatın basit olması değişmeyecekti. Öylesine basitti ki soruyu 30 sn’de çözüyor ve diğerlerini beklerken kısa bir bilimkurgu hikaye fikri buluyordum. Öğretmenlerimin çoğu beni çok sevmesine karşın, bir kısmı benden kelimenin tam anlamıyla nefret ediyordu. Bu yıllar sürdü. Sonunda bir gün ne kadar yalnız olduğumu anladım. Zekam başımın belasıydı. Sırf bundan dolayı beni dövmek istiyorlar, sırf bundan bana inek ya da şirin baba diyorlardı. Zeki olmanın karşılığında tüm duyguları kaybediyordum.

Böylece lise hayatımda susmaya karar verdim. İki sene boyunca zorla sözlü yapılmadıkça soruları cevaplamadım. Sonsuz bir sessizlikte arkadaşlarımın arttığını görmeye başladım. Okul gazetesinde yazmaya başladık. Sonra hem hikaye, hem şiir dalında bir yarışmada birinci olduğumda artık okulda bana selam veren seven insanlar olmaya başladı.

Artık albino değil miydim? Maalesef albinoydum. Ben ozon tabakasındaki yırtıkları, Einstein’in özel görelilik kuramlarında eksikleri ve yoğun bir şekilde meditasyonu anlatır, her gün yanımda satranç takımı taşır ve meraklılarla oynarken, kız arkadaşlarımın tek düşüncesi basketbol takımındaki yakışıklı arkadaşlarla çıkmak, erkeklerin tek düşüncesi ise hemen bir sevgili bulmaktı.

Halen albinoydum. Lise bittiğinde benden daha albino insanları bulacaktım. Ürpertecek kadar albino zekalar. Bölümüm Bilgisayar Programcılığı’ydı ve gördüğüm en zeki erkekler ve kızlarla, bayan öğretmenlerle biraradaydım. Zeki kadınların ne kadar farklı düşündüğünü orada gördüm. DNA sarmalındaki kromozom görüntülerinden yapay zeka yazılımıyla hastalık tespiti için çalışıyordu bir öğretmenim.

Sonra bir kitap kulübünde “O”na rastladım. Açıkçası hayatım boyunca belki ilk kez zekamı dümdüz eden birisini bulmuştum. Benden sadece bir yaş büyüktü aynı okuldan mezunduk, ancak inanılmazdı. Tüm klasikleri okumuştu, ülkemizdeki tüm bilimkurguları ve bilimsel kitapların büyük bölümünü. Üstelik tıfıl tipli biri de değildi.

Kung fu’nun özel bir dalında eğitim görmüş, at kuyruğu ve sert yüzüyle gözleri kıvılcımlar saçan genç bir insandı. Hem de güzel bir kız arkadaşı ve düzenli bi yaşamı vardı.

Bana bakıyor ve daha ağzımı açtığımda cümlenin sonunu tahmin ediyordu.  Gülümsüyor ve “seni bir çok iplik demeti gibi görüyorum. Sen ortalarındasın ama ben hepsinde sona varmışım ve başka yönlere gidiyorum” diyordu.

Maalesef haklıydı. Polifazik uykuyu ilk kez ondan duydum. Uyumuyordu. Sadece 2 ya da 3 saat. Bu nedenle her şeyi yapacak zamanı buluyordu.

Bir gün benim de savunma sanatlarında eğitim aldığımı duyduğunda, çok ileri bir antremanı anlatmıştı. Sadece meditasyon yaparak gerçek bir müsabaka yapıyor gibi kasları kasmak ve hareketlerin sinyalini bedene vermek. Havada geri parende takla atabiliyordu.

Anladığınız gibi uzun zaman süperman gibi kaldı gözümde. Beynimi açmış vereceği her şeyi alıyordum.

Sonra birden birşey gördüm. Onun zekasının göremediği birşeyi gördüm.

Müthiş bir andı. O günden sonra artık hayranlığım bitti ve yavaş yavaş kendi yoluma gittim.

Gördüğümü merak ediyorsunuz. Kelimeler ifade eder mi bilmem?

O sadece benliğinin istediği şeyi öğreniyordu. Benliği o kadar güçlüydü ki ilgisini çekmeyen şeyleri öğrenmiyordu. Oysa kendisini özgür sanıyordu. Öyle ya, istediği her şeyi öğrenecek bir zekası vardı. Belki özel yetenekler ya da genetik eğilim gerektiren, resim, müzik gibi işler dışında herşeyi yapabileceğini sanıyordu.

Ancak başka bir insana tabii olamıyordu. Öğrenci olamıyordu. Başka birisi olamıyordu. Dolayısıyla öğrenemiyordu. Kibirli benliği yolunu kesmişti.

O anda zekanın farklı bir tanımını gördüm.

Zeka bir araçtı. Belli bir limitin üstündekiler, beyinlerindeki belli bölgeleri ve yetenekleri geliştirmek için ne yapılacağını görüyorlardı. Zeka bir araçtı.

Böylece bir albino olmaktan çıkıp “biyomimik” oldum. Yanında zaman geçirdiğim herkesten herşeyi öğrenmeye başladım. Dikkatle izliyor ve soruyordum. Bu şekilde normalde hiç ilgilenmediğim ve çözüm üretemediğim binlerce konu üstüme hücum etti. En başta şok oldum. Karar vermiştim ama buna hazır değildim.

Görsel sanatlar, fotoğrafçılık, hikaye yazma, şiir yazma, Heavy Metal müzikler dinleme, yemek yapma, patatesi en ideal sıcaklıkta pişirme, iki bileğinizi iki kabadayı tutarken her ikisini saf dışı edebilme, sopa kullanma, meditasyon, kiremit kırma, diş sağlığı, emlak, telefonla satış, proje yönetimi, ekip çalıştırma, programlama….

İlgi alanlarımın sonu yok gibiydi. Bu korkunç bir yüktü. Bir parçacık hızlandırıcının çalışma mekanizmasından, şiirdeki uyaklara, matematikteki karekök içindeki -1 sayısıyla çizilen 2,5 boyutlu fractallara ve 3 boyutlu dönüşüm formüllerinden, kırılması imkansız şifreleme metotlarına kadar dünya kadar şey.

O anda zekamın sınırlı olduğunu anladım. Tümünü alamıyordum.

İstediğim kadar zeki olayım, istatistik bilimini anlamam yıllarımı aldı. Periyodik tabloyu halen tümüyle ezberleyecek noktaya gelemedim. Yani herşeyi aynı anda yapamadım.

Öyleyse zeka neydi?

Herşeyi neden uzmanlık seviyesinde öğrenmek bu kadar zordu. Gerçi bu iddiamla iki farklı üniversite bitirmiş bir masteri da herşeyi bildiğimi görüp askerlik çağım da geldiği için terketmiştim. Ama ben sınırsız zeki değildim.

Bunu anladım. Ben olağanüstü zeki değildim.

Sınırları olan bir makineyle çalışıyordum.

Bu sınırları oluşturan da benliğimin kendisiydi.

Bir albinoydum. Ama görünmez adam değildim. Sadece renksizdim. Bir çok kişi için akıllıydım. Ancak gerçekten dahi değildim.

İşte o an gerçek zekanın doğasını kavramaya başladım. Bütün bilginin, o bilgi ne kadar çok olursa olsun yanında zerre kadar kalacağı, her sorunun cevabını anında verebilen, bulabilen, mekanik olmayan, asıl yaratıcı kaynak.

Hiç bir şeyi saklamayan, çünkü herşeyi gerektiğinde bildiğinden, sonsuz hareket halinde olmasına karşın kütlesi hiçlik olan müthiş bir şey.

Fizik bilimi ona karanlık madde diyor. Belki uzayın asıl doğası demek daha doğru.

Zeka oydu. Evrenin bütünsel tek parça ve sürekli sonsuz yaratım gücü ve yoktan düzen kurma becerisi olan aklıydı.

Ben zeki değildim. Sadece Albino bir Zekaydım.

Hayatın kendisi zekaydı. Devasa bir beyin gibi tüm atomaltı parçacıkları tüm enerji şekilleri ve sistemleriyle zekasının konuşmalarını görüyorduk. Bu onun kullandığı yazı dili ve formdu.

Zekanın kendisini ise kavrayamıyorduk. Bu tıpkı bir karadeliğe bakmak gibiydi. Hiçbir ışık yansımadığından bu kaynağın küçük aklımızla bağlantısını göremiyorduk.

Böylece onu aramaya başladım. Ancak bundan sonra göreceğim ve yaşayacağım şeyleri anlatmamın imkansız olduğunu da kavradım. Çünkü zeka diye bildiğimiz sınırın ötesinde niteleme sıfatlarının tümünün varolduğu asal bir düzleme, sonsuzluğa ait bir bölgeye giriş kapısı arıyordum.

Tüm noktalara eşit uzaklıkta. Tüm boyutların kalbinde. Tüm ışığın özü olan sevginin ve evrenin kalbi olan ZEKA’yı arıyordum ve eski bir paradoksu dilim tekrarlıyordu. “Onu arayarak bulamazsın, ne var ki bulanlar, sadece onu aramış olanlardır”



BU YAZIYLA İLİNTİLİ YAZILAR

MAKALE İSTATİSTİKLERİ



 
   

Yazar: Süleyman SÖNMEZ     Bu yazı toplamda 275 kez, bugünse 9 kez okundu.


Konuyu sevdiniz mi? sevdiniz mi?     Sayfayi favorilerinize eklemek için tiklayin. Sayfayı favorilere ekleyin     Yazıcı dostu sayfa   EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yazma Tarihi: 9 May, 2008 Kategori: Mistik


Sayfanın adresi: http://www.gunesintamicinde.com/albino-zeka/trackback/

Bu makalede kullanılan
Etiketler (Tags) :
, ,

        Alıntı ne demektir? Telif hakkı nedir?


VİZE TÜRKİYE



“Albino Zeka   ” makalesi için 6 yorum var.



  1. cihangir
    10 May 2008
    @ 00:58

    Bu yazın diğer yazdıklarından farklı duruyor. Genelde yazılarında kendinden pek bahsetmiyorsun ya da sadece ufak bir bölüm içinde yer veriyorsun. Bu sefer kendini konu olarak ele alman yazını daha ilginç kılmış. Beğenerek okumama rağmen, bu yazının biraz karamsar bir havası olduğunu da belirtmeliyim.


  2. Süleyman Sönmez
    10 May 2008
    @ 01:08

    Cihangir sanırım bu makaleyi biraz açmalıyım.
    Gerçekten de kendimden pek bahsetmiyorum. Kişiliğim yaptığım işin önüne geçmesin diye.

    Dikkat edersen, o yılların duygularını hatırlayıp yazdım ama asıl anlattığım ben değil, aslında bu çizdiğim bir modeldi.

    Bir çok zeki insan, bu modelde benzer şeyler hissediyor. Bir çoğuyla tanıştım, ancak aşabilenler hayata girip herşeyi görmelerine rağmen, normal biri gibi davranıyor, çoğu ise yalnızlığı seçiyor.

    Ama yıllarca çok yalnız olduğum doğru, cidden kötüydü.
    Kimseyi bulamadığımız bir dönem tek arkadaşımla Hıbır karikatür dergisine ilan vermiştik, ilgi alanlarımızı yazıp. 6 ay sonra yayınlanınca, bir çok arkadaş bulduk. İçlerinden birisi ile yıllarca görüştüm.

    Bu yazıda bir şey daha var.
    Zeki olduğunu düşünen tüm insanlar için yazdım.
    Kendi içliklerinde zeki olduklarını düşünen.

    Yazının ilk yarısının kendini beğenmişlikle dolu olmasını amaçladım. Çünkü hayatımın başında öyleydim. Ben oydum. Gün geçtikçe zekanın sonsuzluğunu anladım.

    Yazının bu maceramı ve sonunda nasıl hiç olduğumu anladığımı sezdirmesini istedim.

    Bunun için en baştan görkemli bir bencillikle başlamalıydı

    Kısacası bu yazı zeki olan kimsenin yazmadığı br yazıdır.
    Hiçbir zeki kişi ben zekiyim demez çünkü savaş anlamı taşır, hele de bunu ispatlarsa.
    Okuyucular birden savaşa girişir bunu kibir ve şımarıklık olarak görüp öfkeye kapılırlar.

    Ama bir de yazar düşündüğü kadar zeki değilse o zaman da aptal durumuna düşer

    Bu yazıyı bu kadar yıldır yazmamamın sebebi bu.
    İlk kez halk arasında bilinen zeka tanımına meydan okuma cesaretini kendimde buldum.


  3. Gazanya
    10 May 2008
    @ 08:15

    Yazı güzel olmuş. Aslında, karamsar bir yanı yok. Çoğu kişi için hep aynı düşünceler. Belli bir dönemde çok zekiyim, hemen öğrenebiliyorum, her şeyi öğreneceğim havasıyla olabiliyor insan. Fakat, sonunda anlıyor ki, insan her şeyi öğrenemiyor. Her dalın kendine has bir ustası var…

    Fakat, şu 2 saat uyuma işini yapamıyorum, sadece 3 gün durabiliyorum. 4. gün 13-14 saat öcünü alıyor vücudum :) hehehehehe.

    Yazı güzel olmuş, klavyene sağlık :)


  4. k.d.v
    10 May 2008
    @ 10:59

    “BİZ DİLEDİĞİMİZİ DERECELERLE YÜKSELTİRİZ. VE HER BİLGİ SAHİBİNİN ÜSTÜNDE DAHA İYİ BİR BİLEN VARDIR.” Yusuf Suresi, 76. Ayet


  5. Ymungan
    10 May 2008
    @ 13:30

    Bilmek yük , bildiğini farketmek benliğe zulümdür.
    Ama yine de bilmemekten evladır.

    Kaldırabileceğimiz kadarına sahip olmak , esir olmamayı başarabilmek en güzelidir.

    Zira sınavlar hep aynı temele dayanır.


  6. Gökhan ATMACA
    10 May 2008
    @ 21:05

    Müthiş bir yazı gerçekten, son zamanlarda derlediğiniz, düşüncelerinizi aktardığını en etkileyici yazınız. Kurguladığınız model, dokunmaya çalıştığınız o son nokta yazının bence doruk noktası idi. Sorumuz zeka idi ve bu soru hala var herkes kendi nezdinde tanımaya çalışırken ve bulamazken hâlâ var - aramayanlarımız da var.

    “Hayatın kendisi zekaydı. Devasa bir beyin gibi tüm atomaltı parçacıkları tüm enerji şekilleri ve sistemleriyle zekasının konuşmalarını görüyorduk. Bu onun kullandığı yazı dili ve formdu.”

    İşte bu paragraf nice şimşekler çaktırıyor…


  7. Fulden Elif AYDIN
    11 May 2008
    @ 18:24

    “Onu arayarak bulamazsın, ne var ki bulanlar, sadece onu aramış olanlardır.”


  8. Uğur Samsa
    12 May 2008
    @ 00:15

    Sorulara erken yanıt vermenizin müfakatı olarak Hasan’ın kafanıza vurması hoş olmasa da devam etmeniz ve yılmaman çok güzel Süleyman abi.

    Geldiğin noktayı GTI’deki yazılarda görebiliyoruz. Her ne kadar istemesende arada kişiliğini iişinin önüne geçir ya da bu şekilde bize biraz kendinden bahset. Bir insan hakkında (özellikle sevdiğim insanlar) yazılmış yazılarla, çekilmiş belgesellerle zaman geçirmek çok hoşuma gidiyor. Bu yazı da öyle bir yazıydı. Teşekkürler.



* Gravatar kullanan tüm sitelerde yorumunuzun yanında sembolünüzün olması için www.gravatar.com'a resim yüklemelisiniz.


YORUM YAZMADAN ÖNCE:


Türkçe yazanlar için hatırlatmalar;

* Cümle büyük harfle başlar, nokta ile biter.
* Noktadan sonra boşluk bırakılır, yeni cümle başlar.
* "gelcem, gitcem, gidiyom" denmez "geleceğim, gideceğim, gidiyorum" denir.
* "Herkez" denmez "herkes" denir.
* "Yaaaa" çok laubali bir sözdür.
* "bU şEkiLDE" yazmak sadece okuyanı yorar.
* "Yanlız" değil "Yalnız" denir.
* "ğ" harfi "g" şeklinde yazılamaz.
* "Dahi" anlamındaki "de" ayrı yazılır. Yani "Bende, sende" denmez, "Ben de, sen de" denir.
* "Geldimi?" yazılmaz "Geldi mi?" yazılır. Soru takıları ayrı yazılır. "OKmi?" değil, "Tamam mı?" denir.
* "ahmet, belgin, duru" denmez. "Ahmet, Belgin, Duru" denir. Özel isimlerin, illerin, ülkelerin ilk harfleri büyük yazılır.
* "ki" eki, bağlaç olarak kullanılıyorsa ayrı, iyelik eki olarak kullanıyorsa birleşik yazılır.
* "v" yerine "w" yazılmaz...
...
Yani Türkçe, Türkçe yazılır. MSN Türkçesiyle değil.

* Yurtdışından yazan, Türkçe klavyesi olmadığından ğ, ş, ü, ç, ö, ı harflerini yazamayanlar için:

Lütfen buraya tıklayın, yazınızı yazın ve "Türkçeleştirdikten" sonra, seçip yandaki kutuya yapıştırın. Teşekkürler.

TÜRKÇE YAZ KAMPANYASI

* Web siteniz varsa lütfen "TÜRKÇE YAZ" kampanyasına katılın. Sitenizi onur listemize ekleyelim. Detaylı bilgi için tıklayınız.

* Eğer konuyla ilgili değil, güzel Türkçe kullanımı için yorum yazmak istiyorsanız, lütfen Türkçe Yaz Kampanyası'nın sayfasına buyrun.

SİZİN FİKRİNİZ NE? YORUM YAZIN


Lütfen bu makaleyi eleştirin. Aradıklarınızı buldunuz mu?
Sizin için yeterli mi? Neler eklense daha iyi olurdu?
Eğer beğendiyseniz hangi unsurlar çok iyiydi? İç kalite sistemimizin gelişmesi için yorumlarınıza ihtiyacımız var.






Google
 



YAZI ARŞİVİ : Bu sitede tümü orijinal, özenle hazırlanıp araştırılan, yüzlerce yazı ve görsel var. Dilerseniz ana sayfamıza bir göz atın ya da konu listemizden seçin. İyi okumalar.